Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Henüz Olmamış Şeylerin Yorgunluğu: Geleceği Bugünden Yaşamak

Ece Bahat Yazar: Ece Bahat
5 dk.okuma süresi
Henüz Olmamış Şeylerin Yorgunluğu: Geleceği Bugünden Yaşamak

Hiç gerçekleşmemiş bir olayın ihtimali yüzünden kendinizi üzgün, huzursuz ya da yorgun hissettiğiniz oldu mu? Henüz bir ayrılık yaşamadan ilişkinizin biteceğini düşünmek, ortada herhangi bir sağlık problemi yokken kötü bir haber alma ihtimalini zihninizde tekrar tekrar canlandırmak ya da sonucu henüz belli olmayan bir durumun olumsuz taraflarına odaklanmak…

Bazen henüz yaşamadığımız şeylerin duygusal yükünü, sanki gerçekten yaşamışız gibi taşıyabiliyoruz. Üstelik bu düşünceler yalnızca zihnimizde kalmıyor; günümüzü, ilişkilerimizi ve kendimizi nasıl hissettiğimizi de etkiliyor.

Aslında burada üzerinde durabileceğimiz önemli bir kavram var: Beklenti kaygısı.

Peki, henüz gerçekleşmemiş bir olay bizi nasıl bu kadar etkileyebilir?

Zihnimiz gelecekte neler olabileceğini düşünür, olası tehlikeleri önceden fark etmeye ve kendimizi bunlara hazırlamaya çalışır. Bu aslında oldukça doğal ve gerekli bir süreçtir. Bir sınava girmeden önce çalışmak, önemli bir görüşme öncesinde hazırlık yapmak ya da karşılaşabileceğimiz bir sorun için önlem almak bunun günlük hayattaki örnekleridir.

Ancak bazen geleceğe yönelik bu hazırlık, henüz gerçekleşmemiş olumsuz ihtimalleri sürekli düşünmeye dönüşebilir. Özellikle belirsizliğin olduğu durumlarda zihnimiz, olabilecekleri değerlendirmekten çok kötü ihtimallere odaklanmaya başlayabilir.

Örneğin bir ilişkide her şey yolunda giderken kişi bir gün terk edileceğini düşünebilir. Karşı tarafın bir mesaja geç cevap vermesi, sıradan bir yoğunluk olarak değil, ilişkinin kötüye gittiğinin işareti olarak yorumlanabilir. Böylece henüz ortada bir ayrılık yokken kişi, ayrılığın yaratacağı üzüntüyü bugünden yaşamaya başlayabilir.

Burada önemli olan yalnızca geleceği düşünmek değil, henüz gerçekleşmemiş bir ihtimali zihnimizde giderek daha gerçek hale getirmemizdir.

Belirsizlikle kalmak neden bu kadar zor?

Beklenti kaygısının önemli parçalarından biri belirsizliktir. Bir durumun nasıl sonuçlanacağını bilmemek, özellikle kontrol ihtiyacı yüksek olan kişiler için oldukça zorlayıcı olabilir.

Bazen bir yanıt almak, bir kararın kesinleşmesini beklemek ya da bir ilişkinin geleceğini bilmek isteriz. Çünkü belirsizlik devam ettikçe zihnimiz farklı ihtimalleri düşünmeye devam eder. Kişi kendisini rahatlatacak bir cevap bulabilmek için sürekli düşünmeye, sorgulamaya ve bazen de çevresinden güvence almaya yönelebilir.

Ancak her sorunun hemen bir cevabı olmayabilir. Gelecekte ne olacağını kesin olarak bilemediğimizde, belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışmak da zamanla yorucu bir döngüye dönüşebilir.

Bazen bizi yoran şey yalnızca kötü bir ihtimal değil, o ihtimalin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilememektir.

Felaket senaryoları bizi gerçekten hazırlar mı?

Birçok kişi olumsuz ihtimalleri önceden düşünmenin kendisini hazırlıklı tuttuğunu hisseder. Hatta bazıları kötü ihtimalleri düşünmezse karşılaşacağı durumla baş edemeyeceğini düşünür.

Oysa bir ihtimali değerlendirmekle o ihtimalin mutlaka gerçekleşeceğine inanmak arasında önemli bir fark vardır.

Örneğin bir iş görüşmesinde olumsuz yanıt alma ihtimalini düşünmek oldukça doğaldır. Ancak görüşme henüz gerçekleşmeden başarısız olacağımıza kesin gözüyle bakmak, kendimizi yetersiz hissetmemize ve hatta görüşmeye katılmaktan kaçınmamıza neden olabilir.

Burada felaketleştirme dediğimiz düşünce biçimi devreye girebilir. Kişi, henüz gerçekleşmemiş bir durumun en kötü sonucuna odaklanır ve bu sonucun gerçekleşme ihtimalini olduğundan daha yüksek değerlendirir.

Zihnimiz bir yandan bizi korumaya çalışırken diğer yandan henüz yaşanmamış bir olayın duygusal yükünü bugüne taşımaya başlayabilir.

Beklenti kaygısı günlük hayatımızı nasıl etkiler?

Bu kaygı bazen yalnızca zihnimizden geçen düşüncelerle sınırlı kalmaz, davranışlarımıza da yansır. Kötü bir sonuçla karşılaşmamak için bazı durumlardan uzak durabilir, kendimizi güvende hissetmek adına sürekli kontrol etme ihtiyacı duyabiliriz. Örneğin terk edilmekten korkan biri, incinmemek için ilişkide mesafeli davranabilir ya da karşı tarafın sevgisinden emin olmak için sık sık güvence arayabilir. Başarısız olmaktan korkan biri ise denemekten vazgeçebilir. Böyle durumlarda kişi, korktuğu şeyin gerçekleşmesini önlemeye çalışırken farkında olmadan kendi hayatındaki seçenekleri de daraltabilir. Üstelik kaçınmak kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede korkularımızla baş edebileceğimize dair yeni deneyimler kazanmamızı zorlaştırabilir.

Peki, geleceği düşünmeden yaşamak mümkün mü?

Elbette geleceği hiç düşünmemek ya da olumsuz ihtimalleri tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil. Zaten önemli olan da bu değil. Asıl mesele, geleceğe yönelik düşüncelerimizle nasıl bir ilişki kurduğumuzu fark edebilmek.

Bazen kendimize birkaç soru sormak bile düşüncelerimize farklı bir yerden bakmamızı sağlayabilir:

  • Şu an düşündüğüm şey gerçekten yaşandı mı, yoksa gerçekleşmesinden mi korkuyorum?
  • Bu düşüncemi destekleyen somut bir bilgi var mı?
  • Bir ihtimali kesinleşmiş bir gerçek gibi mi değerlendiriyorum?
  • Şu an değiştirebileceğim bir şey var mı, yoksa kontrol edemediğim bir sonucu mu düşünmeye devam ediyorum?

Bu soruların amacı olumsuz düşünceleri tamamen ortadan kaldırmak değil, onları daha gerçekçi bir şekilde değerlendirebilmek.

Bazen de kendimize hatırlatmamız gereken şey oldukça basittir: Bir şeyin gerçekleşme ihtimalinin olması, mutlaka gerçekleşeceği anlamına gelmez.

Henüz yaşanmamış bir olayın içinde yaşamaya başladığımızda, bugünü kaçırabiliriz. Henüz bitmemiş bir ilişkinin biteceğini düşünerek o ilişkideki güzel anları göremeyebilir, sonucu belli olmayan bir durumun kaygısıyla şu an sahip olduğumuz fırsatları değerlendiremeyebiliriz.

Geleceği düşünmek hayatın doğal bir parçası. Ancak gelecekte karşılaşabileceğimiz her olumsuzluğa bugünden üzülmek zorunda değiliz.

Belki de bazen kendimize verebileceğimiz en önemli izin, henüz yaşanmamış şeylerin yükünü taşımadan bugünde kalabilmektir.

Ece Bahat Ece Bahat
Psikolog Ece Bahat, lisans eğitimini psikoloji alanında tamamlamış olup, şema terapi ve bilişsel davranışçı terapiye odaklanmıştır. Genellikle travma, anksiyete ve depresyon konularında çalışarak, danışanlarına bilimsel temelli ve bireyselleştirilmiş danışmanlık hizmetleri sunmaktadır. Dijital mecralarda psikoloji alanında güncel konular üzerine yazılar yazarak, psikolojik bilginin daha geniş kitlelere ulaşmasını amaçlamaktadır. Misyonu, bireylerin içsel güçlerini keşfetmelerine rehberlik etmek ve onlara yenilikçi bakış açıları kazandırarak iyi oluş süreçlerini desteklemektir. Ona göre, değişim küçük bir farkındalık anıyla başlar ve doğru destekle büyüyerek bireyin kendini gerçekleştirme yolculuğunda güçlü bir adım haline gelir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!