Perşembe, Ekim 1, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aşk Bir Tekrar mıdır?

Geçmiş ilişkilerimizin bugünkü seçimlerimizdeki izleri

Birini neden severiz? Neden bazı insanlar daha ilk karşılaşmada bize yakın gelirken bazılarına karşı aynı duyguyu hissetmeyiz? Hatta bazen hayatımıza giren kişiler değişse bile yaşadığımız ilişkilerin birbirine benzediğini fark ederiz. Belki de bu yüzden bir noktada kendimize şu soruyu sorarız: “Ben neden hep benzer insanları seçiyorum?” Birine âşık olmamız yalnızca onun karakteri, görünüşü ya da ortak noktalarımızla mı ilgilidir? Yoksa geçmişte kurduğumuz ilişkilerin, özellikle de çocukluk döneminde yaşadığımız ilk duygusal bağların, kimi sevdiğimiz üzerinde düşündüğümüzden daha fazla etkisi olabilir mi?

Geçmiş gerçekten geçmişte mi kalır?

Geçmiş denildiğinde çoğu zaman aklımıza hatırladığımız anılar gelir. Oysa geçmiş deneyimlerimiz yalnızca hatırladığımız olaylardan ibaret değildir. İnsanlara ne kadar güvenebildiğimiz, yakınlıktan ne beklediğimiz, sevilmeyi nasıl algıladığımız ve kaybetme ihtimali karşısında nasıl hissettiğimiz de zaman içerisinde şekillenir. Psikanalitik yaklaşım bu noktada erken dönem ilişkilerimizin önemine dikkat çeker. Freud, yetişkinlikte kurulan sevgi ilişkilerini ele alırken erken dönem deneyimlerinin daha sonraki “nesne seçimi” üzerinde etkili olabileceğini öne sürmüştür. Psikanalitik anlamda nesne, kişinin duygu ve dürtülerini yönelttiği kişiyi ifade eder. Bu açıdan baktığımızda yeni bir ilişkiye tamamen boş bir sayfayla başlamıyor olabiliriz. Geçmişten getirdiğimiz beklentilerimiz, korkularımız, ihtiyaçlarımız ve ilişki kurma biçimlerimiz de bizimle birlikte o ilişkinin içine girer. Elbette bu, çocuklukta yaşadığımız her şeyin yetişkinlik ilişkilerimizi doğrudan belirlediği anlamına gelmez. İnsan yaşamı ve ilişkileri bundan çok daha karmaşıktır. Ancak geçmişte kurduğumuz bağların bugünkü ilişkilerimizi nasıl algıladığımız üzerinde iz bırakabileceğini söylemek mümkündür.

Neden tanıdık olanı seçeriz?

Bazen bir insanı neden sevdiğimizi açıklamak kolay değildir. Karşımızdaki kişinin bir davranışı, konuşma şekli veya bize yaklaşımı garip bir biçimde tanıdık gelebilir. Üstelik bu tanıdıklığın nereden geldiğini her zaman fark etmeyiz. Psikodinamik yaklaşıma göre geçmişte yaşadığımız bazı ilişki örüntülerini daha sonraki ilişkilerimizde yeniden yaşayabiliriz. Freud’un “tekrarlama zorlantısı” kavramı da geçmişte yaşanan bazı deneyimlerin farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkabilmesiyle ilişkilidir. Burada tekrar eden şey her zaman aynı özelliklere sahip insanlar değildir. Örneğin hayatımıza giren kişiler birbirinden tamamen farklı olabilir ama ilişkilerin sonunda kendimizi sürekli değersiz, terk edilmiş, yetersiz veya ulaşmaya çalışan taraf olarak bulabiliriz. Belki de bazen aynı insanları değil, aynı duyguyu tekrar tekrar seçiyoruzdur.

Bağlanma biçimimiz ilişkilerimize nasıl yansır?

Geçmiş ilişkilerimizin bugünkü ilişkilerimiz üzerindeki etkisini anlamaya yardımcı olan yaklaşımlardan biri de bağlanma kuramıdır. John Bowlby’nin çalışmalarına dayanan bağlanma kuramı, çocuk ile bakım veren kişi arasındaki erken ilişkinin yakınlık ve güven deneyiminin gelişiminde önemli olduğunu öne sürer. Daha sonraki araştırmalar ise bağlanma yaklaşımını yetişkin romantik ilişkileri açısından da ele almıştır. Hepimiz ilişkilerde yakınlığa aynı şekilde yaklaşmayız. Bazı insanlar sevdiği kişiyle yakınlık kurarken kendisini daha güvende hissedebilir. Bazıları karşısındaki kişiyi kaybetmekten veya yeterince sevilmemekten daha fazla endişe duyabilir. Bazıları için ise fazla yakınlaşmak rahatsız edici olabilir ve ilişki ciddileştikçe geri çekilme ihtiyacı ortaya çıkabilir. Bu nedenle bir ilişkide gördüğümüz davranışların arkasında her zaman ilk düşündüğümüz neden bulunmayabilir. Sürekli “Beni gerçekten seviyor mu?” diye düşünen bir kişinin yaşadığı şey yalnızca fazla düşünmek olmayabilir. Aynı şekilde ilişki yakınlaştığında uzaklaşmaya başlayan birinin davranışını doğrudan sevgisizlik olarak yorumlamak da yeterli olmayabilir. Bazen mesele, kişinin yakınlıkla nasıl bir ilişki kurduğu olabilir.

Aşkta yalnızca karşımızdaki kişiyi mi arıyoruz? Belki de aşkın en ilginç taraflarından biri burada ortaya çıkıyor. Bir başkasında yalnızca o kişiyi mi görüyoruz, yoksa kendi geçmişimizden bazı parçalar da mı buluyoruz? Sevilmek, seçilmek ve değer görmek yalnızca romantik ilişkiyle ilgili değildir. Bunlar aynı zamanda kişinin kendisini nasıl gördüğüyle de bağlantılıdır. Bu nedenle bazen partnerimizin oldukça küçük bir davranışı bizde beklediğimizden çok daha yoğun bir duygu yaratabilir. Bir mesajın geç gelmesi yalnızca geç gelen bir mesaj gibi hissettirmeyebilir. Kısa süreli bir mesafe, terk edilme korkusunu ortaya çıkarabilir. Karşımızdaki kişinin ilgisiz olduğu bir an, kendimizi değersiz hissetmemize neden olabilir. O anda yaşadığımız duygu yalnızca bugüne ait olmayabilir. Psikodinamik yaklaşımın önemli kavramlarından biri olan aktarım, geçmişte önemli kişilerle ilişkili duygu ve beklentilerin daha sonraki ilişkilerde yeniden ortaya çıkabilmesini anlatır. Kavram özellikle terapi ilişkisi içerisinde önemli olsa da geçmişte oluşan beklentilerin bugünkü ilişkileri nasıl algıladığımızı etkileyebileceğini anlamak açısından da değerlidir. Bazen karşımızdaki insanın yaptığı şey ile bizim onun davranışına yüklediğimiz anlam aynı olmayabilir.

Peki aynı hikâyeyi tekrar etmek zorunda mıyız? Geçmişimizin ilişkilerimizi etkileyebileceğini düşünmek biraz karamsar gelebilir. Eğer geçmiş deneyimlerimiz seçimlerimiz üzerinde etkiliyse sürekli aynı ilişkileri yaşamaya mahkûm muyuz? Hayır. Tam tersine, tekrar eden ilişki örüntülerini fark etmek değişimin başlangıcı olabilir. Belki de “Neden hep böyle insanlar karşıma çıkıyor?” sorusunun yanına birkaç soru daha eklemek gerekir: Bir ilişkide benim için sürekli tekrar eden duygu ne? Yakınlaştığımda ne hissediyorum? Kaybetmekten mi korkuyorum, yoksa birinin bana fazla yaklaşmasından mı?

Karşımdaki kişiden aslında hangi ihtiyacımı karşılamasını bekliyorum?

Ve belki de en önemlisi: Bana tanıdık gelen şey gerçekten güvenli olduğu için mi tanıdık, yoksa yalnızca alışık olduğum için mi? Bu soruların herkes için geçerli tek bir cevabı yoktur. Fakat kendi ilişki örüntülerimizi fark etmek, neden bazı ilişkilerin içerisinde tekrar tekrar aynı yerde bulunduğumuzu anlamamıza yardımcı olabilir.

Aşk sadece bugünde yaşanmayabilir

Aşkı yalnızca psikanalizle veya tek bir psikolojik kuramla açıklamak elbette mümkün değildir. Biyolojik süreçler, kişilik özellikleri, kültür, sosyal çevre ve yaşadığımız deneyimler romantik ilişkilerimizi farklı biçimlerde etkileyebilir. Ancak psikodinamik yaklaşım ve bağlanma kuramı bize önemli bir noktayı hatırlatıyor: Yeni bir ilişkiye başladığımızda oraya yalnızca bugünkü hâlimizle gitmiyoruz. Geçmiş ilişkilerimizden öğrendiklerimizi, yakınlığa dair beklentilerimizi, korkularımızı ve belki de karşılanmasını beklediğimiz bazı ihtiyaçlarımızı da beraberimizde götürüyoruz. Belki de bu yüzden bazı insanlar bize daha ilk karşılaşmada açıklayamadığımız kadar tanıdık geliyor. Ve belki aşk hakkında sorabileceğimiz en güzel sorulardan biri şu: Birini sevdiğimizde yalnızca karşımızdaki kişiye mi âşık oluyoruz, yoksa onda geçmişimizden tanıdığımız bir parçayla da mı karşılaşıyoruz?

Kaynakça

  • Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. Basic Books.
  • Freud, S. (1914). Remembering, repeating and working-through. Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, 12, 145–156.
  • Freud, S. (1914). On narcissism: An introduction. Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, 14, 67–102.
  • Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.
  • Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2016). Attachment in Adulthood: Structure, Dynamics, and Change (2nd ed.). Guilford Press.
Yağmur Yürük
Yağmur Yürük
Psikoloji lisans eğitimim süresince, insan zihninin karmaşıklığını ve davranışların ardındaki dinamikleri anlamaya yönelik akademik ve kişisel yolculuğumu sürdürüyorum. Psikoloji benim için yalnızca teorik bir disiplin değil; insanı, ilişkileri ve iç dünyayı daha derinlikli kavramanın bir yolu. Yazmak, düşüncelerimi düzenlemenin ve öğrendiklerimi paylaşmanın en samimi araçlarından biri. Psychology Times’ta yer alarak farklı bakış açıları geliştirmeyi amaçlıyorum. İlerleyen yıllarda klinik psikoloji ve psikanaliz alanlarında uzmanlaşmayı hedefliyorum. Yazılarımda psikolojiyi bilimsel temellere dayalı, anlaşılır ve insan deneyimini merkeze alan çok katmanlı bir perspektifle ele alıyorum, okuyucuyla anlamlı bir bağ kurmayı önemsiyorum ve paylaşımı destekliyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar