Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Dirmit: Sevgili Arsız Ölüm

4 dk.okuma süresi
Dirmit: Sevgili Arsız Ölüm

Dirmit..Canım Dirmit..Hepimiz Dirmit

Aylardır karşıma çıkıyordu oyun, kendi kendime bir türlü gidemedim diye aklımın bir köşesindeydi. Kendi kendini oynatan Dirmit, aynı zamanda tiyatro ödüllerini almaya, uluslararası sahnelerde yer almaya devam ediyordu. Son zamanlarda bazı psikolojik kayıplarım oldu. Bu kayıpların yeni doğuşlar olduğunu anlamak için zamana ihtiyacım vardı. Bir gün bileti aldım, günler sonrasına tabii. Çünkü senelerdir sahnelense de bitiyordu biletleri. Üstüne bir de defne ağacımı kesmişler. Bir gün eve geldim, salonumun en güzel dekoru, bütün camı kaplayan, yaş kış perde kapattırmayan, pencere açıkken camdan kollarını içeri uzatan, güzel ev fotoğraflarımın en güzel rengi, başımı pervaza yaslayıp bir şeyler içerken en güzel eşlikçim, arkadaşım... Üstüne üstlük bir de annem bir ziyaretinde “Akdeniz defnesi” demişti. Hem defnemi kaybettim hem Akdeniz'den bir parçamı sanki. Çürümüş. İçinden çürümüş. Mahalleli çok tepki göstermiş kesilmesin diye. Ama işte çürümüş. İçinden. İyi ki almışım bileti Dirmit de gitmeden. Seneler önce Latife Tekin’den roman halini okumuştum Sevgili Arsız Ölüm... Dirmit kafamda böyle deli dolu, yalnız, kendi kendine konuşan bir kız çocuğu olarak kalmıştı. Ailemde ve şahsımda göç çok temel bir kavram. Göç etrafında kurulmuş bir aile sistemi, geldiğin yeri özlemek, gittiğin yere de tam ait olamamak, ama artık geri de dönememek. Sanırım teknoloji bir şeyleri kolaylaştırsa da pek çok şeyi tamamlayamıyor. Ben de öyleymişim, zaman geçtikçe bir şehre sığamıyormuşum. Göçebe genlerim köklenmiş genlerimle anlaşamıyor, kimi zaman da Sait Faik Abasıyanık dizeleri gibi “Seyahatler çekiyor içim...” Dirmit kız ilk sahnede rüyaya dalar ve köklerinin olduğu yerde bulur kendini, arayıp tarar ve en yakın arkadaşını bulur. Nasıl sevinir, nasıl hem de. Bu sahnede kendimi zeytin ağaçları arasında hissediyorum. Ata topraklarımdayım sanki, ayaklarım toprağı eziyor, oradan deniz kenarındayım, kumlar ayağımın altına. Nasıl dolmuşum bilmiyorum, daha ilk sahneden özlediğim her şey zihnime hücum ediyor. Mesleki deformasyon mudur nedir, izlediğim okuduğum şeyler beni yoğun bir duyguya çekemiyordu, çoğu şeyi normal görüp durumun mantıklı bir yorumunu yaparken buluyordum kendimi. Bu sefer öyle olmadı. Karşımda bir oyunculuk yoktu, bir gerçek vardı. Dirmit kız şehirde olan biteni en yakın arkadaşına anlatmaya başlar. Dirmit’in her hayata atılma isteğinde kafasına kafasına vurulur. Ayıp derler, günah derler, ölürsün derler. Bir şeyler derler işte. Dirmit kız durmaz. Her başarısız denemesinin, her elinden kavga dövüş alınanın yasını tutar ama sonra bir yenisine yelken açar. Her yasına ayrı gözyaşı döktüm. Kız der... Neden yırttınız kız benim şiir defterimi... Ne istediniz der. Ne istediniz sorusunun hiç somut bir cevabını veremez kimse. Neyi neden istediklerini bilmeden korkunun esiri olarak yaşamlarını devam ettirenler, başkalarını da esir ettiklerini bilirler mi? Dirmit kızın annesi de korkunun esiri olup yavrusunu tüm korktuklarından korumak için mi yapmıştı o kötülükleri? Değişime bir adım atmak bir köşede dursun, adı bile korkutur kimi insanı. Geldiği yerden tam kopma hali, benliklerinin yok olma korkusu ve bilinmezlik... Hamlet’te der ya “Bilmediğimiz belalara atılmaktansa, çektiklerine razı etmese insanları?” diye. O hayat heyecanının her seferinde söndürülüp ağlayıp sonra olanları makul bir zemine oturtup, usulca olanları kabul edip ama her seferinde de yeni bir yaşam kaynağı bulması... Kapsüle sığdırılmış bir zaman diliminde 70 dakikada kaç kadının olanları makul bir zemine oturtup usulca olanları kabul edişini seyrettik bilemiyorum ama ben orada çok kadının gözyaşını döktüm. Göç, uyum süreci, baş etme becerisi, çevre; her biri yaşayışı nasıl ele alacağımızı etkileyen süreçler. Yeni bir hayat, eski hayatın yasını da içinde barındırır ve değişim kaçınılmazdır. Kendini aramayı iş edinmiş insan, kendini buldukça gelen değişimleri göğsünde yumuşatır ve baş eder. Bazen de baş edemez fakat bu bir son değildir. Bazen de ağlarız, bazen de olmayacak gibi hissederiz. Bu yeniden başlayabilmenin ön koşuludur. Biraz üzüntü, hiç üzüntüden sağlıklıdır yasta. Önce kendine süreçte kalmaya çaba gösterdiği için bir sarılıp sonra da sevdiklerini aramalı insan. Sevdiğin şeyleri, sevdiğin insanları... Sonra bir şarkı söylemeli Dirmit gibi. Hadi hep birlikte ve yüksek sesle:

Kır gönlünün zincirini Neşe mutluluklar bizim olsun Senin benim olsun, bizim olsun Unut acıları dünün olsun Gün bugündür bugün Ne dün ne yarın Sev gönülden bu hayat Sev bizim olsun

Not: Dirmit’i yaşayan ve yaşatan Nezaket Erden, bizden önce bir seans daha oynamış olmasına rağmen tüm enerjisiyle bütün salonu etkisi altına aldı, dakikalarca ayakta alkışladık. Böyle bir anı seyirciye yaşattığı için kendisine sonsuz teşekkür ve güzel dileklerimle...

Oyunun Künyesi Yazan: Latife Tekin Uyarlayan- Yöneten: Hakan Emre Ünal Uyarlayan- Oynayan: Nezaket Erden

Aslıhan Merve Mercan Aslıhan Merve Mercan
Psikoloji lisansını onur öğrencisi olarak tamamlayan Aslıhan Mercan, mezuniyetinin ardından Almanya’da European Solidarity Corps projesinde çocuk psikolojisi üzerine çalışmalar yürütmüştür. Bu süreçte göç ve aidiyet temalarına ilgi duymaya başlamıştır. Yetişkinlerle de çalışan Mercan, baş etme becerisinin yaşamın en önemli güçlerinden biri olduğuna inanarak EMDR ve Oyun Terapisi alanlarında eğitimler almıştır. Sanatla psikolojiyi buluşturarak insana çok yönlü bir bakış kazandırmayı hedeflemektedir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!