Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Bir Anın İçinde Değişen Hayatlar:Eylem Anı ve Sonrasındaki Psikolojik Yüzleşme

Bahar Bayındır Yazar: Bahar Bayındır Öğrenci Yazar
5 dk.okuma süresi
Bir Anın İçinde Değişen Hayatlar:Eylem Anı ve Sonrasındaki Psikolojik Yüzleşme

Bir Eylemin Gerçekliği

Bir insanın hayatını geri dönülmez biçimde değiştiren bir eylem, bazen yalnızca birkaç saniye içerisinde gerçekleşebilir. Ancak o birkaç saniyenin öncesinde ve sonrasında yaşanan psikolojik süreçler birbirinden oldukça farklıdır. Cinayet davranışını anlamlandırmak, yalnızca eylemin nasıl gerçekleştiğine değil, kişinin o eyleme nasıl yöneldiğine ve sonrasında ortaya çıkan gerçekle nasıl yüzleştiğine de bakmayı gerektirir. Adli psikoloji açısından planlı ve plansız cinayet ayrımı, bu süreçleri anlamak için önemli bir başlangıç noktasıdır. Çünkü önceden tasarlanan bir davranış ile yoğun duyguların etkisi altında aniden gerçekleşen bir davranış, farklı psikolojik süreçler barındırabilir.

Planlı ve Plansız Cinayet: İki Farklı Süreç

Planlı cinayetlerde eylem, gerçekleşmeden önce başlayan bir düşünme ve hazırlık sürecinin sonucudur. Kişi davranışını tasarlayabilir, gözlem yapabilir ve belirli adımlar atabilir. Bu süreçte cinayet, anlık bir davranış olmaktan çıkarak öncesinde planlanan bir kararın parçası haline gelir. Plansız cinayetlerde ise yoğun öfke, hayal kırıklığı veya umutsuzluk gibi duygusal koşullar davranışın ortaya çıkışında etkili olabilir. Bazen biriken duygular, kısa bir zaman diliminde kontrol edilmesi güç bir davranışa dönüşebilir. Yoğun duygular, kişinin karar verme ve davranışlarını düzenleme süreçlerini etkileyebilir. Ancak planlı bir eylemde, kişinin sonuçları bütünüyle kavradığını; plansız bir eylemde ise mutlaka kontrol kaybı yaşadığını göstermez. Buradaki temel ayrım, davranışın gerçekleşme biçiminin yanı sıra kişinin eylem öncesinde ve sırasında içinde bulunduğu psikolojik süreçlerdir.

Eylem Sonrasında: Görünmeyen Gerçeklik

Bir insanın gerçekleştirdiği eylemin sonuçlarıyla ne zaman yüzleştiği, üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Eylem anında zihinde bir ihtimal olarak bulunan sonuç, sonrasında geri döndürülemez bir gerçekliğe dönüşür. Kişi bu süreçte şok, korku, suçluluk veya pişmanlık gibi farklı tepkiler yaşayabilir. Örneğin, bir kişinin olay yerinden uzaklaştıktan sonra yeniden oraya dönmesi dikkat çekici bir davranıştır. Bu dönüş, tek başına pişmanlık ya da suçluluk göstergesi olarak değerlendirilemez. Korku, kontrol etme isteği veya yaşananları anlamlandırma çabası gibi farklı etkenlerle ilişkili olabilir. Yine de bu davranış şu soruyu gündeme getirir: İnsan, gerçekleştirdiği eylemin gerçekliğini hangi noktada bütünüyle kavrar? Duyguların yoğunluğu arttıkça insanın algıladığı gerçeklik daralabilir. Duygular ne kadar yoğunsa bazı şeyler o kadar görünmez hale gelebilir. Kişi kendi öfkesinin, korkusunun veya acısının içinde karşısındaki insanın yaşadığı yıkımı gözden kaçırabilir. Bu durum yalnızca eylemi gerçekleştiren kişi için değil, olayın ardından gelişen insan ilişkileri için de düşünülebilir. Bir yakınının kaybıyla yüzleşen bir insanın, kendi acısını merkeze alarak bir katilin acısıyla duygusal bir yakınlık kurması bu açıdan düşündürücüdür. Burada merhametin kendisinden çok, insanın kendi duygusal deneyimini başkasının gerçekliğini yorumlamak için nasıl kullandığı önemlidir. Çünkü bir insanın acısını anlamaya çalışmak ile o acıyı başka bir insanın yaşattığı yıkımla eşdeğer görmek aynı şey değildir.

Eylemin Ardından Kalan

Planlı ve plansız cinayetler arasındaki psikolojik farklılıklar, yalnızca karar verme süreçleriyle açıklanamaz. Eylem öncesindeki düşünceler, davranış sırasında etkili olan duygular ve sonrasında ortaya çıkan psikolojik tepkiler ile birlikte değerlendirilmelidir. Bir cinayetin gerçekleştiği an kısa olabilir; ancak sonuçları geride kalan insanların hayatlarında uzun süre varlığını sürdürür. Bir davranışın sonucunu bilmek ile o sonucun gerçekliğini bütün ağırlığıyla kavramak arasında önemli bir fark vardır. Bu fark, yalnızca eylemi gerçekleştiren kişinin yaşadığı psikolojik süreçlerde değil, kaybedilen kişinin ardından kalan, yaşamaya devam eden insanların dünyasında da kendini gösterir. Bir insanın hayatı sona erdiğinde, onunla birlikte yalnızca bir yaşam değil; paylaşılan anılar, yarım kalan sözler ve geleceğe dair kurulmuş ihtimaller ve umutlar da geride kalır. Bir beden toprağa emanet edildiğinde, sanki yaşamın içinden bir parça da onunla birlikte toprağa bırakılır. Ancak toprağa verilen yalnızca bir beden, geride kalan ise yalnızca bir hatıra değildir. İnsan, doğanın bir parçası olarak yaşamını sürdürürken kaybettiği kişiyi de kendi içinde taşımaya devam eder. Bir zamanlar dökülen yapraklar tekrardan yerlerini alır, kuruyan dallarda yaşam tekrardan filizlenir. Doğa kendi döngüsünde ilerlerken insanın içinde bazı anlar olduğu yerde kalabilir. Bir mezarın başından ayrılan insan, yanında yalnızca kaybın acısını değil, artık gerçekleşmeyecek ihtimalleri ve söylenememiş sözleri de götürür. Zamanın ilerlemesi, her şeyin geride kaldığı anlamına gelmez. Çünkü bazı yokluklar, insanın yaşamına sessizce yerleşir ve yıllar geçse de farklı anlarda yeniden kendini hatırlatır. Bir cinayetin gerçekliği de bu nedenle yalnızca gerçekleştiği anla sınırlı değildir. Eylem sona ermiş olsa bile onun etkileri, geride kalan insanların hayatlarında varlığını sürdürür. Bazen bir hatırada, bazen de hiç beklenmedik bir sessizlikte yeniden kendini yaşattığını hissettirir.

Kaynakça

  • Charlotte Eben,Joël Billieux,Frederick Verbruggen=“Clarifying the Role of Negative Emotions in the Origin and Control of Impulsive Actions”Psychologica Belgica, 60(1), 1–17.
Bahar Bayındır Bahar Bayındır
Öğrenci Yazar
Bülent Ecevit Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisiyim. Psikoloji alanındaki akademik bilgi birikimimi geliştirmeyi, insan davranışlarını ve psikolojik süreçleri bilimsel bir bakış açısıyla anlamayı hedefliyorum. Özellikle kişilerarası ilişkiler, bağlanma örüntüleri ve erken dönem yaşantılarının yetişkinlik üzerindeki etkileriyle ilgileniyorum. Akademik gelişimimi yalnızca derslerde edindiğim bilgilerle sınırlı tutmayarak bilimsel literatürü takip etmeye, araştırma makalelerini incelemeye ve psikolojik kavramları eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmeye önem veriyorum. Bilimsel kaynaklara dayalı yazılar üretmek, literatür tarama ve akademik yazım becerilerimi geliştirmek, psikoloji alanındaki güncel araştırmaları daha yakından takip etmek istiyorum. Akademik yazarlığı, psikoloji alanındaki bilgilerimi derinleştirmek ve bilimsel bilginin anlaşılır, tutarlı ve sorumlu bir dille aktarılmasına katkıda bulunmak için değerli bir gelişim alanı olarak görüyorum. Öğrenmeye açık, araştırmaya istekli ve akademik yetkinliklerini geliştirmeyi önemseyen bir psikoloji öğrencisi olarak bu alanda kendimi ilerletmeyi amaçlıyorum.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!