Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Alkışlar bittiğinde neden birbirimize yabancılaşıyoruz?

5 dk.okuma süresi
Alkışlar bittiğinde neden birbirimize yabancılaşıyoruz?

Pandemi zamanı akşam dokuzda insanlar balkonlara çıkıp sağlık çalışanlarını alkışlıyordu. Ben de o sağlık çalışanlarından biriydim. O saatlerde ya hâlâ çalışıyordum ya da alkışı duymayacak kadar yorgundum.

Apartmanlarda yaşlı komşuların kapısına yiyecek poşetleri ve yemekler bırakılıyordu. Yıllar boyu selamlaşmayan insanlar, merdiven boşluğundan birbirine “Bir ihtiyacın var mı?” diye sesleniyordu. Normal zamanda belki aynı masaya hiç oturmayacak insanlar birbirine destek olmaya çalışıyordu. O günlerin de kavgaları vardı elbette. Maske yüzünden, aşı yüzünden tartışanları en yakından görenlerden biriydim. Ama birinin kapısına poşet bırakan hiç kimse, içerideki komşusuna siyasi görüşünü, etnik kimliğini, hangi dine inandığını sormuyordu. Herkesin korkusu aynıydı.

Sonra pandemi bitti, alkışlar da.

Aynı sokakta yaşayan insanlar, yeniden birbirinin paylaşımlarına ya da yaşam biçimine kızan insanlara dönüştü. Kapıya poşet bırakan komşu, birkaç ay sonra otopark yüzünden apartman grubunda kavga ediyordu.

İnsanlar nasıl bu kadar kolay unutuyor? Cevabı yetmiş yıl önce Ödemişli bir sosyal psikolog vermişti. 1954 yazında Muzafer Sherif, Amerika’da bir kamp kurdu (Sherif ve ark., 1961). Kampa birbirini tanımayan 22 çocuk katıldı. Sherif onları iki takıma ayırdı ve ödüllü yarışmalarla aralarında rekabet başlattı. Birkaç gün içinde takımlar birbirinin bayrağını yakacak hâle geldi. Sonra çocukları barıştırmayı denedi. Birlikte yemek etkinlikleri ve film geceleri düzenlendi. Hiçbiri işe yaramadı. Ortak etkinlikler kısa sürede kavgaya dönüşüyordu.

Sonunda araştırmacılar, yiyecekleri getiren kamyonun bozulduğunu söyledi. Tek bir takımın gücü kamyonu çekmeye yetmiyordu. Çocuklar, birkaç gün önce halat çekme yarışında birbirlerine karşı asıldıkları aynı halata bu kez beraberce asıldılar. Düşmanlıkları bu şekilde çözülmeye başladı.

Deneyin bugün tartışmalı olduğu düşünülüyor ve araştırmacıların çocukların arasındaki çatışmayı fazlasıyla yönlendirdiği ileri sürülüyor (Perry, 2014). Ama bana göre söylediği şey hâlâ geçerli: İnsanları birbirine yakınlaştıran şey, aynı yükün altına girmek. Hepimiz pandemide o kamyonu çekiyorduk. Halatı bıraktıktan sonra herkes kendi takımına döndü.

Bugün 29 Ekim. Yine balkonlara çıkacağız, bu kez elimizde bayraklarla. Bayramlar bana biraz deneydeki kampta yapılan film gecelerini hatırlatıyor. Güzel ve coşkulu, ama ertesi sabaha pek iz bırakmayan geceler. Elbette coşkuya ihtiyacımız var, ama tek başına yetmiyor.

Görüşmelerimde sıklıkla “Duygular gelir ve geçer” derim. Neye değer verdiğimizi ise yaptıklarımız gösterir. Bazen insanlar “Artık eskisi gibi hissetmiyorum” diye geliyor. Eşlerine, işlerine, hayatlarına karşı. Onlara “Hissetmeseydin bile, nasıl biri olmak isterdin?” diye soruyorum. Çünkü his çoğu zaman davranıştan sonra gelir. Birlik olmak için de aynısı geçerli bence.

Coşku bir duygu, ertesi sabah geçip gidebilir. Birlik olmak ise ertesi sabah ne yapmayı seçtiğimizle ilgili bir şey. Asansörde karşılaştığımız komşuya bir selam vermemizle. Apartman grubunda tartışmadan önce biraz daha düşünmemizle. Kafamızda çoktan etiketlediğimiz birine, etiketin arkasında kim olduğunu görmek için bir kez daha bakmamızla.

Toplumsal güveni ölçen araştırmalarda insanlara “Sizce insanların çoğuna güvenilebilir mi?” diye soruluyor. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün Dünya Değerler Araştırması verisine dayanan raporuna göre ülkemizde her yüz kişiden sadece 14’ü “çoğu insana güvenilebilir” diyor (“İnsanlar birbirine ne kadar güveniyor?”, 2026). Ancak bu soruya hiçbirimiz törende marşımızı okurken cevap vermiyoruz. Hayatın doğal akışında, kimsenin fark etmediği sıradan anlarda yaşadıklarımıza göre veriyoruz. Merdiven boşluğundan seslenen o komşu gibi. Ya da elimizdekilerin ağır olduğunu görüp “Yardımcı olayım” diyen bir genç gibi. Bunların her biri “biz burada birbirimizi kollarız” demek.

Cumhuriyet bir günde ilan edildi. Ama o güne, birbirine benzemeyen insanların yıllarca aynı halata asılmasıyla gelindi. Kağnıyla cepheye cephane taşıyan kadınlarımız, evindeki son unu askerlerimize gönderen köylülerimiz hep o halattaydı. Birbirini tanımayan, belki birbirinin şivesini dahi anlamayan insanlardı. Biri İnebolu’dan yola çıkmış, öbürü yolun üstündeki bir köyden katılmıştı. Aynı yolu yürüdüler.

Halat hâlâ orada. Pandemide bir süre elimizdeydi. Kapıya bırakılan poşetlerde, merdiven boşluğundan yükselen seslerde. Kimse bize “bırakın” demedi. Korkumuz geçince kendiliğinden bıraktık. Bugün çoğumuz o halatın ucunu önce başkası tutsun istiyoruz. “Biri başlasın, ben de gelirim” diyoruz.

Dönüşüm büyük kararlardan çok küçük adımlarla olur. Otopark yüzünden tartıştığımız komşu evde değilken kargosunu teslim almak ya da binaya yeni taşınan komşuya, çöplerin hangi akşam toplandığını anlatmak gibi. Çoğu zaman minicik bir adımın ne kadar fark yarattığını, ancak attıktan sonra anlıyoruz. O nedenle bazen halatın ucunu ilk tutan biz olmalıyız.

Yazıyı kapatmadan önce kendine bir soru sor: Kafanda “onlar” diye ayırdığın birini düşün. Onu gerçekten tanısaydın, neyi farklı yapardın?

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

Kaynakça

  • “İnsanlar birbirine ne kadar güveniyor?” araştırması: İşte dünya sıralamasındaki yerimiz. (2026, 01 Şubat). Karar. https://www.karar.com/hayat-haberleri/insanlar-birbirine-ne-kadar-guveniyor-arastirmasi-iste-listedeki-yerimiz-2025863
  • Perry, G. (2014, 26 Kasım). The view from the boys. The Psychologist. https://www.bps.org.uk/psychologist/view-boys
  • Sherif, M., Harvey, O. J., White, B. J., Hood, W. R. ve Sherif, C. W. (1961). Intergroup conflict and cooperation: The Robbers Cave experiment. University Book Exchange. http://psychclassics.yorku.ca/Sherif/
Hülya Ayçiçek Hülya Ayçiçek
Hülya Ayçiçek, eğitime meraklı, “güçlü ve bilge insan; mutlu ve aydın toplum” bakış açısında bir cumhuriyet kadını ve sağlık profesyonelidir. İlk lisans ve yüksek lisansını Ebelik alanında tamamlamış; üçüncü basamak sağlık kurumlarında klinisyen, meslektaş eğitimlerinde öğretim görevlisi olarak görev almış, birinci basamak sağlık hizmetlerinde aktif roller üstlenmiştir. Akademik çalışmalarda geniş deneyime sahiptir. Çok sayıda kurs, kongre, sempozyumda katılımcı, düzenleyici, konuşmacı olarak yer almış, makale ve bildirileri bulunmaktadır. Çalışmalarında bireylerin ruh sağlığını koruyup, güçlendirmeden sağlık bakım hizmetlerinde ilerleme sağlanamayacağı farkındalığı sonrası ruh sağlığı alanına yönelmiştir. İkinci lisans eğitimini FSMVÜ Psikoloji Bölümünde tamamlamış ve İstanbul Gelişim Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans Programında eğitimini sürdürmektedir.
Psikolog Rehberi Psikolog · Kadıköy-Bağdat Caddesi, İstanbul · Yüz yüze ve online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!