Kendimizi Korumak İçin Geliştirdiğimiz Davranışlar Bizi Nasıl Sınırlar?
Kendimizi Korumak İçin Geliştirdiğimiz Davranışlar Bizi Nasıl Sınırlar?
İnsan bazen kırıldığında öfkelenir, korktuğunda umursamaz görünür, kendisini yetersiz hissettiğinde başkalarının eksiklerine odaklanır. Dışarıdan bakıldığında birbirinden farklı görünen bu tepkilerin ortak bir noktası olabilir: Kişinin kendisi için taşıması zor olan bir duyguyla baş etme çabası.
Ancak bu süreçte gözden kaçan önemli bir ayrıntı vardır. İnsan yalnızca kendisini zorlayan duygulardan uzaklaşmaz; bazen neden uzaklaştığını da fark etmez.
Psikolojide savunma mekanizmaları olarak adlandırılan süreçler, kişinin kaygı uyandıran duygu ve içsel çatışmalarla baş etmesine yardımcı olan psikolojik düzeneklerdir. Psikodinamik yaklaşımda bu mekanizmalar, çoğunlukla bilinçdışı düzeyde işleyen süreçler olarak ele alınır. Araştırmalar da savunma mekanizmalarının psikolojik işleyişi anlamada incelenebilir bir kavram olduğunu ortaya koymaktadır (Cramer, 2000, 2015).
Bizi koruyan bir davranışın nasıl olup da zamanla kendimizi anlamamızı zorlaştırabildiği sorusu, savunma mekanizmalarını yalnızca psikolojik terimler olarak ele almanın ötesine geçmemizi sağlar. Çünkü bazen bir davranışın ardındaki asıl güçlük, davranışın kendisinden çok, kişinin onunla kurduğu ilişkinin farkında olmamasıdır.
Bir arkadaşınızın sözünün sizi incittiğini düşünün. O anda kırıldığınızı söylemek yerine öfkelenebilir, onun ne kadar düşüncesiz olduğundan söz edebilir ya da hiçbir şey olmamış gibi davranabilirsiniz. Belki de kendinize, “Zaten benim için önemli değildi,” dersiniz.
Böyle bir durumda kişi öfkesinin farkında olabilir; ancak incinmişliğini aynı açıklıkla fark etmeyebilir. Yaşadığı duygunun yerine başka bir duygu koyduğunu ya da kendisini korumaya çalıştığını düşünmez. Kendi tepkisini, karşısındaki kişinin davranışına verilmiş doğal bir yanıt olarak yorumlayabilir.
Savunma mekanizmalarının bilinçdışı rolü tam da burada önem kazanır. Kişi, kendisini zorlayan bir duyguyla doğrudan karşılaşmak yerine, o duygunun yarattığı gerilimi azaltan bir psikolojik yola yönelebilir. Bu, bilinçli biçimde gerçeği çarpıtmak ya da kendine yalan söylemekle aynı şey değildir. Savunmalar çoğu zaman kişinin planlayarak seçmediği süreçlerdir.
Cramer’ın (2015) savunma mekanizmaları üzerine değerlendirmesi, bu süreçlerin bilinçdışı işleyişini ve insanın psikolojik gelişimindeki yerini ele alır. Dolayısıyla savunmaları yalnızca olağan dışı davranışlarla ilişkilendirmek yerine, gündelik hayatta da ortaya çıkabilen psikolojik süreçler olarak düşünmek gerekir.
Burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: İnsan kendi davranışını görebildiği halde, o davranışın kendisi için ne ifade ettiğini neden her zaman göremez?
Savunma mekanizmaları, kişinin zorlayıcı bir duyguyla kurduğu ilişkinin farklı biçimlerde değişmesine eşlik edebilir. Örneğin inkâr, kişinin kabul etmekte zorlandığı bir gerçeği ya da onun duygusal anlamını tanımakta güçlük yaşamasıyla ilişkili olabilir. Yansıtma, kişinin kendisinde kabul etmekte zorlandığı bazı duygu veya özellikleri başkasına atfetmesi şeklinde görülebilir. Entelektüelleştirme ise duygusal açıdan zorlayıcı bir deneyimi, onun hissettirdiklerinden uzaklaşarak daha soyut ve düşünsel bir düzeyde ele almak anlamına gelebilir.
Bir ayrılık yaşayan kişinin yalnızca ilişkinin neden bittiğini analiz ettiğini, ancak kaybın kendisinde yarattığı üzüntüyle temas kuramadığını düşünelim. İlişkinin bütün ayrıntılarını açıklayabilir, yaşananları mantıklı bir sıraya koyabilir ve karşısındaki kişinin davranışlarını değerlendirebilir. Buna rağmen kendi üzüntüsünü hissetmek ya da ifade etmek ona zor gelebilir.
Elbette her analiz etme çabası entelektüelleştirme değildir. İnsanlar duygularını anlamlandırırken düşünmekten doğal olarak yararlanırlar. Bir davranışın savunma mekanizması olarak değerlendirilmesi, yalnızca dışarıdan görünen biçimine değil, kişinin deneyimine ve davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığına da bağlıdır.
Benzer biçimde, her öfkenin altında incinmişlik ya da her mesafenin altında korku bulunduğunu varsayamayız. Savunma mekanizmaları insan davranışlarını tek başına açıklayan anahtarlar değildir. Bununla birlikte, kişinin bazı tepkilerinin kendisini hangi duygulardan uzaklaştırıyor olabileceğini düşünmek için bir çerçeve sunarlar.
Bazen insanın kendi davranışını anlamasını zorlaştıran şey, duygusunun yokluğu değil, o duygunun yerine geçen açıklamanın çok daha tanıdık gelmesidir.
Bizi koruyan şey ne zaman bizi sınırlar?
Savunma mekanizmalarını yalnızca ortadan kaldırılması gereken sorunlar olarak görmek doğru değildir. Bu süreçler, belirli koşullarda kişinin yoğun duygularla baş etmesine yardımcı olabilir. Sorun, aynı korunma biçiminin farklı durumlarda da otomatik olarak devreye girmesi ve kişinin başka tepkiler geliştirmesini zorlaştırmasıyla ortaya çıkabilir.
Eleştirilmekten korunmak için her geri bildirime karşı çıkan biri, zamanla öğrenme fırsatlarını kaçırabilir. Hayal kırıklığı yaşamamak için beklentilerini sürekli düşük tutan biri, yakın ilişkilerinde isteklerini ifade etmekte zorlanabilir. İncindiğini göstermemek için her zaman güçlü görünmeye çalışan biri ise çevresindeki insanların kendisini anlamasını güçleştirebilir.
Bu örneklerin her biri farklı psikolojik süreçlerle ilişkili olabilir; hepsini tek bir savunma mekanizmasına indirgemek doğru olmaz. Ancak ortak bir soru üzerinde düşünmemizi sağlarlar: Bir zamanlar bizi koruyan bir davranış, bugün kurmak istediğimiz hayatın önünde bir engele dönüşmüş olabilir mi?
Savunma mekanizmaları üzerine yapılan araştırmalar, bu süreçlerin psikolojik işleyişin ve gelişimin bir parçası olarak incelenebileceğini göstermektedir (Cramer, 2000, 2015). Buradan hareketle, bir savunmanın varlığını tek başına bir sorun göstergesi olarak değerlendirmek yerine, kişinin yaşamındaki işlevini ve sonuçlarını anlamaya çalışmak daha yerinde olacaktır.
Çünkü aynı davranış, bir durumda kişinin baş etmesine yardımcı olurken başka bir durumda ilişkilerini zorlaştırabilir. Sürekli kendini savunmak, eleştirilme kaygısını kısa vadede azaltabilir; ancak zamanla kişinin geri bildirim almasını güçleştirebilir. Duyguları önemsizleştirmek, o anki sıkıntıyı hafifletebilir; fakat ihtiyaçların fark edilmesini ve ifade edilmesini zorlaştırabilir.
Böylece korunma çabası, kişinin hareket alanını daraltabilir. İnsan kendisini koruduğunu düşünürken, farkında olmadan farklı deneyimlere ve davranış seçeneklerine kapısını kapatabilir.
Savunma mekanizmalarını fark etmek, her davranışın arkasında gizli bir neden aramak ya da kendimizi sürekli analiz etmek anlamına gelmez. Amaç, kendimize yeni etiketler koymak da değildir.
Bunun yerine şu sorular üzerinde durabiliriz: Bir tartışmada neden hemen kendimi savunmaya geçiyorum? Birinden yardım istemek benim için neden zor? Beni inciten bir durumu neden önemsizleştiriyorum? Bazı duygularımı ifade etmek neden diğerlerinden daha güç geliyor?
Bu soruların her zaman tek bir doğru cevabı olmayabilir. Ancak kişinin kendi tepkilerini yargılamadan incelemesine yardımcı olabilirler.
“Neden böyleyim?” sorusu, insanı değişmez bir özelliğe indirgeme riski taşır. “Bu tepki hangi durumlarda ortaya çıkıyor ve bana ne sağlıyor?” sorusu ise davranışın işlevini anlamak için daha fazla alan açar.
Bir davranışın ne işe yaradığını anlamak, onu her koşulda haklı bulmak değildir. Örneğin, sürekli savunmaya geçmenin kişiyi eleştirilme kaygısından uzaklaştırdığını fark etmek, bu davranışın ilişkilerde yarattığı güçlükleri görmezden gelmek anlamına gelmez. Tam tersine, kişi davranışının kendisine sağladığı korumayı ve beraberinde getirdiği sınırlılıkları birlikte değerlendirebilir.
Psikoterapide de kişinin kendi tepkilerini ve duygusal örüntülerini daha iyi tanıması, üzerinde çalışılabilecek alanlardan biridir. Buradaki amaç, kişinin kendisini bir anda bütün savunmalarından arındırması değil; davranışlarını daha esnek biçimde değerlendirebilmesine ve farklı baş etme yolları geliştirebilmesine alan açmaktır.
Her zaman aynı şekilde korunmak zorunda mıyız?
Psikolojik farkındalık, bütün savunmalarımızı ortadan kaldırmakla ilgili değildir. İnsan zaman zaman uzaklaşabilir, öfkelenebilir, bir gerçeği kabullenmekte zorlanabilir ya da kendisini korumaya ihtiyaç duyabilir. Önemli olan, bu tepkilerin tek seçeneğimiz haline gelip gelmediğini fark edebilmektir.
Belki de kendimizle kurduğumuz ilişkiyi değiştirmek, her zaman güçlü görünmeye çalışmaktan değil, bazı anlarda incindiğimizi kabul edebilmekten geçer. Her eleştiriyi reddetmek yerine içinden bize ait olanı ayırt edebilmekten, her hayal kırıklığından kaçınmak yerine duygularımızla daha fazla temas kurabilmekten…
Kendimizi korumaya ihtiyaç duyduğumuz için kendimizi suçlamamız gerekmez. Ancak bizi koruyan yöntemlerin bugün bize neye mal olduğunu da gözden kaçırmamak gerekir.
Çünkü bazen insanın kendisini anlaması, yıllardır sürdürdüğü bir davranışın yanlış olduğunu keşfetmesiyle değil, o davranışın hangi koşullarda anlam kazanmış olabileceğini fark etmesiyle başlar.
Belki de asıl mesele, kendimizi korumayı bırakmak değildir. Kendimizi korumak için geliştirdiğimiz yolların artık bizi hangi deneyimlerden uzak tuttuğunu görebilmektir.
Bazen değişim, kendimizi korumaktan vazgeçmekle değil, artık her durumda aynı şekilde korunmak zorunda olmadığımızı fark etmekle başlar.
Kaynakça
- Cramer, P. (2000). Defense mechanisms in psychology today: Further processes for adaptation. *American Psychologist, 55*(6), 637–646. https://doi.org/10.1037/0003-066X.55.6.637
- Cramer, P. (2008). Seven pillars of defense mechanism theory. *Social and Personality Psychology Compass, 2*(5), 1963–1981. https://doi.org/10.1111/j.1751-9004.2008.00135.x
- Cramer, P. (2015). Understanding defense mechanisms. *Psychodynamic Psychiatry, 43*(4), 523–552. https://doi.org/10.1521/pdps.2015.43.4.523
- Cramer, P. (2015). Defense mechanisms: 40 years of empirical research. *Journal of Personality Assessment, 97*(2), 114–122. https://doi.org/10.1080/00223891.2014.947997



