Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Bessel Van Der Kolk ve Görünmeyen Oltalar

Sena Aslan Yazar: Sena Aslan
7 dk.okuma süresi
Bessel Van Der Kolk ve Görünmeyen Oltalar

Giriş

İnsan zihni, yaşadıklarını anlamlandırmaya, belirsizlikleri açıklamaya ve gelecekte karşılaşabileceği tehlikeleri önceden kestirmeye çalışır. Bu çaba kimi zaman bize yol gösterirken, kimi zaman da kendi düşüncelerimizin içinde kaybolmamıza neden olabilir. Aklımızdan geçen bir ihtimali gerçekmiş gibi değerlendirebilir, hissettiğimiz korkuyu ortada bir tehlike olduğunun kanıtı sayabiliriz. Benzer biçimde, bazen yalnızca bir davranışı görür, onu ortaya çıkaran koşulları gözden kaçırırız. Oysa bir insanın neden sürekli tetikte olduğunu, neden kaçındığını veya neden aynı korkunun etrafında dönüp durduğunu anlamak için davranışın kendisinden daha fazlasına bakmamız gerekir. Belki de bizi görünmez biçimde yönlendiren şey, fark etmediğimiz oltalardır.

Geçmişin İzleri, Zihnin Hikâyeleri ve Bedenin Hafızası

Bessel van der Kolk, Beden Kayıt Tutar adlı kitabında travmanın yalnızca geçmişte yaşanmış bir olaydan ibaret olmadığını, zihin, beyin ve bedende izler bırakabileceğini vurgular. Bu izler, kişinin bugünü algılama biçimini ve karşılaştığı durumlara verdiği tepkileri etkileyebilir. Geçmişte tehlike yaşamış bir kişi, bugün benzer bir durumla karşılaştığında gerçek bir tehdit bulunmasa bile korku, gerginlik veya kaçma isteği hissedebilir. Çünkü tehlikenin sona erdiğini zihinsel olarak bilmek, bedenin de aynı güvenlik hissine hemen ulaşacağı anlamına gelmez. Bu durum, hissettiklerimizin içinde bulunduğumuz koşulları her zaman doğru yansıtmayacağını gösterir. Bir duygunun gerçek olması, o duygunun dayandığı düşüncenin doğru olduğu anlamına gelmez. Korku hissediyor olabiliriz; ancak bu, korktuğumuz şeyin gerçekleşeceğini göstermez. Peki, zihnimizin anlattığı her hikâye doğru mudur?

Zihnimiz belirsizliği ortadan kaldırmak ve olası tehlikeleri önceden kestirmeye çalışırken bizi aynı soruların ve korkutucu senaryoların içinde tutabilir. “Ya kontrolümü kaybedersem?”, “Ya kötü bir şey olursa?” Bu sorulara kesin cevaplar bulmaya çalışmak, düşüncelerimizi tekrar tekrar sorgulamamıza, kendimizi kontrol etmemize veya başkalarından güvence aramamıza yol açabilir. Böylece düşünceler, gelip geçen zihinsel içerikler olmaktan çıkarak davranışlarımızı yönlendirmeye başlar. Oysa “Kontrolümü kaybedeceğim.” demek yerine “Şu anda kontrolümü kaybetmekten korktuğumu fark ediyorum.” diyebilmek, düşünceyle aramıza mesafe koyar. Buradaki amaç düşünceleri bastırmak değil, zihnimizden geçenleri kesin gerçekler olarak kabul etmeden gözlemleyebilmektir. Çünkü bir düşüncenin yarattığı korku ve bedensel gerginlik, o düşüncenin gerçekliğine ilişkin bir kanıt oluşturmaz. Bazen bizi zorlayan şey, yalnızca düşündüğümüz ihtimal değil, o ihtimali mutlaka çözmemiz veya ortadan kaldırmamız gerektiğine inanmamızdır.

Van der Kolk’un yaklaşımının önemli katkılarından biri, travmanın yalnızca sözcüklerle anlatılan bir anıdan ibaret olmadığını göstermesidir. Kişi yaşadıklarının geçmişte kaldığını bilse bile kalp çarpıntısı, kas gerginliği veya kaçma isteği gibi bedensel tepkiler yaşamaya devam edebilir. Bu nedenle yoğun duyguların yalnızca mantıklı açıklamalarla hemen ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi olmayabilir. Bu tepkiler, kişinin zayıf olduğu veya düşüncelerini yönetemediği anlamına gelmez. Bununla birlikte, her bedensel tepkiyi geçmişte yaşanmış bir travmayla açıklamak da doğru değildir. Tepkilerimiz geçmiş deneyimlerimizin yanı sıra mevcut koşullardan, günlük stres kaynaklarından ve başka etkenlerden de etkilenebilir.

Hayal gücü, geleceğe yönelik olasılıklar geliştirmemizi, umut kurmamızı ve yeni yollar keşfetmemizi sağlayan önemli bir yetidir. Ancak geçmişteki acı verici deneyimlere veya geleceğe ilişkin korkulara yoğun biçimde odaklandığımızda, zihnimiz aynı olumsuz senaryoları tekrar tekrar üretebilir. Böylece yeni ihtimalleri değerlendirmek yerine bildiğimiz korkuların içinde sıkışıp kalabiliriz. Zihnimiz bizi olası tehlikelere karşı korumaya çalışırken, bazen henüz gerçekleşmemiş ihtimalleri de mevcut tehlikeler gibi algılamamıza neden olabilir. Benzer biçimde, duygularımız da bize önemli bilgiler sunar. Korku dikkatli olmamızı, öfke sınırlarımızı fark etmemizi, üzüntü ise bir kaybın anlamını kavramamızı sağlayabilir. Ancak hiçbir duygu, yaşadığımız durumun bütününü tek başına açıklamaz veya nasıl davranmamız gerektiğini kesin olarak belirlemez. Öfkelendiğimizde hemen karşılık vermek, korktuğumuzda bulunduğumuz ortamdan kaçmak veya kaygılandığımızda sürekli güvence aramak zorunda değiliz. Korkabilir ve yine de durumu değerlendirebiliriz. Kaygılanabilir ve kesinlik elde etmek için düşüncelerimizin peşinden sürüklenmek zorunda olmadığımızı hatırlayabiliriz.

Duyguyu hissetmekle onun yönlendirdiği davranışı gerçekleştirmek arasında bir seçim alanı bulunabilir. Duygularımızı ne görmezden gelmek ne de onları her zaman doğru birer rehber olarak kabul etmek zorundayız. Yoğun stres altında bu alanı fark etmek zorlaşsa da duygularımızı gözlemlemek ve içinde bulunduğumuz koşulları değerlendirmek, nasıl davranacağımızı seçebilmemize yardımcı olabilir.

Davranışın Ardındaki Görünmeyen Oltalar

Van der Kolk’un beden farkındalığına ve fizyolojik tepkilerin düzenlenmesine verdiği önem, geçmiş deneyimlerin bugünkü yaşamımız üzerindeki etkilerini anlamak için bir çerçeve sunar. Bu çerçeveden hareketle, yalnızca kendi düşüncelerimizi ve duygularımızı değil, davranışlarımızı ortaya çıkaran koşulları da değerlendirmemiz gerektiğini söyleyebiliriz. Çünkü bir davranış, onu ortaya çıkaran koşullardan bağımsız ele alındığında olduğundan farklı görünebilir.

İçinde bulunduğumuz koşulların davranışlarımız ve psikolojimiz üzerindeki etkisini, bunların birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurgulayan, kitaptan çok sevdiğim bir alıntıyla açıklamak isterim: “Oltaya yakalanmış bir balığın davranışlarını gören arkadaşları, onun çıldırdığını düşünebilir. Ama balığın yaptığı yalnızca hayatını kurtarmaya çalışmaktır.” Bu örnek, davranışların ardındaki koşulları göremediğimizde onları ne kadar kolay yanlış yorumlayabileceğimizi gösterir. Balığın çırpınışını görenler, onun neden böyle davrandığını anlamak yerine davranışının kendisine odaklanabilir. Oysa balığın içinde bulunduğu durumu bilmek, davranışını anlamlandırabilmek için gereklidir. Belki de dışarıdan anlamsız veya aşırı görünen tepkiler, kişinin baş etmeye çalıştığı koşullar içinde farklı bir anlam kazanır. İnsanları yaşadıkları ve yetiştikleri ortamlardan, geçmiş deneyimlerinden ve içinde bulundukları koşullardan tamamen ayrı değerlendiremeyiz. Bu, her davranışın haklı veya kabul edilebilir olduğu anlamına gelmez. Ancak bir davranışı anlamaya çalışmakla onu onaylamak arasında önemli bir fark vardır. Bir insanın neden belirli bir şekilde davrandığını anlamak, gerektiğinde davranışın sonuçlarını değerlendirmeye veya sınırlar koymaya engel değildir. Aksine, davranışın ardındaki koşulları görebilmek, daha sağlıklı değerlendirmeler yapmamıza yardımcı olabilir.

Oltayı göremediğimizde yalnızca balığın çırpınışını görürüz. Benzer biçimde, bir insanın tepkisini ortaya çıkaran koşulları bilmediğimizde de yalnızca davranışa bakarak hüküm verebiliriz. Bazen başkalarını anlamamızı zorlaştıran şey, onların davranışlarından çok, bu davranışları şekillendiren görünmeyen koşulları fark edemeyişimizdir. Üstelik bu durum yalnızca başkaları için geçerli değildir. Kendi tepkilerimizi de yalnızca görünen davranışlarımız üzerinden değerlendirdiğimizde, bizi etkileyen geçmiş deneyimleri ve mevcut koşulları gözden kaçırabiliriz.

Sonuç

İnsan, yalnızca yaşadıklarının bıraktığı izlerden ibaret değildir. Bu izleri fark etme, anlamlandırma ve yeni deneyimler edinme kapasitesine de sahiptir. Bu nedenle psikolojik iyilik hâli, hiç kaygılanmamak ya da zihnimizden istenmeyen düşüncelerin geçmemesi değildir. İyilik hali, geçmişin izlerini bütünüyle silmekten çok, bu izlerin bugünkü yaşamımızı nasıl etkilediğini fark etmeyi ve gerektiğinde onlarla başa çıkmak için yeni yollar geliştirmeyi içerir. Her düşünceyi kanıt, her duyguyu talimat ve her bedensel tepkiyi mevcut tehlikenin göstergesi olarak kabul etmek zorunda değiliz. Bazen ihtiyacımız olan şey, zihnimizdeki soruların hepsini cevaplamak değildir. Cevaplanmamış soruların varlığına rağmen yaşamaya devam edebilmektir. Bazen de bir duyguyu hemen değiştirmek yerine onu fark etmek, bedenimizin verdiği tepkiyi anlamaya çalışmak yeterli bir başlangıçtır. Çünkü her düşünce bir gerçek, her duygu bir talimat değildir. Kendimizi anlamak, zihnimizin ve bedenimizin sesini dinlerken bugünün gerçekliğini geçmişin izlerinden ayırt etmeyi de öğrenmektir.

Kaynakça
Van der Kolk, B. A. (2018). Beden kayıt tutar: Travmanın iyileşmesinde beyin, zihin ve beden (N.C. Maral, Çev.). Nobel Yaşam.

Sena Aslan Sena Aslan
Merhaba, ben Sena Aslan. 20.11.1995 Ankara doğumluyum. Felsefe, psikoloji ve rehberlik alanlarında uzmanlaşmış bir eğitimci, danışman ve yazarım. Kocatepe Üniversitesi Felsefe Grubu mezunuyum. Mezuniyetimin ardından pedagojik formasyonumu tamamladım. Psikolojiye olan ilgim zamanla daha da derinleşti ve bu nedenle Uluslararası Dublin Üniversitesi'nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans yaptım. GETAP adlı gelişim-takip programının uygulayıcısıyım. Ayrıca Altınbaş Üniversitesi’nden psikoloji alanında çeşitli eğitimler alarak bu alanda kapsamlı bir bilgi birikimi edindim. Şimdiye kadar hem rehberlik sahasında hem de danışmanlık, eğitim koçluğu gibi alanlarda bireylerle birebir çalıştım. Aynı zamanda online eğitim platformlarında psikoloji, sosyoloji, mantık ve felsefe alanlarında bilgileri sade ve anlaşılır bir dille paylaşmaya özen gösterdim. İnsan zihnini, duygularını ve davranışlarını anlamaya yönelik bu yolculuk, benim için sadece mesleki değil, kişisel olarak da dönüştürücü bir serüven oldu. Benim için psikoloji, bir empati ve anlayış dilidir. Yazdığım her satırda, insanın kendine biraz daha yaklaşmasını ve “yalnız değilim” hissini yaşamasını hedefliyorum. Yazmak, duygularımın kilidini açmanın; düşüncelerimi berraklaştırmanın ve başkalarına temas etmenin en samimi yollarından biri. Psikoloji yazarlığını bir sorumluluk olarak görüyor; her kelimenin bilinçli bir temas taşıması gerektiğine inanıyorum. Sevgiyle kalın.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!