Zihnin İçinde Kaybolmak: Düşünmekten Düşüncelerin İçinde Sıkışmaya
Bazı geceler uyumak için yatağa girdiğimizde bedenimiz dinlenmeye hazırlanırken zihnimiz günün geri kalanını yaşamaya devam eder. Gün içinde söylenmiş bir cümle yeniden akla gelir. Bir bakışın anlamı sorgulanır. Verilmiş bir karar tekrar değerlendirilir. Ardından henüz gerçekleşmemiş bir durum hakkında farklı ihtimaller düşünülmeye başlanır. Bir düşünce diğerini çağırırken zihnin içinde görünmez bir trafik oluşur.
Düşünmek yaşamın doğal bir parçasıdır. Yaşadıklarımızı anlamlandırmamıza, seçimlerimizi değerlendirmemize ve karşılaştığımız problemlere çözüm bulmamıza yardımcı olur. Ancak düşünce, çözüm arayışından uzaklaşıp aynı noktada dönmeye başladığında işlevini değiştirebilir. Bu noktada kişi artık bir problemi çözmekten çok, zihninde aynı problemi yeniden yaşamaya başlayabilir.
Bir Sorunu Çözmek mi, Aynı Soruyu Tekrar Etmek mi?
Bir konu hakkında düşünmek ile aynı konu üzerinde sürekli dönüp durmak arasında önemli bir fark vardır. İşlevsel düşünme genellikle kişiyi bir sonuca, karara veya eyleme götürür. “Ne yapabilirim?” sorusu somut bir adıma dönüşebilir.
Aşırı düşünmede ise sorular çoğalırken cevaplar azalır. Kişi “Neden böyle oldu?”, “Başka türlü davransaydım ne olurdu?”, “Acaba bundan sonra ne olacak?” gibi sorular arasında gidip gelebilir. Geçmiş değiştirilemediği, gelecek ise henüz yaşanmadığı için kesin bir cevap bulunamaz. Buna rağmen zihin cevap aramayı sürdürür.
Psikolojide bu tür tekrarlayıcı düşünce süreçleri ruminatif düşünmeyle ilişkilendirilebilir. Ruminasyon, kişinin özellikle olumsuz yaşantılar, duygular veya problemler üzerinde tekrarlayan biçimde zihinsel olarak yoğunlaşmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, çok düşünmenin tek başına bir sorun olmadığıdır. Önemli olan düşüncenin kişiyi nereye götürdüğüdür.
Belirsizlikle Yaşamak Neden Bu Kadar Zor?
Zihin belirsizliği azaltmak ister. Ne olacağını bilmek, çoğu zaman kişiye kontrol hissi verir. Bu nedenle gelecekte karşılaşabileceğimiz durumları önceden düşünmek aslında koruyucu bir işlev taşıyabilir.
Fakat belirsizliği tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir.
“Ya işler ters giderse?” sorusuna verilen her cevap yeni bir “ya” sorusu doğurabilir. Kişi bir ihtimali düşündüğünde başka bir ihtimali fark eder ve zihinsel süreç yeniden başlar. Böylece düşünmek, hazırlık yapmaktan çıkıp kontrol edilemeyen bir geleceği kontrol etmeye çalışma çabasına dönüşebilir.
Bazen zihnin ısrarla cevap aramasının nedeni gerçekten cevaba ihtiyacımız olması değil, cevapsız kalmaya tahammül etmekte zorlanmamızdır.
Geçmişin İçinde Yaşamak, Geleceğin İçinde Kaybolmak
Aşırı düşünme yalnızca gelecekle ilgili değildir. Geçmiş de zihnin uzun süre takılı kalabileceği bir alan olabilir.
“Keşke bunu söylemeseydim.”
“Neden öyle davrandım?”
“Farklı davransaydım ne olurdu?”
Geçmişi yeniden değerlendirmek bazı deneyimleri anlamlandırmamıza yardımcı olabilir. Ancak değiştirilemeyecek bir olayı defalarca zihinsel olarak yeniden kurmak, kişiyi bugünden uzaklaştırabilir.
Benzer biçimde gelecek hakkında sürekli senaryo üretmek de kişinin henüz yaşanmamış durumların duygusal yükünü bugünden taşımasına neden olabilir. Böylece beden bulunduğu anda, zihin ise başka bir zamanda yaşamaya başlar.
Düşünce ile Gerçeklik Arasındaki Mesafe
Zihnimizden geçen her düşünce bir gerçek değildir. Ancak özellikle kaygının yoğun olduğu dönemlerde düşünceler gerçekliğin kendisiymiş gibi algılanabilir.
Bir kişinin mesajımıza geç cevap vermesi, “Bana kızgın” düşüncesini doğurabilir. Fakat bu düşünce, karşı tarafın gerçekten kızgın olduğu anlamına gelmez. Arada doldurulmayı bekleyen bir belirsizlik vardır.
Bu nedenle düşünceyi gerçeklikten ayırabilmek önemli bir psikolojik beceridir. “Böyle olduğunu düşünüyorum” ile “Bunun böyle olduğunu biliyorum” arasında önemli bir fark bulunur.
Bazen zihinsel yükü azaltan şey, düşüncenin içeriğini değiştirmekten önce onun bir düşünce olduğunu fark etmektir.
Zihni Susturmak Mümkün mü?
Aşırı düşünmeyle baş etmek, zihni tamamen sessiz hale getirmek değildir. İnsan zihni düşünmeye devam edecektir. Asıl mesele, ortaya çıkan her düşüncenin peşinden gitmek zorunda olmadığımızı fark edebilmektir.
Kişi kendisine “Bu düşünce şu anda bir çözüm üretiyor mu, yoksa aynı yerde mi dönüyorum?” diye sorabilir. Eğer cevap ikinci seçenekteyse, düşünceyi sürdürmek yerine dikkatini somut ve kontrol edilebilir bir noktaya yönlendirebilir.
Düşünceleri yazıya dökmek, kısa süreli bir yürüyüşe çıkmak, bedensel duyumlara odaklanmak veya gün içinde zihinsel olarak yoğunlaşmak için belirli bir zaman ayırmak bu farkındalığı destekleyebilir. Amaç düşünceleri kovmak değil, onlarla araya sağlıklı bir mesafe koyabilmektir.
Çünkü bazen zihnin ihtiyacı yeni bir cevap değildir.
Bazen ihtiyaç duyduğu şey, her sorunun hemen cevaplanamayacağını kabul edebilmektir.
Belirsizliğin tamamen ortadan kalkmadığı bir yaşamda psikolojik esneklik, her şeyi önceden düşünerek kontrol etmekten çok; kontrol edemediğimiz alanlarla karşılaştığımızda kendimize güvenebilmeyi öğrenmekle gelişir. Zihin her ihtimali hesaplamak zorunda değildir. Bazen yaşamın içinde kalabilmek, zihnin bütün sorularını cevaplamadan da yolumuza devam edebilmektir.

