Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Görülmek Üzerine

14 dk.okuma süresi
Görülmek Üzerine

Görülmek Üzerine

Görülmek nedir? Görmenin biyolojik süreçlerini hepimiz biliriz. Gözdeki reseptörler çevreden gelen ışığı algılar, bu bilgiyi sinirsel sinyallere dönüştürür ve beyin, gelen verileri işleyerek görsel bir algı oluşturur. Peki, biz bir başkasını görürken, görülen kişinin içinde neler olup bittiğini hiç düşündünüz mü? Bir insanın bakışlarımızla karşılaştığında, sözlerimizle fark edildiğinde ya da duygularının gerçekten anlaşıldığını hissettiğinde iç dünyasında neler değişir? Görülmek, yalnızca gözün bir nesneyi algılamasından ibaret midir, yoksa insanın kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişkiyi şekillendiren daha derin bir psikolojik deneyim midir? Bu yazıda görülme ihtiyacını, insanın varoluş arayışı ve psikolojik gelişimi çerçevesinde ele alacağız.

İnsan, dünyaya yalnızca biyolojik bir organizma olarak gelmez; aynı zamanda ilişki kurmaya, bağlanmaya, anlaşılmaya ve bir başkasının zihninde yer bulmaya ihtiyaç duyan sosyal bir varlıktır. Yaşamın ilk dönemlerinden itibaren kendimizi, başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler aracılığıyla tanımaya başlarız. Bir bebeğin bakım veren kişinin yüzündeki ifadeye yönelmesi, gülümsemeye karşılık vermesi ve ses tonuna tepki göstermesi, sosyal etkileşimin insan gelişimindeki önemini ortaya koyar. Bebek yalnızca fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasına değil, duygusal sinyallerinin fark edilmesine ve bu sinyallere karşılık verilmesine de ihtiyaç duyar.

Gelişim psikolojisinde bu süreç, bağlanma kuramı ve duygusal eşduyum kavramlarıyla açıklanabilir. John Bowlby'nin bağlanma kuramı, erken dönem bakım ilişkilerinin bireyin güven duygusu ve sonraki ilişkileri üzerinde önemli bir rol oynadığını ortaya koyar. Mary Ainsworth'ün çalışmaları ise bakım veren kişinin çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı ve tutarlı biçimde karşılık vermesinin güvenli bağlanmayla ilişkisini göstermiştir. Çocuğun korktuğunda teselli edilmesi, sevindiğinde heyecanının paylaşılması ve zorlandığında duygularının fark edilmesi, ona yalnızca sevildiğini değil, deneyimlerinin anlamlı olduğunu da hissettirir. Böylece çocuk, zamanla kendi duygularını tanımayı ve düzenlemeyi öğrenirken çevresiyle güvenli ilişkiler kurmak için de bir temel geliştirir.

Belki de bu nedenle görülmek, insanın iç dünyasında şu sessiz sorulara verilen bir yanıt gibidir: “Ben burada mıyım? Hissettiklerim önemli mi? Olduğum hâlimle kabul edilebilir miyim? Bir başkasının dünyasında bana yer var mı?” Felsefi açıdan bakıldığında, René Descartes'ın “Düşünüyorum, öyleyse varım” önermesi, insanın kendi varlığından emin olma çabasını ifade eder. Görülmek deneyimini ise bu önermenin ilişkisel bir uzantısı olarak düşünebiliriz: “Fark ediliyorum, öyleyse başkalarıyla kurduğum dünyada bir yerim var.” Elbette görülmek, kişinin varlığının nesnel kanıtı değildir. Ancak psikolojik düzeyde fark edilmek, tanınmak ve anlaşılmak, bireyin kendilik algısını ve aidiyet duygusunu güçlendirebilir. İnsan yalnızca kendi içine bakarak değil, başkalarıyla kurduğu ilişkiler içinde de kendisini tanır.

Psikolog Carl Rogers'ın insan merkezli yaklaşımında, bireyin kendisini geliştirebilmesi için empatiye, içtenliğe ve koşulsuz olumlu kabule dayanan bir ilişki ortamı önemlidir. Bir insanın deneyimlerinin küçümsenmeden dinlenmesi, duygularının hemen yargılanmaması ve yalnızca başarılarıyla değil, kırılganlıklarıyla da kabul edilmesi, kendisiyle daha sağlıklı bir ilişki kurmasına yardımcı olabilir. Burada görülmek, başkasının bizi her yönümüzle onaylaması anlamına gelmez. Asıl mesele, kişinin kendi deneyimini ifade edebildiği ve anlaşılmak için sürekli kendisini kanıtlamak zorunda kalmadığı bir ilişki içinde bulunabilmesidir.

Burada görülmekle onaylanmak arasındaki ayrımı yapmak gerekir. Görülmek, her zaman beğenilmek ya da takdir edilmek değildir. Bazen bir insanın üzüntüsünün fark edilmesi, bazen öfkesinin altında yatan incinmenin anlaşılması, bazen sessizliğinin bir mesaj olarak duyulmasıdır. İnsan eleştirildiğinde de fark edilebilir; ancak her eleştiri kişiyi anlaşılmış hissettirmez. Başkasının bizi gerçekten gördüğünü hissetmemiz için yalnızca dikkatinin üzerimizde olması değil, deneyimimize anlam vermeye çalışması da gerekir.

Sanat tarihi, görülme arzusunun insan yaşamındaki yerini düşündüren örneklerle doludur. Vincent van Gogh'un yaşamı bu açıdan çarpıcıdır. Yaşadığı dönemde eserlerinin sınırlı ölçüde tanınması ve sanat yaşamı boyunca karşılaştığı güçlükler, onun üretimi ile dönemin sanatsal çevreleri arasındaki mesafeyi anlamak açısından önemlidir. Bugün eserleri dünya çapında hayranlık uyandıran Van Gogh'un yaşamı, bir insanın iç dünyasında taşıdığı yaratıcı potansiyelin kendi döneminde yeterince karşılık bulamayabileceğini hatırlatır. Bununla birlikte sanatçının psikolojik sorunlarını yalnızca görülmemiş olmaya bağlamak doğru değildir. Van Gogh'un yaşamı, ruhsal sıkıntıların çok boyutlu doğasını anlamanın ve insanın acısını tek bir nedene indirgememenin önemini de gösterir.

Yine de bu örnek bize önemli bir soru sordurur: Bir insan, ürettiği eserler, taşıdığı fikirler ya da içinde büyüttüğü hayaller başkaları tarafından fark edilmediğinde kendisini nasıl hisseder? Bazen insanın ihtiyacı, yaptığı şeyin alkışlanmasından çok, o şeyi yaparken taşıdığı anlamın bir başkası tarafından fark edilmesidir. Bir ressamın tablosuna, bir yazarın cümlesine, bir çocuğun çizimine ya da bir insanın gündelik çabasına gösterilen samimi ilgi, kişinin deneyiminin başka bir zihinde karşılık bulmasını sağlayabilir.

Psikolojide bu konu, aidiyet ihtiyacı ve sosyal kabul kavramlarıyla da ilişkilidir. İnsanların anlamlı sosyal bağlar kurma ihtiyacını ele alan araştırmalar, ilişkilerin niteliğinin ruhsal iyilik hâli açısından önemli olduğunu göstermektedir. Uzun süreli yalnızlık, sosyal izolasyon ve kişinin kendisini çevresinden kopuk hissetmesi, psikolojik sıkıntılarla ilişkili olabilir. Bununla birlikte yalnız olmak ile yalnız hissetmek aynı şey değildir. İnsan kalabalıklar içinde de görülmediğini hissedebilir; öte yandan az sayıda ama güvenilir ve derin ilişkiye sahip olmak güçlü bir aidiyet duygusu yaratabilir.

Kişinin uzun süre ilişkilerinde değersiz veya önemsiz hissetmesi ve yaşadıklarını paylaşabileceği güvenilir bir çevre bulamaması, bazı durumlarda ruhsal sıkıntıları derinleştirebilir. Görülmediğini hissetmek, bu nedenle üzerinde durulması gereken önemli bir psikolojik deneyimdir.

Peki, görülmek neden bazen insanı güçlendirirken bazen de korkutur?

Çünkü görülmek, yalnızca kabul edilme ihtimalini değil, reddedilme ve yargılanma ihtimalini de beraberinde getirir. Çocukluk döneminde duygularını ifade ettiğinde eleştirilen, hata yaptığında utandırılan veya kendisini ortaya koyduğunda küçümsenen bir birey, zamanla görünür olmayı bir tehdit olarak algılayabilir. Böyle bir insan yetişkinlikte fikirlerini söylemekten kaçınabilir, başarılarını küçümseyebilir, ihtiyaçlarını dile getirmekte zorlanabilir ya da ilişkilerinde sürekli onay arayabilir. Bir yanı fark edilmek isterken diğer yanı fark edilmenin getirebileceği tehlikelerden korunmaya çalışır.

Bu ikilem, sosyal değerlendirilme korkusu ve utanç duygusuyla ilişkilidir. Birey, başkalarının kendisini nasıl gördüğüne ilişkin olumsuz beklentiler geliştirdiğinde, görünür olmaktan kaçınarak kısa vadede rahatlayabilir. Ancak bu kaçınma zamanla kişinin kendisini ifade etmesini, yeni ilişkiler kurmasını ve kendi kapasitesini deneyimlemesini sınırlayabilir. Görünür olmanın güvenli olduğunu öğrenmek, bu nedenle yalnızca daha cesur davranmaya karar vermek değildir. Kişinin kendi ihtiyaçlarını fark etmesi, sınırlarını tanıması, olumsuz değerlendirilme ihtimaliyle başa çıkmayı öğrenmesi ve güvenilir ilişkiler içinde kendisini adım adım ifade edebilmesidir.

Burada önemli bir başka nokta da görülmenin her zaman çok sayıda insan tarafından fark edilmek anlamına gelmemesidir. Günümüzde sosyal medya, görünürlüğü sayılarla ölçmeye eğilimlidir: Beğeniler, yorumlar, takipçiler ve paylaşımların erişimi, kişinin ne ölçüde fark edildiğini gösteren ölçütler gibi algılanabilir. Oysa sayısal görünürlük ile duygusal olarak görülmek aynı şey değildir. Binlerce kişi tarafından izlenen bir insan kendisini yalnız hissedebilir; birkaç kişi tarafından dikkatle dinlenen bir insan ise derin bir aidiyet deneyimi yaşayabilir. Görülme ihtiyacımızı yalnızca dışarıdan gelen ilgiyle karşılamaya çalıştığımızda, öz değerimizi başkalarının tepkilerine bağımlı hâle getirme riskiyle karşılaşırız.

Sağlıklı bir görünürlük, hem başkalarıyla bağ kurmayı hem de kişinin kendi iç dünyasıyla temasını korumasını gerektirir. Kendimizi ifade ederken başkalarının tepkilerine açık olabiliriz; ancak bu tepkilerin bizim değerimizi bütünüyle belirlemesine izin vermek zorunda değiliz. Takdir görmek güzel olabilir, fakat takdir görmediğimizde de değerimiz ortadan kalkmaz. Bir başkasının bizi anlamaması, deneyimimizin anlamsız olduğu anlamına gelmez. Bazen görülmek için doğru ilişkiyi, doğru ortamı ya da kendimizi ifade edebileceğimiz daha güvenli bir alanı bulmamız gerekir.

Görülmenin insanın yaşam enerjisini beslediğini söylerken bunu mistik bir kesinlikten ziyade psikolojik bir metafor olarak da değerlendirebiliriz. Anlaşıldığımızı hissettiğimizde rahatlayabilir, kendimizi ifade etmek için daha fazla cesaret bulabilir ve yeni olasılıklara daha açık hâle gelebiliriz. Destekleyici ilişkiler, motivasyonumuzu ve psikolojik dayanıklılığımızı güçlendirmeye yardımcı olabilir. Spiritüel bir bakış açısına sahip kişiler için görülmek, insanın içindeki kutsal potansiyelin başka bir insanla kurulan bağ aracılığıyla hatırlanması şeklinde de anlamlandırılabilir. Bu, kişisel, manevi bir yorumdur.

İnsan, görülmekten korkmamalı derken kendisini herkese açmak ya da her ortamda görünür olmaya zorlamak gerektiğini kastetmiyorum. Görünür olmak, kişinin kendi güvenliğini ve sınırlarını gözeterek varlığını ifade edebilmesidir. Bazen bir düşünceyi dile getirmek, bazen bir eserini paylaşmak, bazen sevdiği bir insana ihtiyacını söylemek, bazen de yalnızca “Bugün iyi değilim ve birinin beni dinlemesine ihtiyacım var” diyebilmek, görünür olmanın en gerçek biçimlerindendir.

Bir noktada asıl dönüşüm, yalnızca başkalarının bizi görmesini beklemekten çıkıp kendimizi de görmeye başladığımızda gerçekleşir. Kendi duygularımızı fark ettiğimizde, ihtiyaçlarımızı küçümsemediğimizde ve kendimize şefkatle yaklaştığımızda, başkalarının ilgisi yaşamımızda anlamlı bir yere sahip olmaya devam eder; fakat varlığımızın tek dayanağı olmaktan çıkar. Kendimizi ifade etmek, ilişkiler kurmak, gerektiğinde yardım istemek ve bize iyi gelmeyen ilişkilerden uzaklaşmak, görünürlüğümüz üzerinde daha sağlıklı bir söz sahibi olmamızı sağlar.

Görülmek, insanın başkalarının gözlerinde var olmasından çok daha fazlasıdır. Bir ilişkide duyulmak, toplulukta yer bulmak, bir duygunun karşılık görmesi ve kişinin kendi varlığını inkâr etmeden dünyaya katılabilmesidir. Bazen bir bakış, bazen dikkatle dinlenen bir cümle, bazen de bir insanın kendi içinden yükselen “Ben buradayım ve deneyimlerim önemli” düşüncesi, sürecin başlangıcı olabilir.

Görünür olmayı bir performans, bir yarış ya da herkes tarafından sevilme zorunluluğu olarak değil, kendimizle ve dünyayla daha sahici bir ilişki kurma fırsatı olarak ele alabiliriz. Çünkü insanın değeri ne kadar kişi tarafından görüldüğüyle ölçülemez. Ancak kendisini güvenle ifade edebildiği, duygu ve düşüncelerinin karşılık bulduğu ilişkiler içinde büyüyebilir, gelişebilir ve kendi potansiyelini daha özgürce ortaya koyabilir.

Şimdi kendinize şu soruyu sorun: Görülmek istediğimde aslında neye ihtiyaç duyuyorum? Takdir edilmeye mi, anlaşılmaya mı, kabul edilmeye mi, yoksa yalnızca olduğum hâlimle bir başkasının yanında rahatça var olabilmeye mi? Bu sorunun cevabını bulmak, görünür olma yolculuğunuzun önemli bir adımı olabilir.

Yazının sonunda, görünür olmayı daha güvenli ve doğal bir deneyim olarak içselleştirmek için kısa bir niyet ve farkındalık çalışması yapabilirsiniz. Bu çalışma, bir inancı tek başına ve kesin olarak değiştireceği iddiasını taşımaz; ancak kendinize şefkatle yaklaşmanıza, görünürlükle ilgili düşüncelerinizi fark etmenize ve yeni bir bakış açısını zihninizde güçlendirmenize yardımcı olabilir.

Niyet Egzersizi: Rahatça oturun. Omuzlarınızı gevşetin ve nefesinizi değiştirmeye çalışmadan birkaç doğal nefes alıp verin. Dikkatinizi bedeninize yöneltin. Görünür olmayı düşündüğünüzde bedeninizde bir gerginlik, çekinme ya da rahatlama hissediyor musunuz? Bu hisleri yargılamadan fark edin. Kendinizi herhangi bir duyguyu yaşamaya zorlamayın.

Şimdi içinizden şu cümleleri tekrarlayın: “Ben buradayım. Varlığımın değerli olması için kendimi sürekli kanıtlamak zorunda değilim. Duygularım, düşüncelerim ve ihtiyaçlarım önemlidir. Kendimi ifade etmeye hakkım var. Görünür olmak, herkesin onayını almak zorunda olmak demek değildir. Kendimi güvenli hissettiğim insanlarla, kendi hızımda ve kendi sınırlarımı koruyarak paylaşımda bulunabilirim. Başkalarının beni nasıl değerlendireceğini her zaman kontrol edemem. Ancak kendime nasıl yaklaştığımı, sınırlarımı nasıl koruduğumu ve ihtiyaçlarımı nasıl ifade ettiğimi öğrenebilirim. Görülmeyi istemem doğaldır. Anlaşılmayı ve bağ kurmayı hak ediyorum. Başkalarının ilgisi benim değerimi belirlemez; fakat güvenli ve destekleyici ilişkileri hayatıma kabul edebilirim. Kendimi saklamak zorunda değilim. Kendimi ortaya koymak için acele etmek de zorunda değilim. Kendi hızımda görünür olmayı öğrenebilirim. Görünür olmak güvenlidir; özellikle sınırlarımı koruduğum, kendime saygı duyduğum ve güvenilir ilişkileri seçtiğim ölçüde kendimi daha güvende hissedebilirim.”

Son cümleyi tekrarlayın: “Görünür olmak güvenlidir.”

Bu cümleyi mutlak bir gerçekliği kendinize dayatmak için değil, görünürlükle ilgili geçmiş deneyimlerinizin her yeni ilişkiyi belirlemek zorunda olmadığını hatırlamak için kullanın. Eğer görünür olmak sizin için zorlayıcıysa, kendinizi bir anda ortaya koymak yerine küçük bir adım seçin. Bir fikrinizi paylaşmak, güvendiğiniz birine duygunuzu anlatmak ya da uzun zamandır ertelediğiniz bir üretimi tamamlamak bu adımlardan biri olabilir.

Son olarak kendinize şu niyeti verin: “Bugün kendimi biraz daha fark etmeye, ihtiyaçlarımı küçümsememeye ve varlığımı güvenli yollarla ifade etmeye niyet ediyorum. Başkalarının beni görmesine alan açarken kendimi de görmeyi, kendime şefkatle yaklaşmayı ve değerimi dışarıdan gelen tepkilerle sınırlamamayı seçiyorum.”

Bir nefes daha alın. Bulunduğunuz ana dönün ve hazır hissettiğinizde gözlerinizi açın. Unutmayın: Görülmek, herkesin sizi fark etmesini sağlamak değildir. Kendinizi saklamak zorunda hissetmeden, kendi sınırlarınızla ve kendi değerinizle dünyada yer alabilmektir. Ve bu yolculuk, bazen başka birinin sizi gerçekten görmesiyle, bazen de sizin ilk kez kendinize dönüp “Ben buradayım” demenizle başlar.

Ayşe Beyza İlhan Ayşe Beyza İlhan
Ayşe Beyza İlhan, psikoloji ve beyin eğitimi alanında çalışmalar yürüten bir araştırmacıdır. Güney Kore'nin önde gelen online eğitim kurumlarından biri olan Global Cyber Üniversitesi'nde Beyin Temelli Psikolojik Danışmanlık eğitimi almaktadır. Özellikle bilişsel süreçler, nöropsikoloji ve duygu düzenleme mekanizmaları üzerine odaklanan İlhan, akademik bilgisini pratiğe dökerek bireylerin zihinsel dayanıklılığını güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Alzheimer tedavisi üzerine yaptığı bilimsel araştırmalarla, hafıza ve bilişsel işlevlerin korunmasına katkı sağlamayı hedeflemekte; anıların değerini koruyarak her yaş grubunda sağlıklı bir zihin ve psikolojik dengeyi teşvik etmektedir.Bilimsel çalışmalarını geniş bir perspektifle ele alan İlhan, Türkiye’nin önde gelen bilim dergilerinden JEBMS’de Alzheimer tedavisiyle ilgili bir bilimsel makale ve Florence Nightingale Bilimsel Tıp Dergisi’nde beslenme ve Alzheimer ilişkisi üzerine bir bilimsel makale yayımlamıştır. Bu çalışmalarıyla, nörolojik hastalıkların önlenmesi ve hafıza sağlığının korunmasına yönelik farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır. Gelecekte toplumsal iyileşme ve toplumsal sağlık alanında daha geniş kapsamlı çalışmalar yürütmeyi hedefleyen İlhan, frekans ve beyin temelli terapi yöntemleri üzerine araştırmalarına devam edecektir. Çalışma alanları arasında klinik psikoloji, ruh kavramının psikolojiyle ilişkisi, biyolojik beynin psikolojik rahatsızlıklar üzerindeki etkisi ve bu rahatsızlıklara yönelik tedavi yöntemleri yer almakta olup, bireylerin zihinsel ve duygusal iyilik hallerini güçlendirmeye yönelik yenilikçi yaklaşımlar geliştirmektedir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!