Salı, Temmuz 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

45 Dakikaya Bir Hafta Sığar Mı?

Terapiye gitmeye başladıktan sonra fark ettiğim şeylerden biri, aslında terapinin en zor kısmının konuşmak değil, neyi konuşacağına karar vermek olduğuydu. Dışarıdan bakınca kulağa garip gelebilir. Sonuçta bir terapist karşınızda oturuyor ve sizi dinlemeye hazır. Tek yapmanız gereken yaşadıklarınızı anlatmak. Fakat işin içine girince insan başka bir problemle karşılaşıyor: Bir haftalık hayat, 45 dakikaya nasıl sığar? Bir düşünün. Bir haftada kaç şey yaşıyoruz? Belki bir gün ailemizle tartışıyoruz. Ertesi gün bir arkadaşımızın söylediği bir söz canımızı sıkıyor. İşler yolunda gitmiyor. Bir sınav stresi başlıyor. Sosyal medyada gördüğümüz bir paylaşım moralimizi bozuyor. Bir gece uzun uzun düşünüyoruz. Bir gün çok iyi hissediyoruz, ertesi gün hiçbir şey yapmak istemiyoruz.

Sonra terapi günü geliyor. Kapıdan içeri giriyoruz. Ve zihnimizde aynı soru beliriyor: “Şimdi bunların hangisini anlatacağım?” Belki de terapiye dair en az konuşulan ama en yaygın deneyimlerden biri bu. Çünkü birçok insan terapi odasına yalnızca yaşadıklarını değil, yaşadıklarının bir sıralamasını da getiriyor. Sanki görünmez bir editör gibi çalışıyoruz. Bu önemli. Bu o kadar da önemli değil. Bunu sonra anlatırım. Bunu anlatmaya değmez. Asıl konu bu. İnsan fark etmeden kendi hayatının küratörü haline geliyor.

Ama burada ilginç bir soru ortaya çıkıyor: Gerçekten neyin önemli olduğuna karar verebilir miyiz? Çoğu zaman önemli olan şeyin büyük olan şey olduğunu düşünüyoruz. Örneğin büyük bir kavga, ciddi bir ayrılık ya da önemli bir başarısızlık yaşadıysak bunların terapide konuşulması gerektiğini varsayıyoruz. Fakat insan zihni her zaman böyle çalışmıyor. Bazen bir haftanın en büyük olayı bizi en az etkileyen olay olabiliyor. Bazen de dışarıdan bakıldığında önemsiz görünen küçücük bir an, günlerce zihnimizde yaşamaya devam ediyor. Belki bir arkadaşımızın söylediği tek bir cümle. Belki bir bakış. Belki bir eleştiri. Belki de açıklayamadığımız bir his.

İşte burada terapiyle ilgili sevdiğim bir düşünce devreye giriyor: Terapi her zaman hayatımızda ne olduğuyla değil, olan şeylerin bizim içimizde ne yaptığıyla ilgileniyor. Çünkü aynı olayı yaşayan iki insan tamamen farklı şekillerde etkilenebilir. Birisi için sıradan olan bir deneyim, başka biri için günlerce düşünülen bir mesele olabilir. Bu nedenle terapiyi haftalık bir olay raporu gibi düşünmek bazen yanıltıcı olabilir. Terapi, pazartesi ne olduğunu, salı ne yaşandığını ve çarşamba kimin ne söylediğini kronolojik olarak sıraladığımız bir alan olmak zorunda değil. Çünkü terapinin amacı yaşanan her şeyi kayda geçirmek değildir.

Ama buna rağmen birçok danışan kendini böyle bir baskının içinde bulabiliyor. Ya önemli bir şeyi unutursam? Ya yanlış konudan bahsedersem? Ya aslında konuşmam gereken şeyi konuşmazsam? Belki de bu kaygının altında daha büyük bir soru yatıyor: “Terapiyi doğru yapıyor muyum?” Bu soru ilk bakışta masum görünse de aslında oldukça tanıdık. Çünkü hayatımızın birçok alanında olduğu gibi terapide de doğruyu yapmaya çalışıyoruz. Doğru davranmak. Doğru hissetmek. Doğru karar vermek. Doğru konuyu anlatmak. Oysa terapi çoğu zaman doğru şeyi bulma çabasından çok, dikkat etmediğimiz şeyleri fark etme süreci olabilir.

Hatta bazen insanlar terapide konuşmaları gereken konuya en son ulaşırlar. Seans boyunca farklı olaylardan bahsederler. Konu değişir. Başka bir konu açılır. Derken seansın sonuna yaklaşılır ve danışan şöyle der: “Aslında anlatmak istediğim bir şey daha vardı.” İlginç olan şu ki bazen bütün seansın merkezinde duran konu tam da odur. Neden en sona kaldığını bilmiyoruzdur. Belki konuşmak zordur. Belki yüzleşmek istemiyoruzdur. Belki de zihnimiz bizi korumaya çalışıyordur. Ama bir şekilde o konu kendine yer bulur.

Bu yüzden zamanla şu düşünce bana daha anlamlı gelmeye başladı: Belki de terapiye giderken yaşadıklarımızı önem sırasına koymak zorunda değiliz. Çünkü bazı şeyler zaten kendi önemlerini bize hissettiriyor. Sürekli aklımıza gelenler. Anlatırken sesimizin değiştiği konular. Geçiştirdiğimiz meseleler. Konu açıldığında rahatsız olduğumuz noktalar. Bunlar çoğu zaman dikkatimizi çekmeye çalışıyor. Belki de terapide sorulması gereken soru şu değildir: “Bu hafta yaşadıklarımın en önemli olayı neydi?” Belki soru şudur: “Bu hafta yaşadıklarımın hangisi hâlâ benimle?” Çünkü bazı olaylar yaşanır ve biter. Bazıları ise bittikten sonra da bizim içimizde yaşamaya devam eder. Terapi çoğu zaman tam olarak o noktaya ışık tutar.

Bu nedenle artık 45 dakikaya bir haftayı sığdırmaya çalışmanın çok da anlamlı olmadığını düşünüyorum. Çünkü terapi bir haftanın özeti değildir. Bir insanın iç dünyasının haber bülteni hiç değildir. Belki de o 45 dakika, bütün haftayı anlatmak için değil; o haftanın içinde bize en çok dokunan şeyi fark etmek içindir. Ve bazen insanın kendine sorması gereken en önemli soru şudur: “Bu hafta ne yaşadım?” değil, “Bu hafta yaşadıklarımdan hangisi bende yaşamaya devam ediyor?”

Zeynep Kahramanlar
Zeynep Kahramanlar
Zeynep Kahramanlar, Maltepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisidir. Stajyer psikolog olarak klinik alanda deneyim kazanmış ve bu süreçte insan davranışlarını derinlemesine gözlemleme fırsatı bulmuştur. Klinik Psikoloji yüksek lisansı ve Spor Psikolojisi alanlarında uzmanlaşmayı hedefleyen Kahramanlar, özellikle korkular üzerine araştırmalar yapmayı ve psikolojik gelişim süreçlerini ele almayı ilgi alanı olarak görmektedir. Psikolojiyi herkes için anlaşılır kılmayı amaçlayan yazılar kaleme almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar