Zihnimde 48 Sekme Açık: Yetişkin DEHB
Bir Düşünceden Diğerine Uzanan Yol
Bir işi tamamlamak için masaya oturursunuz. Yapılacaklar listeniz hazırdır, ne yapmanız gerektiğini bilirsiniz ve hatta işe başlamaya hazırsınızdır. Tam o sırada aklınıza sabah cevaplamayı unuttuğunuz bir mesaj gelir. Mesajı düşünürken geçen hafta ertelediğiniz bir işi hatırlarsınız. O iş, henüz ödemediğiniz bir faturayı çağrıştırır. Faturayı düşünürken akşam yapmanız gerekenleri sıralamaya başlarsınız. Birkaç dakika sonra kendinizi başlangıçtaki işinizden oldukça uzakta bulursunuz. Üstelik bütün bu düşüncelerin arasında, ilk olarak ne yapmaya karar verdiğinizi hatırlamakta zorlanabilirsiniz.
Sanki zihninizde onlarca sekme açıktır. Her birinde başka bir konu, tamamlanmamış bir görev veya ansızın beliriveren bir düşünce vardır. Bir sekmeden diğerine geçmek kolaydır; ancak geri dönmek, kaldığınız yeri bulmak ve başladığınız işi tamamlamak aynı ölçüde kolay olmayabilir.
Bu deneyim, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) yaşayan bazı yetişkinlerin kendilerini ifade ederken başvurabileceği benzetmelerden biridir. Fakat yetişkin DEHB’yi yalnızca zihnin sürekli başka yerlere gitmesiyle açıklamak mümkün değildir. Çünkü bu durum, dikkatin düzenlenmesinden dürtülerin kontrolüne, günlük sorumlulukların yönetiminden kişinin kendilik algısına kadar uzanan daha kapsamlı bir deneyimdir.
Bir insanın zihninde kaç düşüncenin dolaştığı, onun DEHB yaşayıp yaşamadığını belirlemez. Asıl önemli olan, dikkat ve davranış düzenleme güçlüklerinin nasıl bir örüntü oluşturduğu, ne zamandır devam ettiği ve kişinin yaşamını ne ölçüde etkilediğidir. Yine de açık kalan sekmeler metaforu, dışarıdan her zaman fark edilmeyen bu deneyimi anlamak için bir başlangıç noktası sunabilir.
Çocuklukta Başlayan, Yetişkinlikte Biçim Değiştiren Güçlükler
DEHB çoğu zaman hareketli çocuklarla ilişkilendirilir. Sınıfta yerinde duramayan, sırasını beklemekte zorlanan veya öğretmenini dinlerken dikkati dağılan bir çocuk, toplumun zihnindeki tanıdık örneklerden biridir. Oysa DEHB’nin görünümü yaşla birlikte değişebilir ve çocuklukta fark edilmeyen belirtiler yetişkinlikte farklı güçlükler şeklinde ortaya çıkabilir.
Yetişkinlik, kişinin yaşamını kendi başına düzenlemesini gerektiren sorumlulukların arttığı bir dönemdir. İş hayatını sürdürmek, faturaları takip etmek, randevulara yetişmek, ev işlerini planlamak ve ilişkilerde verilen sözleri hatırlamak aynı anda yönetilmesi gereken birçok alan yaratır. Dikkatini düzenlemekte veya günlük sorumluluklarını organize etmekte zorlanan bir kişi için bu yoğunluk, yaşamın farklı bölümlerinde belirginleşen güçlükler doğurabilir.
Çocuklukta bir ebeveynin hatırlatmalarıyla tamamlanan görevler, yetişkinlikte kişinin kendi kendine planlama yapmasını gerektirir. Önceden yapılandırılmış bir ortamın sunduğu düzen azaldığında, kişinin kendi düzenini kurması daha fazla çaba gerektirebilir. Bu nedenle bazı yetişkinler, çocukluklarında yaşadıkları güçlükleri ancak iş, eğitim veya özel yaşam sorumlulukları arttığında yeniden değerlendirmeye başlayabilir.
Bununla birlikte DEHB, yetişkinlikte yalnızca sorumlulukların artmasıyla ortaya çıkan bir sorun değildir. Nörogelişimsel bir bozukluk olarak belirtilerin başlangıcı çocukluk dönemine dayanır; yetişkinlikte tanı alınması ise bu belirtilerin daha önce fark edilmemiş veya yeterince anlaşılmamış olabileceğini gösterir. Tanısal değerlendirmede kişinin geçmişi, belirtilerin sürekliliği ve farklı yaşam alanlarındaki etkileri birlikte ele alınmalıdır.
Zihnin Hızı ile Dikkatin Yönü Aynı Şey Değildir
DEHB denildiğinde sıkça akla gelen düşüncelerden biri, kişinin zihninin çok hızlı çalıştığıdır. Ancak hızlı düşünmek ile dikkati düzenlemekte zorlanmak birbirinden farklı deneyimlerdir. Bir insan yaratıcı fikirler üretebilir, aynı anda birçok konuyla ilgilenebilir veya zihinsel olarak yoğun bir dönem yaşayabilir; bunların hiçbiri tek başına DEHB anlamına gelmez.
Bazı yetişkinlerde dikkat, o anki görevden bağımsız düşüncelere kolayca kayabilir. Kişi bir konuşmayı dinlerken başka bir konuyu düşünmeye başlayabilir, bir metni okurken satırları takip etse bile okuduğu içeriği zihninde tutmakta zorlanabilir ya da bir işe başladıktan kısa süre sonra başka bir göreve yöneldiğini fark edebilir.
Burada yaşanan güçlük yalnızca dikkatin başka bir yere gitmesi değildir. Dikkatin yeniden istenen noktaya yöneltilmesi ve orada sürdürülmesi de zorlayıcı olabilir. Kişi zihninin dağıldığını fark etse bile başladığı işe dönmek için tekrar tekrar çaba harcayabilir.
Bazen de tam tersi bir deneyim yaşanabilir. Kişi ilgisini çeken bir konuya uzun süre yoğunlaşabilir, çevresindeki başka sorumlulukları fark etmekte zorlanabilir. Bu durum, dikkatini her koşulda sürdürebildiği anlamına gelmez. Dikkatin düzenlenmesi, yalnızca odaklanabilmekle değil, neye, ne zaman ve ne kadar süreyle odaklanılacağını yönetebilmekle de ilgilidir.
Bu nedenle DEHB’yi dikkatin tamamen yokluğu olarak tanımlamak yanıltıcıdır. Mesele, dikkatin her durumda aynı biçimde kullanılamaması ve kişinin ihtiyacına uygun şekilde yönlendirilmesinde güçlük yaşanabilmesidir.
Yapılacakları Bilmek, Yapabilmek Anlamına Gelmediğinde
Bazı yetişkinler yapılması gerekenleri gayet iyi bilir. Hangi işi ne zaman tamamlamaları gerektiğinin farkındadırlar. Hatta ayrıntılı planlar hazırlayabilir, kendilerine hatırlatmalar koyabilir ve yeni bir güne büyük bir motivasyonla başlayabilirler. Buna rağmen işe başlamak, planı sürdürmek veya son adımı tamamlamak beklediklerinden daha zor olabilir.
Bu durum, yürütücü işlevlerle yakından ilişkilidir. Planlama, öncelik belirleme, çalışma belleği, zaman yönetimi ve davranışları hedef doğrultusunda düzenleme gibi süreçler günlük yaşamın görünmeyen organizasyonunu oluşturur. DEHB yaşayan bazı yetişkinlerde bu alanlardaki güçlükler, yapılması gereken işlerle gerçekleştirilen eylemler arasında mesafe oluşmasına katkıda bulunabilir.
Örneğin bir kişi önemli bir başvuru yapması gerektiğini bilir. Başvurunun son tarihini hatırlar, gerekli belgeleri de öğrenmiştir. Ancak işe başlamak için gereken adımları sıralamakta zorlanabilir. Belgelerden birini hazırlarken başka bir ayrıntıya takılabilir, ardından farklı bir işle ilgilenmeye başlayabilir. Günün sonunda başvuru hâlâ tamamlanmamış olabilir.
Dışarıdan bakıldığında bu durum ilgisizlik veya sorumsuzluk olarak yorumlanabilir. Oysa kişinin bir görevin önemini bilmesi ile o görevi düzenli bir biçimde uygulamaya geçirebilmesi aynı süreç değildir. Bununla birlikte her yarım kalan işin veya ertelenen görevin DEHB’den kaynaklandığını söylemek de doğru olmaz. Benzer güçlükler farklı psikolojik, çevresel ve sağlıkla ilişkili nedenlerle ortaya çıkabilir.
Zihindeki sekmeler metaforu burada başka bir anlam kazanır: Sorun bazen hangi işin yapılacağını bilmemek değil, o işe giden yolu sürdürebilmektir.
Zamanın İçinde Kaybolmak
Zaman herkes için aynı şekilde ilerler; ancak onu algılama, planlama ve yönetme biçimimiz farklılık gösterebilir. Bazı yetişkinler bir işin ne kadar süreceğini tahmin etmekte, bir sonraki sorumluluğa ne zaman başlamaları gerektiğini belirlemekte veya zamanın geçtiğini fark etmekte zorlanabilir.
Beş dakika süreceği düşünülen bir iş uzayabilir. Bir ayrıntıyı tamamlamak için harcanan süre fark edilmeden artabilir. Başlanması gereken bir görev ertelenirken kişinin zihninde o işle ilgili düşünceler dolaşmaya devam edebilir. Son teslim tarihi yaklaştığında ise birden fazla sorumluluk aynı anda acil hâle gelebilir.
Bu noktada erteleme davranışını yalnızca isteksizlikle açıklamak yetersiz kalır. Bazı kişiler bir görevin önemini bildikleri hâlde işe başlamakta zorlanabilir; bazıları ise görevin büyüklüğü, belirsizliği veya yaratacağı rahatsızlık nedeniyle onu erteleyebilir. DEHB bu deneyimlerden bazılarıyla ilişkili olabilir, ancak ertelemenin tek nedeni değildir.
Sürekli son ana yetişmeye çalışmak, kişiyi yalnızca zaman açısından zorlamaz. Her görevin acil bir duruma dönüşmesi, dinlenme fırsatlarını azaltabilir ve günlük yaşamda sürekli bir yetişme hissi yaratabilir. Bir süre sonra kişi yalnızca işlerini değil, kendi enerjisini de yetiştirmeye çalıştığını hissedebilir.
Açık Sekmelerin Arasında Biriken Duygular
Yetişkin DEHB’nin görünmeyen boyutlarından biri, tekrarlanan güçlüklerin kişinin kendisi hakkında geliştirdiği düşüncelerle ilişkisidir.
Çocukluk döneminden itibaren eşyalarını unutan, ödevlerini son ana bırakan veya verilen görevleri tamamlamakta zorlanan bir çocuk düşünelim. Çevresinden sık sık daha dikkatli olması, biraz gayret göstermesi veya sorumluluk alması gerektiğini duyabilir. Zamanla belirli davranışlara yönelik bu yorumlar, kişinin bütün benliğine ilişkin değerlendirmelere dönüşebilir.
Yetişkinlikte de benzer deneyimler devam ettiğinde kişi kendisini başkalarıyla karşılaştırmaya başlayabilir. Aynı işi yapan birinin daha kısa sürede tamamladığını görmek, basit görünen bir sorumluluğu sürekli ertelemek veya tekrar tekrar unutmak, yetersizlik hissini besleyebilir.
Böylece düşünceler arasındaki sekmelerin yanına başka bir sekme eklenir: Kişinin kendisi hakkında söyledikleri.
“Yine yapamadım.”
“Neden bunu sürdüremiyorum?”
“Biraz daha dikkatli olsaydım her şey farklı olur muydu?”
Bu tür düşünceler bazı kişilerde zamanla yerleşik bir iç eleştiriye dönüşebilir. Oysa yaşanan güçlükler, kişinin bütün kapasitesini veya değerini tanımlamaz. Bir işi tamamlamakta zorlanmakla o işi önemsememek aynı şey değildir; ancak bu ayrımı yapabilmek için kişinin yaşadığı güçlükleri anlaması ve günlük yaşamında nasıl karşılık bulduğunu değerlendirmesi gerekir.
DEHB’ye duygusal düzenleme güçlükleri de eşlik edebilir. Bazı yetişkinler hayal kırıklığıyla baş etmekte, yoğun duygularını düzenlemekte veya ani tepkilerini kontrol etmekte zorlanabilir. Bununla birlikte bu deneyimler herkes için geçerli değildir ve tek başına DEHB’ye özgü kabul edilmemelidir.
Kişinin kendisine yönelik değerlendirmeleri yalnızca bozukluğun belirtileriyle şekillenmez. Aile ilişkileri, eğitim deneyimleri, sosyal çevre ve geçmişte alınan geri bildirimler de bu sürece katkıda bulunabilir. Dolayısıyla yetişkin DEHB’yi anlamak, yalnızca hangi belirtilerin bulunduğuna değil, kişinin yıllar içinde bu belirtilerle nasıl yaşadığına da bakmayı gerektirir.
İlişkilerde Görünmeyen Mesafe
Bir konuşma sırasında dikkatin dağılması, karşı tarafın sözünü kesmek, bir randevuyu unutmak veya ortak bir planı takip etmekte zorlanmak ilişkilerde yanlış anlaşılmalara neden olabilir. Karşıdaki kişi önemsenmediğini hissederken DEHB yaşayan kişi, aslında önemsediği bir ayrıntıyı neden unuttuğunu açıklamakta zorlanabilir.
Burada iki tarafın deneyimi de önemlidir. Bir davranışın kasıtlı olmaması, karşı tarafta yarattığı etkinin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir kişinin dikkatini düzenlemekte zorlanması da onun sevgisiz, ilgisiz veya sorumsuz olduğu sonucunu doğurmaz.
İlişkilerde belirleyici olan, yaşanan güçlüklerin nasıl ele alındığıdır. Tekrarlanan unutkanlıklar veya yarım kalan planlar üzerine konuşmak, ihtiyaçları açıkça ifade etmek ve günlük yaşamı kolaylaştıracak ortak düzenlemeler geliştirmek yanlış anlaşılmaları azaltmaya yardımcı olabilir.
DEHB’nin etkileri arkadaşlıklar, aile ilişkileri ve romantik ilişkilerle sınırlı değildir. İş yaşamında görevleri takip etmek, toplantılarda dikkati sürdürmek veya birden fazla sorumluluğu yönetmek de zorlayıcı olabilir. Ancak kişinin güçlü yönleri, çalışma ortamının yapısı ve sahip olduğu destekler bu deneyimi önemli ölçüde değiştirebilir.
Bu nedenle yetişkin DEHB yaşayan kişileri yalnızca zorlandıkları alanlar üzerinden değerlendirmek eksik bir bakış açısıdır. Bir kişinin hangi koşullarda daha iyi işlev gösterdiğini, nelerden güç aldığını ve hangi düzenlemelere ihtiyaç duyduğunu anlamak da aynı ölçüde önemlidir.
Geç Tanının Ardından Gelen Sorular
Bazı yetişkinler, DEHB tanısını aldıktan sonra geçmişlerini farklı bir gözle değerlendirmeye başlar. Yıllarca kişilik kusuru olarak yorumladıkları bazı güçlüklerin nörogelişimsel özelliklerle ilişkili olabileceğini öğrenmek, deneyimlerini yeniden anlamlandırmalarına yardımcı olabilir.
Ancak tanı, geçmişte yaşanan her olayı açıklayan tek bir anahtar değildir. Dikkat güçlükleri, unutkanlık ve erteleme farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Kaygı, depresyon, uyku sorunları ve başka durumlar da benzer belirtilere yol açabilir veya DEHB’ye eşlik edebilir.
Bu nedenle tanısal değerlendirme, yalnızca kişinin kendisinde bazı belirtiler görmesine dayanmamalıdır. Belirtilerin ne zamandır devam ettiği, çocukluk dönemindeki gelişimsel öykü, farklı yaşam alanlarındaki etkiler ve olası diğer açıklamalar bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Geç tanı alan bir kişi için önemli olan, geçmişini yeni bir etiketle açıklamakla yetinmemektir. Asıl mesele, hangi durumlarda zorlandığını, hangi koşullarda daha iyi işlev gösterdiğini ve yaşamını kolaylaştırmak için neleri değiştirebileceğini anlamaktır.
Bütün Sekmeleri Aynı Anda Kapatmak Zorunda Değiliz
Yetişkin DEHB’nin yönetimi, kişinin ihtiyaçlarına göre şekillenen bir yaklaşım gerektirir. Görevleri küçük adımlara ayırmak, hatırlatıcılar kullanmak, yapılacak işleri görünür hâle getirmek ve günlük planları gerçekçi biçimde düzenlemek bazı kişiler için yararlı olabilir. Dikkat dağıtıcı uyaranları azaltmak ve görevler arasında geçiş yaparken kısa notlar almak da günlük yaşamı kolaylaştırabilir.
Bununla birlikte her güçlüğün yalnızca bireysel çabayla çözülmesi beklenmemelidir. Gerektiğinde uzman değerlendirmesi, psikoeğitim, psikoterapi ve uygun durumlarda ilaç tedavisi gibi seçenekler ele alınabilir. Destek planının kişinin belirtilerine, ihtiyaçlarına ve yaşam koşullarına göre düzenlenmesi önemlidir.
Amaç zihindeki bütün düşünceleri susturmak, her görevi kusursuzca tamamlamak veya başkalarının çalışma biçimine bütünüyle benzemek değildir. Amaç, kişinin kendi işleyişini anlaması, zorlandığı alanları fark etmesi ve yaşamını daha yönetilebilir hâle getirecek yollar geliştirmesidir.
Belki de zihnimizdeki 48 sekmenin tamamını aynı anda kapatmamız gerekmiyordur. Bazen hangi sekmenin açık kaldığını fark etmek, bazen yarım kalan işe geri dönmek, bazen de yardım istemek yeterli bir başlangıçtır.
Çünkü insan, yalnızca tamamladığı işlerden ibaret değildir. Bir görevi unutmak, bir planı sürdürememek veya düşünceler arasında kaybolmak, kişinin bütün kapasitesini ve değerini tanımlamaz. Yaşanan güçlükleri anlamak, onları görmezden gelmek değil; kendimize yönelttiğimiz yargıların yerine daha gerçekçi bir değerlendirme koyabilmektir.



