Cuma, Ekim 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Sözler değil, eylemler”

“Sözler Değil, Eylemler”

Bazen bir insanın bize ne söylediğinden çok, söylediklerinin hayatındaki karşılığını görmek gerekir. Çünkü konuşmak kolaydır. Bir şeyi istemek, söz vermek, sevdiğini söylemek, değişeceğini anlatmak… Bunların hepsi birkaç cümleyle yapılabilir. Asıl mesele, o cümlelerin davranışlara dönüşüp dönüşmediğidir.

Hayatımızda bazı insanlar vardır; çok güzel konuşurlar ama söyledikleriyle yaptıkları arasında büyük bir fark vardır. Bir gün “Sen benim için çok önemlisin” derler, başka bir gün ihtiyaç duyduğumuzda ortada olmazlar. “Seni kırmak istemiyorum” derler ama aynı davranışı tekrar tekrar yaparlar. “Değişeceğim” derler fakat hiçbir şey değişmez.

Bir süre sonra insan neye inanacağını şaşırabiliyor.

Çünkü sözler umut verir. Özellikle de değer verdiğimiz birinden geliyorsa, söylediklerine inanmak isteriz. Bazen gördüğümüz gerçeği değil, duymak istediğimiz şeyi seçeriz. Birinin değişeceğine, bizi gerçekten anlayacağına ya da bu kez farklı davranacağına inanmak bize daha kolay gelebilir.

Ama ilişkilerde güven yalnızca güzel cümlelerle oluşmaz.

Bir insanın bize verdiği değeri çoğu zaman davranışlarında görürüz. Bizi dinleyişinde, zor zamanımızda yanımızda oluşunda, sınırlarımıza gösterdiği saygıda, yaptığı hatanın sorumluluğunu alıp almadığında… Bunlar sessiz ama çok güçlü mesajlardır.

Elbette herkes zaman zaman söylediğiyle yaptığı arasında tutarsızlık yaşayabilir. Hepimiz hata yapabilir, verdiğimiz bir sözü yerine getiremeyebiliriz. Burada önemli olan hiç hata yapmamak değil; fark ettiğimizde sorumluluk almak ve davranışımızı değiştirmek için gerçekten çaba göstermektir.

Çünkü samimiyet, yalnızca özür dilemekle değil, aynı davranışın tekrar etmemesi için gösterilen çabayla da kendini gösterir.

Bazen bir ilişkide çok fazla açıklama ararız. “Neden böyle yaptı?”, “Acaba aslında ne demek istedi?”, “Beni seviyor mu?” diye zihnimizde uzun uzun düşünürüz. Oysa bazı soruların cevabı, karşımızdaki kişinin tekrar tekrar yaptığı davranışlarda zaten vardır.

Birinin bizi sevdiğini söylemesi elbette değerlidir. Fakat sevgiyi yalnızca söylenen bir cümle olarak değil, günlük hayattaki küçük davranışlarda da görmek isteriz. Bizi merak etmesi, verdiği sözleri hatırlaması, zorlandığımızı fark etmesi, bizi değiştirmeye çalışmadan olduğumuz halimizle kabul etmesi… Bazen bütün bunlar uzun uzun anlatılan duygulardan çok daha fazlasını söyler.

Bu yüzden insanın zaman zaman kendisine şu soruyu sorması önemli: Ben bu kişinin söylediklerine mi tutunuyorum, yoksa yaşadıklarıma mı bakıyorum?

Çünkü bazen birinin ne söylediğini anlamaya çalışırken, aslında bize nasıl davrandığını gözden kaçırabiliyoruz.

Sözler elbette önemlidir. Duygularımızı ifade etmemizi, birbirimizi anlamamızı ve bağ kurmamızı sağlar. Fakat sözlerin davranışlarla desteklenmesi, ilişkinin güven veren tarafını oluşturur.

Ancak ilişkilerde kendimizi korumanın yollarından biri, yalnızca duyduklarımıza değil, gördüklerimize de alan açmaktır. Bir insanın söylediği şey ile yaptığı şey arasında sürekli bir mesafe varsa, o mesafeyi görmezden gelmek zamanla bizi yorabilir.

Çünkü bazen en açık cevap, hiç söylenmeyen bir cümlede değil, tekrar tekrar sergilenen bir davranışta saklıdır.

Belki de bazı insanları anlamak için daha fazla konuşmaya değil, biraz daha dikkatli bakmaya ihtiyacımız vardır.

Göksu Dilşat İnalkaç
Göksu Dilşat İnalkaç
Göksu Dilşat İnalkaç, lisans eğitimini Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde tamamlamıştır. Yüksek lisans eğitimini Beykoz Üniversitesi Klinik Psikoloji programında sürdürmüş; bu süreçte insan davranışlarını, ruhsal süreçleri ve psikopatolojiyi hem kuramsal hem de uygulamalı düzlemde ele alma imkânı bulmuştur. Eğitim hayatı boyunca psikoloji alanındaki güncel yaklaşımları takip etmiş; çeşitli eğitim programlarına, atölye çalışmalarına ve mesleki gelişim odaklı etkinliklere katılarak bilgi birikimini sürekli olarak geliştirmiştir. Klinik psikoloji perspektifini, bireyin yalnızca bireysel ruhsal süreçleriyle sınırlı görmeyen; toplumsal, kültürel ve ilişkisel bağlamları da dikkate alan bir çerçevede ele almaktadır. Yazı çalışmalarında ruh sağlığı alanındaki konuları toplumsal meselelerle birlikte değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Köşe yazılarında bireyin yaşadığı psikolojik sorunların yalnızca kişisel değil, aynı zamanda sosyal dinamiklerle ilişkili olduğuna vurgu yapar. Modern yaşamın birey üzerindeki psikolojik etkileri, ilişkiler, duygusal sınırlar, toplumsal roller ve ruh sağlığı farkındalığı yazılarının temel odak noktaları arasındadır. Akademik bilgisini anlaşılır ve profesyonel bir dil aracılığıyla aktarmayı önemser, psikoloji bilgisinin yalnızca akademik çevrelerle sınırlı kalmaması gerektiğini savunur. Yazılarını, okuyucunun düşünmesini teşvik eden; bilimsel temeli olan, ancak gündelik hayatla temas eden bir yaklaşımla kaleme almaktadır. Amacı, ruh sağlığı alanında doğru bilgiyi yaygınlaştırmak ve bireylerin hem kendileriyle hem de yaşadıkları toplumla ilgili farkındalıklarını artırmaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar