Meme kanseri sonrası mastektomi geçiren iki kadın düşünün. Biri, ameliyat izini zamanla yaşadığı sürecin bir parçası olarak görmeye başlıyor, bedenini eskisinden farklı, ancak hâlâ kendine ait hissediyor. Diğeri ise aynı izi her gün aynada uzun uzun inceliyor, protez giymeden dışarı çıkamıyor ve bedeninin artık “tamamlanmamış” olduğu düşüncesinden kurtulamıyor. Aynı hastalık ve benzer bir bedensel kayıp, fakat farklı psikolojik deneyimler. Bu fark nereden kaynaklanıyor olabilir?
Burada önemli bir netlik gerekiyor: “travma” kelimesini, TSSB (travma sonrası stres bozukluğu) tanısına yol açan klinik anlamıyla değil, kişinin bedenine, benliğine ve geleceğine dair temel varsayımlarını sarsan, son derece zorlayıcı yaşam deneyimleri anlamında kullanıyoruz (Tedeschi ve Calhoun, 2004). Nitekim meme kanseri potansiyel olarak travmatik bir stres kaynağı olsa da, hastaların büyük çoğunluğunda klinik TSSB tablosuna yol açmıyor; araştırmalar kanser deneyiminin kimi hastada travma sonrası stres belirtileriyle, kimi hastada travma sonrası büyümeyle, kimi zaman da ikisiyle birlikte seyredebildiğini gösteriyor (Jim ve Jacobsen, 2008; Parikh vd., 2015). Dolayısıyla bir kanser deneyiminin kişi için ne ölçüde “travmatik” olduğu, olayın kendisinden çok kişinin ona yüklediği anlamla ve bu anlamı işleme biçimiyle ilgilidir. Mastektomi gibi deneyimlerde travma yalnızca “yaşanan” bir olay değildir; bedenin görünümünü ve kişinin bedeniyle kurduğu ilişkiyi de doğrudan değiştirebilir. Bu nedenle yalnızca “travmadan sonra kişi nasıl düşünüyor?” değil, “travmadan sonra kişi bedenini nasıl deneyimliyor?” sorusu da önemlidir.
Bir uçta: beden bir tehdit alanına dönüşmesi
Beden dismorfik bozukluğu (BDD), kişinin görünümünde gerçekte bulunmayan ya da başkaları tarafından çok hafif olarak değerlendirilen bir kusurla aşırı biçimde meşgul olmasıyla karakterize edilen klinik bir tablodur (APA, 2013). Kavramın kökeni, Enrico Morselli’nin 1886’da “dismorfofobi” terimini kullanmasına kadar uzanıyor (André vd., 2022; Morselli, 1886). BDD’de görünümle ilgili yoğun uğraşıya ayna kontrolü, görünümü başkalarıyla kıyaslama, kusuru kamufle etme veya aynalardan kaçınma gibi tekrarlayıcı davranışlar eşlik edebilir ve tablo belirgin işlevsellik kaybına yol açabilir. Genel toplumda görülme sıklığının yaklaşık %1–2 olduğu, estetik cerrahiye başvuran gruplarda ise oranların daha yüksek olabildiği bildirilmektedir (Tadisine vd., 2013).
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekmektedir: beden imgesinden duyulan rahatsızlık ile BDD aynı şey değildir. Meme kanseri ve mastektomi sonrasında bedenin değişimine ilişkin üzüntü, utanç, sosyal çekinme veya görünümden hoşnutsuzluk oldukça sık bildirilen deneyimlerdir. Sistematik ve kapsam derlemeleri, meme kanseri cerrahisinin beden imgesi üzerinde önemli etkiler yaratabildiğini göstermektedir (Battistello vd., 2024; Torrisi, 2021). Ancak bu tür beden imgesi sorunlarının varlığı tek başına BDD tanısı anlamına gelmez. BDD’de görünümle ilgili yoğun uğraşıya, tekrarlayıcı davranışlar veya zihinsel eylemler ve klinik olarak belirgin sıkıntı ya da işlevsellik kaybının eşlik etmesi gerekmektedir (APA, 2013). Bu nedenle mastektomi sonrası beden imgesi rahatsızlığı ile BDD, bazı ortak özelliklere sahip olabilen ancak klinik olarak birbirinden ayrılması gereken süreçler olarak değerlendirilmelidir.
BDD’nin her zaman çocukluk ya da ergenlik döneminden başlayan bir bozukluk olması da gerekmez. Gabbay ve arkadaşları (2002), daha önce psikiyatrik öyküsü bulunmayan iki hastada tıbbi hastalık sonrasında BDD belirtilerinin ortaya çıktığını bildirmiş, inflamatuvar süreçler ve serotonin sentezindeki değişiklikleri olası biyolojik mekanizmalar olarak tartışmıştır. Ancak iki olguya dayanan bu bulgular genel bir nedensel açıklama olarak değil, bir hipotez olarak değerlendirilmesi gerektiği önerilmiştir.
Mastektomi bağlamında beden değişiminin psikolojik anlamı daha da görünür hâle geliyor. Genç ve orta yaşlı meme kanseri hastalarıyla yapılan fenomenolojik çalışmada katılımcılar, meme kaybını kadınlık, bütünlük ve bedenle kurdukları ilişki açısından anlamlandırmış, bazı katılımcılarda aynaya bakmaktan kaçınma ve protez kullanmadığında görünümünün “bozulduğu” düşüncesi gibi deneyimler ortaya çıkmıştır (Gu vd., 2025). Ancak çalışma BDD tanısı koymayı amaçlamamaktadır. Bulgular, mastektomi sonrasında bedenin kişinin kendilik algısı açısından nasıl bir tehdit alanına dönüşebileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu nedenle bedenin “düşman” hâline gelmesinden çok, kişinin bedenini sürekli izlenmesi, saklanması veya kontrol edilmesi gereken bir nesne olarak deneyimlemesi söz konusu olabilir. Bu süreç BDD ile aynı değildir, ancak beden imgesi bozulması, kaçınma, kamuflaj ve tekrarlayıcı görünüm kontrolü gibi ortak özellikler bulunabilir.
Diğer uçta: bedenin yeniden müzakere edilmesi
Tedeschi ve Calhoun’un (1996) klasik modeli, travma sonrası büyümeyi kişisel güç, başkalarıyla ilişkiler, yeni olasılıklar, hayata dair takdir ve manevi/varoluşsal değişim olmak üzere beş temel alanda ele alır. Bu boyutların hiçbirinin merkezinde beden doğrudan yer almaz. Fakat mastektomi gibi bedeni değiştiren travmatik deneyimlerde kişinin “kim olduğunu” yeniden düşünmesi, bedenini nasıl deneyimlediğinden bağımsız değildir.
Gorven ve du Plessis (2021), meme kanseri sonrasında ortaya çıkan corporeal posttraumatic growth (bedensel travma sonrası büyüme) kavramını tartışmıştır. Bedenle yeniden bağlantı kurma, fiziksel benliğe yönelik takdirin artması, bedensel sorumluluk duygusunun gelişmesi ve bedenle olumlu bir özdeşleşmenin yeniden kurulması bu yaklaşımın temel unsurlarıdır. Bulgular, kayıp ve parçalanmışlık duygusundan bedenle yeni bir ilişki kurmaya uzanan karmaşık bir sürece işaret etmektedir. Bu bakımdan beden, PTG’nin yalnızca sonuçlarından biri değil, travmanın işlendiği alanın kendisi olarak değerlendirilebilir.
154 meme kanseri hastasıyla yürütülen kesitsel bir çalışmada beden imgesi, çiftler arası baş etme (dyadic coping) ve PTG arasında anlamlı ilişkiler bulunmuş, dyadic coping’in beden imgesi ile PTG arasındaki ilişkide aracılık rolü oynadığı bildirilmiştir (Wang vd., 2024). Ancak kesitsel tasarım nedeniyle bu ilişkiler nedensel olarak yorumlanamaz. İran’da yürütülen bir başka çalışmada da beden imgesi; öz-kabul, amaçlı yaşam ve psikolojik iyi oluş gibi değişkenlerle kesiştiği noktada PTG ile ilişkilendirilmiştir (Alikhani vd., 2024). Dolayısıyla travma bedeni değiştirdiğinde, büyüme yalnızca dünyaya ilişkin düşüncelerin değil, bedenle kurulan ilişkinin de yeniden yapılandırılmasıyla ilişkili olabilir. Corporeal PTG yaklaşımı, bu boyutu dikkate almamız gerektiğini düşündürüyor.
Janus’un iki yüzü, iki ucu birbirine bağlayan bir çerçeve olabilir mi?
Peki aynı travmatik deneyim neden bazı kişilerde bedenle yeni bir ilişki kurulmasına, bazılarında ise bedenle yoğun bir çatışmaya yol açabiliyor? Maercker ve Zöllner’in (2004) Janus-yüzlü modeli, PTG’nin tek ve homojen bir süreç olmayabileceğine dikkat çeker. Bu yaklaşımda PTG’nin yapıcı (constructive) ve yanılsamalı (illusory) olmak üzere iki yönü ayırt edilir. Yapıcı boyut travmatik olayın bilişsel ve duygusal olarak işlenmesi ile, yanılsamalı boyut ise savunmacı baş etme ve öz-koruyucu süreçlerle ilişkilendirilir (Jayawickreme ve Blackie, 2014). Bu ayrım bedenle ilgili travmatik deneyimleri düşünmek için yararlı bir başlangıç noktasıdır. Kişi ameliyat sonrasında bedenindeki değişimi inkâr etmeden kayıp ve yas duygularını işleyebilir, yeni bedenini zaman içinde yaşam öyküsünün bir parçası olarak bütünleştirebilir. Buna karşılık bedenini sürekli kontrol ediyor, görünümünü saklıyor veya değişimi zihinsel olarak tekrar tekrar değerlendiriyorsa uyum süreci zorlaşabilir. Burada önemli bir ihtiyat payı vardır: BDD ile yanılsamalı PTG’nin aynı süreç olduğu henüz gösterilmiş değildir. Janus modeli, BDD’nin PTG’nin “karşı kutbu” olduğunu kanıtlayan bir model de değil, bedenle ilgili travmatik deneyimlerin farklı bilişsel-duygusal yollar üzerinden şekillenebileceğini düşünmek için başvurduğumuz kavramsal bir çerçevedir.
Bu süreçte dört değişken özellikle önemlidir:
Zamanlama. PTG doğrusal bir süreç değildir. Travmatik yaşantının hemen ardından yaşanan kayıp ve beden imgesi sıkıntısı, sonraki uyum süreçleriyle değişebilir. Gu ve arkadaşlarının (2025) nitel çalışması da travmatik deneyim, psikolojik uyum ve öz-büyüme süreçlerinin kesin çizgilerle ayrılmadığını göstermektedir.
Sosyal destek ve çiftler arası baş etme. Wang ve arkadaşlarının (2024) çalışması, dyadic coping’in beden imgesi ile PTG arasındaki ilişkideki rolüne dikkat çekmektedir. Ancak kesitsel tasarım nedeniyle nedensel sonuç çıkarılamaz.
Bilişsel işleme biçimi. Travmanın anlamlandırılması, kaçınma, yeniden değerlendirme, bedenin kabulü veya görünümün sürekli kontrol edilmesi, kişinin değişen beddiyle ilişkisini şekillendirebilir.
Önceden var olan psikolojik zemin. İzydorczyk ve arkadaşlarının (2018) 120 mastektomi hastasıyla yürüttüğü çalışma, psikolojik dayanıklılığın beden imgesi ve benlik saygısıyla ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu tür bireysel farklılıklar, aynı tıbbi müdahalenin neden herkes tarafından aynı biçimde deneyimlenmediğini anlamak açısından önemlidir.
Eleştirel bakış: “Daha güçlü çıkmak bakış açısı bir efsane midir?”
PTG literatürünün önemli eleştirilerinden biri, büyümenin çoğu zaman öz-bildirim yoluyla ölçülmesidir. Bu ölçümler kişiden travma öncesindeki durumunu ve travma sonrasındaki durumunu geriye dönük olarak karşılaştırmasını ister, dolayısıyla hatırlama ve değerlendirme süreçlerinden etkilenebilir (Jayawickreme ve Blackie, 2014; Jayawickreme vd., 2021).
Boals’un (2023) eleştirel derlemesi, algılanan PTG ile gerçek PTG arasındaki ayrımın önemini vurgular. Travma sonrasında bildirilen olumlu değişimler her zaman nesnel bir değişimi göstermeyebilir; bilişsel yanlılıklar, ölçüm özellikleri ve kültürel beklentiler bildirilen PTG’yi etkileyebilir. Bu eleştiri beden bağlamında özellikle önemlidir. “Kanser bana hayatı öğretti, artık bedenimi seviyorum” ifadesi bedenle bütünleşmeyi yansıtabilir, ancak tek başına kişinin bedenini günlük yaşamında nasıl deneyimlediğini göstermez. Kişi aynı zamanda aynayı sürekli kontrol ediyor, bedenini saklıyor veya sosyal ortamlardan kaçınıyor olabilir. Olumlu bir travma anlatısı, otomatik olarak psikolojik bütünleşmenin gerçekleştiği anlamına gelmez.
PTG ile travma sonrası stres belirtilerinin birbirini dışlamaması da bu noktayı destekler. Zoellner ve arkadaşlarının (2008) çalışması, PTG’nin bazı boyutlarının travma sonrası stres belirtileriyle pozitif ilişkiler gösterebildiğine dikkat çekmiştir. Dolayısıyla büyüme deneyimi ile devam eden psikolojik sıkıntı aynı kişide birlikte bulunabilir. Bu nedenle PTG’yi travmanın kesin sonucu olarak değil, travma sonrasında ortaya çıkabilecek olası bilişsel, duygusal ve davranışsal değişimlerden biri olarak ele almak daha temkinli bir yaklaşım olacaktır.
Beden söz konusu olduğunda neyi kaçırıyor olabiliriz? Buradaki sorun yalnızca PTG’nin nasıl ölçüldüğü değil, PTG olarak neyin ölçüldüğüdür. Klasik PTG ölçekleri kişisel güç, ilişkiler, yeni olasılıklar, yaşamın takdiri ve manevi değişim gibi alanları yakalayabilir. Ancak mastektomi sonrası kişinin aynaya bakması, ameliyat izine dokunması, protez kullanması, cinsel yakınlık sırasında bedenini nasıl deneyimlediği, kıyafet seçimini değiştirmesi veya sosyal ortamlarda bedenini saklaması gibi gündelik deneyimler aynı ölçüde görünür olmayabilir. Corporeal PTG literatürünün işaret ettiği nokta tam da budur aslında: bedenle yeniden kurulan ilişki, travma sonrası uyumun kendine özgü bir boyutu olabilir (Gorven ve du Plessis, 2021).
Bu nedenle gelecekteki araştırmalar yalnızca “travmadan sonra ne kadar büyüdünüz?” sorusuna değil, bedenle ilişkinin nasıl değiştiğine, bedenin ne ölçüde kontrol edildiğine veya saklandığına, kişinin değişmiş bedenine yeni bir anlam verip veremediğine de odaklanması önerilmektedir.
Klinik çıkarım
Bu tablo aslında bize dikkatli olmamız gereken iki noktayı sunuyor: Birincisi, “travmatik deneyim seni güçlendirir” söylemi klinik bir beklentiye dönüştürülmemelidir. Travma sonrasında büyüme yaşamamak kişinin yeterince güçlü olmadığı anlamına gelmez. Benzer şekilde, kişinin hem büyüme deneyimi yaşaması hem de psikolojik sıkıntılarını sürdürmesi bir çelişki değildir. İkincisi, beden imgesiyle ilgili değerlendirme standart PTG ölçeklerine indirgenmemelidir. Özellikle mastektomi ve benzeri bedensel değişimlerde beden kaçınması, aynada tekrarlayıcı kontrol, kamuflaj davranışları, sosyal geri çekilme, cinsel işlevsellikte değişim ve bedenle ilgili yoğun uğraşı gibi alanlar değerlendirilmelidir. Gerektiğinde BDD’ye özgü değerlendirme araçlarından yararlanılabilir. Müdahalenin amacı hastayı “bedenini sevmeye” zorlamak değil, değişmiş beddiyle daha esnek ve işlevsel bir ilişki kurmasına yardımcı olmak olmalıdır. Bilişsel yeniden yapılandırma, kaçınma ve kontrol davranışlarının ele alınması, kademeli maruz bırakma ve çiftler arası baş etmeyi destekleyen yaklaşımlar bu açıdan değerlendirilebilir.
Sonuç: Bedenle yeniden anlaşmak mümkün mü?
Mastektomi veya benzeri bedensel travmatik deneyimler sonrasında kişi bedenine yabancılaşabilir, onu sürekli kontrol edilmesi gereken bir tehdit olarak deneyimleyebilir veya zaman içinde değişmiş bedenini yaşam öyküsünün bir parçası olarak yeniden bütünleştirebilir. Fakat bu iki olasılık arasında kesin ve tek yönlü bir çizgi yoktur. Travma sonrası büyüme ile beden imgesi bozukluğunu birbirinin doğrudan karşıtı olarak görmek fazla basit olacaktır. Daha doğru olan, bunları travmatik bedensel değişim sonrasında ortaya çıkabilecek farklı bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçlerin olası görünümleri olarak ele almaktır. Bu süreçlerin yönünü zaman, sosyal destek, çiftler arası baş etme, bilişsel işleme biçimi ve kişinin önceden sahip olduğu psikolojik özellikler etkileyebilir. Bu alanların nedensel rolünü ortaya koyabilmek için özellikle boylamsal ve kültürlerarası araştırmalara ihtiyaç vardır.
Belki de bu nedenle travma sonrası büyümeyi yalnızca “travmadan sonra ne kazandık?” sorusuyla değerlendirmek yeterli değildir. Bazen asıl soru, travmatik deneyimden sonra bedenimizle yeniden nasıl yaşamayı öğrendiğimizdir.
Kaynakça
- Alikhani, S., Asadolah Tooyserkani, M., ve Aghaie, E. (2024). The Relationship Between Body Image and Psychological Well-Being with Post-traumatic Growth in Women with Breast Cancer and a History of Mastectomy. Iran Journal of Psychiatry Behavior Sciences ;18(1):e139377. doi: https://doi.org/10.5812/ijpbs-139377. American Psychiatric Association. 2013. Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.). American Psychiatric Publishing.
- André, R., Azevedo, F., Gonçalves, M., Romão, J., Saraiva, R., Croca, M., ve Abreu, M. (2022). Body dysmorphic disorder treatment: About a clinical case. European Psychiatry, 65(S1), S1. https://doi.org/10.1192/j.eurpsy.2022.994.
- Battistello, C. Z., da Silva, N. W., ve Remor, E. (2024). What is the relationship between body image and the quality of life of women who underwent surgery for breast cancer? A scoping review. Psycho-oncology, 33(3), e6329. https://doi.org/10.1002/pon.6329.
- Boals A. (2023). Illusory posttraumatic growth is common, but genuine posttraumatic growth is rare: A critical review and suggestions for a path forward. Clinical psychology review, 103, 102301. https://doi.org/10.1016/j.cpr.2023.102301.
- Gabbay, V., O'Dowd, M. A., Weiss, A. J., ve Asnis, G. M. (2002). Body dysmorphic disorder triggered by medical illness?. The American journal of psychiatry, 159(3), 493. https://doi.org/10.1176/appi.ajp.159.3.493.
- Gorven, A., ve du Plessis, L. (2021). Corporeal posttraumatic growth as a result of breast cancer: An interpretative phenomenological analysis. Journal of Humanistic Psychology, 61(4), 561–590. https://doi.org/10.1177/0022167818761997.
- Gu, Q., Hua, H., Du, L., ve Liu, H. (2025). Post-Traumatic Growth in Young and Middle-Aged Breast Cancer Patients After Modified Radical Mastectomy: A Phenomenological Study. Psychology research and behavior management, 18, 2347–2359. https://doi.org/10.2147/PRBM.S566254.
- Izydorczyk, B., Kwapniewska, A., Lizinczyk, S., ve Sitnik-Warchulska, K. (2018). Psychological Resilience as a Protective Factor for the Body Image in Post-Mastectomy Women with Breast Cancer. International journal of environmental research and public health, 15(6), 1181. https://doi.org/10.3390/ijerph15061181.
- Jayawickreme, E., ve Blackie, L. E. R. (2014). Post‐traumatic growth as positive personality change: Evidence, controversies and future directions. European Journal of Personality, 28(4), 312–331. https://doi.org/10.1002/per.1963. Jayawickreme, E., Infurna, F. J., Alajak, K., Blackie, L. E. R., Chopik, W. J., Chung, J. M., Dorfman, A., Fleeson, W., Forgeard, M. J. C., Frazier, P., Furr, R. M., Grossmann, I., Heller, A. S., Laceulle, O. M., Lucas, R. E., Luhmann, M., Luong, G., Meijer, L., McLean, K. C., Park, C. L., … Zonneveld, R. (2021). Post-traumatic growth as positive personality change: Challenges, opportunities, and recommendations. Journal of personality, 89(1), 145–165. https://doi.org/10.1111/jopy.12591.
- Jim, H. S., ve Jacobsen, P. B. (2008). Posttraumatic stress and posttraumatic growth in cancer survivorship: a review. Cancer journal (Sudbury, Mass.), 14(6), 414–419. https://doi.org/10.1097/PPO.0b013e31818d8963.
- Maercker, A., ve Zöllner, T. (2004). The Janus face of self-perceived growth: Toward a two-component model of posttraumatic growth. Psychological Inquiry, 15(1), 41–48. Morselli, E. (1886). Sulla dismorfofobia e sulla tafefobia. Boll. Accad. Sci. Med. Genova, 6, 100.
- Parikh, D., De Ieso, P., Garvey, G., Thachil, T., Ramamoorthi, R., Penniment, M., ve Jayaraj, R. (2015). Post-traumatic stress disorder and post-traumatic growth in breast cancer patients–a systematic review. Asian Pacific journal of cancer prevention : APJCP, 16(2), 641–646. https://doi.org/10.7314/apjcp.2015.16.2.641.
- Tadisina, K. K., Chopra, K., ve Singh, D. P. (2013). Body dysmorphic disorder in plastic surgery. Eplasty, 13, ic48.
- Tedeschi, R. G., ve Calhoun, L. G. (1996). The Posttraumatic Growth Inventory: measuring the positive legacy of trauma. Journal of traumatic stress, 9(3), 455–471. https://doi.org/10.1007/BF02103658.
- Tedeschi, R. G., ve Calhoun, L. G. (2004). Target Article: "Posttraumatic Growth: Conceptual Foundations and Empirical Evidence". Psychological Inquiry, 15(1), 1–18. https://doi.org/10.1207/s15327965pli1501_01.
- Torrisi C. (2021). Body Image in BRCA-Positive Young Women Following Bilateral Risk-Reducing Mastectomy: A Review of the Literature. Frontiers in psychology, 12, 778484. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2021.778484.
- Wang, Y., Wang, S., Tong, L., Zhuang, J., Xu, Y., Wu, Y., ve Chen, L. (2024). Relationships between body image, dyadic coping and post-traumatic growth in breast cancer patients: a cross-sectional study. Frontiers in psychology, 15, 1368429. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2024.1368429.
- Zoellner, T., Rabe, S., Karl, A., ve Maercker, A. (2008). Posttraumatic growth in accident survivors: openness and optimism as predictors of its constructive or illusory sides. Journal of clinical psychology, 64(3), 245–263. https://doi.org/10.1002/jclp.20441.


