Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Ailemiz İçin Güçlü Olmak Zorunda mıyız? Görünmeyen Duygusal Emek

Helin Taş Yazar: Helin Taş
6 dk.okuma süresi
Ailemiz İçin Güçlü Olmak Zorunda mıyız? Görünmeyen Duygusal Emek

Herkesin İyi Olmasını Sağlayan Kişi Kim?

Aile içinde bazı insanlar vardır; bir tartışma çıktığında ortamı sakinleştiren, herkesin derdini dinleyen, kırgınlıkları gidermeye çalışan ve sorunlar büyümesin diye kendi duygularını geri plana atan… Ailelerinin gözünde genellikle güçlü, anlayışlı ve fedakar kişilerdir. Ancak bu rollerin arkasında çoğu zaman görünmeyen bir çaba bulunur: Başkalarının duygusal ihtiyaçlarını gözetirken kendi ihtiyaçlarını ertelemek. Bir aile üyesinin üzgün olduğunu fark etmek, tartışma çıkmasın diye sözcükleri dikkatle seçmek, herkesin arasını düzeltmeye çalışmak veya ailedeki sorunları sürekli zihninde taşımak, ilişkilerin sürdürülmesi için harcanan duygusal çabanın örnekleridir. Bu çaba çoğunlukla bir iş olarak görülmez. Çünkü aile içinde yapılan her şey sevgi, sorumluluk veya fedakarlık üzerinden anlamlandırılabilir. Peki, bir davranışın sevgiyle yapılması, onun kişiyi yormayacağı anlamına gelir mi? Ailemiz için güçlü olmaya çalışırken kendi duygularımıza ne kadar yer bırakıyoruz?

Sevgi ile Zorunluluk Arasındaki İnce Çizgi

Sosyolog Arlie Russell Hochschild (1979), insanların duygularını toplumsal beklentiler doğrultusunda düzenleyebildiğine dikkat çeker. Hangi durumda üzülmenin, öfkelenmenin veya sakin kalmanın uygun görüldüğü yalnızca kişisel tercihlerle belirlenmez; toplumsal ilişkiler ve kültürel beklentiler de duygularımızı nasıl ifade ettiğimizi etkiler. Bu yaklaşımı aile ilişkilerine taşıdığımızda, bazı duyguların neden daha kolay ifade edildiğini, bazılarının ise neden bastırıldığını anlayabiliriz. Örneğin aile içinde anlayışlı olması beklenen bir kişi, öfkelendiğinde kendisini suçlu hissedebilir. Herkesin sorununu çözmeye alışmış biri, kendi sorunlarıyla baş edemediğinde yetersiz olduğunu düşünebilir. Burada destek olmakla kendini sorumlu hissetmek arasındaki fark önemlidir. Yakınımızın üzüntüsünü paylaşmak, onun bütün sorunlarını çözmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Ancak aile ilişkilerinde bu sınır belirsizleştiğinde kişi, başkalarının mutluluğunu kendi sorumluluğu olarak görmeye başlayabilir. Zamanla yardım etmek bir tercihten çok göreve dönüşebilir. Kişi dinlenmek istediğinde suçluluk duyabilir, sınır koyduğunda bencil olduğunu düşünebilir. Böylece aileye duyulan sevgi, farkında olmadan kişinin kendisinden sürekli ödün vermesini gerektiren bir beklentiyle iç içe geçebilir.

Ailede Duygusal Emeği Kim Üstleniyor?

Duygusal sorumlulukların aile içinde nasıl dağıldığını anlamak için toplumsal cinsiyet rollerine de bakmak gerekir. Kadınlardan aile üyelerinin ihtiyaçlarını önceden fark etmeleri, ilişkileri sürdürmeleri, çatışmaları yatıştırmaları ve bakım sorumluluklarını üstlenmeleri beklenebilir. Bu beklentiler, zamanla kadınların aile içindeki rollerinin doğal bir parçasıymış gibi algılanabilir. Erickson'ın (2005) araştırması, ev içindeki duygusal emeğin dağılımını yalnızca biyolojik cinsiyetle açıklamanın yeterli olmadığını; toplumsal cinsiyet anlayışının ve kişinin kendisini nasıl konumlandırdığının da önemli olduğunu gösterir. Dolayısıyla mesele yalnızca kimin daha fazla emek verdiği değil, bu emeğin neden belirli kişilerden beklendiğidir. Türkiye'de aile ve bakım ilişkileri üzerine yapılan araştırmalar da bu tartışmaya toplumsal bir boyut kazandırır. Akkan (2018), bakım sorumluluklarının aileye yüklenmesinin ve kadınların bakım veren kişiler olarak konumlandırılmasının toplumsal ve politik yönlerini ele alır. Bu çerçeve, aile içindeki fedakârlığı yalnızca bireysel bir tercih olarak değil, daha geniş beklentiler ve bakım düzeni içinde değerlendirmemizi sağlar. Elbette aile içindeki duygusal yükü yalnızca kadınlar taşımaz. Ailesinin geçimini sağlamak, sorunları tek başına çözmek veya korkularını belli etmeden dayanıklı görünmek zorunda hisseden erkekler de benzer baskılar yaşayabilir. Önemli olan, her bireyin karşılaştığı beklentileri ve üstlendiği sorumlulukları kendi koşulları içinde anlamaktır.

Sürekli Güçlü Olmanın Görünmeyen Bedeli

Aile içinde hep güçlü görünen kişiler, çevreleri tarafından desteğe ihtiyaç duymayan insanlar olarak algılanabilir. Her sorunu çözebilen, her koşulda sakin kalan ve başkalarını dinleyen kişi, zamanla kendi ihtiyaçlarını dile getirmekte zorlanabilir. Bu durum herkeste aynı sonucu doğurmaz. Bununla birlikte duygularını sürekli bastırmak, dinlenme ihtiyacını görmezden gelmek ve karşılık beklemeden sorumluluk üstlenmek bazı kişilerde yorgunluk, kırgınlık ve ilişkilerden uzaklaşma isteği yaratabilir. Üstelik kişi, ailesini sevdiği halde aile üyeleriyle ilgilenmekten yorulduğu için kendisini suçlayabilir. Oysa bir ilişkiden yorulmak, o ilişkiye değer vermemekle aynı şey değildir. Bazen yorgunluk, sevginin eksikliğinden değil, sorumlulukların adil paylaşılmamasından kaynaklanır. Burada önemli olan, aileye destek vermeyi başlı başına bir sorun olarak görmek değil; bu desteğin hangi koşullarda sürdürüldüğünü sorgulamaktır. Kişinin kendi ihtiyaçlarını ifade edebilmesi, yardım isteyebilmesi ve gerektiğinde sınır koyabilmesi, yakın ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesine katkıda bulunabilir.

Güçlü Olmak, Her Şeyi Tek Başına Taşımak Değildir

Aile ilişkilerinde duygusal emeğin görünür hale gelmesi, herkesin kendi sorumluluğunu fark etmesiyle başlayabilir. Bir aile üyesinin sürekli arabuluculuk yapması bekleniyorsa çatışmaları çözme sorumluluğu paylaşılabilir. Bakım ve ev içi sorumluluklar belirli bir kişinin üzerinde toplanıyorsa bu işlerin yeniden düzenlenmesi üzerine konuşulabilir. Bunun için büyük değişimlerden önce küçük sorular bile önemlidir: Aile içinde kimin yorulduğunu fark ediyoruz? Kimin desteğe ihtiyacı olduğunu soruyoruz? Herkesin duygularına yer açarken bir kişinin duygularını sürekli erteleyip ertelemediğimizi görebiliyor muyuz? Çünkü aile bağları, yalnızca insanların birbirleri için yaptıkları fedakarlıklarla değil, birbirlerinin sınırlarına ve ihtiyaçlarına gösterdikleri özenle de güçlenir. Belki de ailemiz için güçlü olmak zorunda olup olmadığımızı sorgularken asıl sormamız gereken soru şudur: Birbirimizi sevdiğimiz için mi her şeyi üstleniyoruz, yoksa sevgimizi sürekli fedakârlık yaparak kanıtlamamız gerektiğine mi inanıyoruz? Güçlü olmak, her şeyi tek başına taşımak değildir. Bazen güçlü olmak, yorulduğunu söyleyebilmek ve destek isteyebilmektir. Bazen de sevdiğimiz insanlara, onların bütün sorunlarını tek başımıza çözmeden de yanlarında olabileceğimizi gösterebilmektir.

Kaynakça

  • 1. Akkan, B. (2018). The politics of care in Turkey: Sacred familialism in a changing political context. Social Politics: International Studies in Gender, State & Society, 25(1), 72–91.
  • 2. Erickson, R. J. (2005). Why emotion work matters: Sex, gender, and the division of household labor. Journal of Marriage and Family, 67(2), 337–351.
  • 3. Hochschild, A. R. (1979). Emotion work, feeling rules, and social structure. American Journal of Sociology, 85(3), 551–575
Helin Taş Helin Taş
Sosyolog. Yüksek lisans eğitimine kendi alanında devam etmekte ve tez dönemindedir. Toplumu anlamanın en güçlü yolunun okumak ve yazmak olduğuna inanır. Bu nedenle yazarlığı yalnızca bir ifade biçimi değil, toplumsal bilinç oluşturan bir sorumluluk olarak görmektedir. Psikoloji ve sosyolojinin birbirini tamamlayan iki alan olduğunu savunur; bireyin iç dünyası anlaşılmadan toplumu, toplum çözülmeden bireyin kavranamayacağını vurgular. Yazılarında düşünceye dokunmayı, farkındalık yaratmayı ve küçük de olsa değişime katkı sunmayı amaçlar.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!