TRAVMAYI ANLATMAK İYİLEŞTİRİR Mİ? “İçinde tutma, anlat. Anlatırsan rahatlayacaksın.” Zor bir olay yaşayan birine çoğu zaman iyi niyetle söylediğimiz cümlelerden biri budur. Yakınını kaybeden, bir kazaya maruz kalan, şiddet gören ya da hayatında derin iz bırakan başka bir olay yaşayan kişiden yaşadıklarını anlatmasını bekleriz. Çünkü konuşmanın insanı rahatlatacağına inanırız. Peki gerçekten öyle mi? Travmatik bir deneyimi anlatmak her zaman iyileştirir mi? Bu sorunun cevabı sanıldığı kadar basit değil. Öncelikle travmanın herkes için aynı şekilde yaşanmadığını bilmek gerekir. Aynı olayı yaşayan iki kişi, olaydan tamamen farklı şekillerde etkilenebilir. Bir kişi yaşadıklarını hemen anlatmak isterken bir başkası uzun süre bu konu hakkında konuşmak istemeyebilir. Kimi insan yaşananları hatırladığında yoğun bir korku yaşayabilir, kimi insan ise olay hakkında konuşmak yerine günlük hayatına devam etmeye çalışabilir. Bu farklılıkların hiçbiri kişinin zayıf olduğunu göstermez. Travma sonrasında insanların baş etme biçimleri birbirinden farklı olabilir.
ANLATMAK NEDEN İYİ GELİR? Bazen yaşanan bir olayın ardından insanın zihninde çok fazla düşünce ve duygu birikir. Ne olduğunu anlamlandırmak, olayın neden olduğunu düşünmek, “Başka türlü davransaydım ne olurdu?” diye kendini sorgulamak ya da olayın görüntülerini tekrar tekrar hatırlamak oldukça yorucu olabilir. Böyle zamanlarda güvendiğimiz biriyle konuşmak, yaşadıklarımızı kelimelere dökmek ve hissettiklerimizin anlaşılması rahatlatıcı olabilir. İnsan bazen çözüm aramaktan çok, yaşadığının görülmesine ve anlaşılmasına ihtiyaç duyar. Dünya Sağlık Örgütü de travmatik bir olay yaşayan kişinin konuşmak istemesi durumunda onu dikkatle dinlemenin destekleyici olabileceğini, ancak kişiyi yaşadıklarını anlatmaya zorlamamak gerektiğini vurgulamaktadır. Bazı insanlar olay hakkında konuşmak yerine yalnızca yanlarında birinin bulunmasını isteyebilir. Dolayısıyla önemli olan yalnızca “anlatmak” değildir. Kime anlattığımız, nasıl anlattığımız ve bunu anlatırken kendimizi ne kadar güvende hissettiğimiz de önemlidir.
PEKİ NEDEN “ANLAT, GEÇER” DİYEMİYORUZ? Travma sıradan bir üzüntü deneyimi değildir. Kişinin kendisini güvende hissetme biçimini, insanlara bakışını ve yaşadığı olayla ilgili düşüncelerini derinden etkileyebilir. Bu nedenle kişiye yaşadığı olayı ayrıntılarıyla anlatması için baskı yapmak her zaman doğru bir yaklaşım olmayabilir. Henüz hazır olmayan birinin yaşadıklarını anlatmaya zorlanması, onun kendisini daha kötü hissetmesine neden olabilir. Örneğin bir depremden sonra olay hakkında konuşmak istemeyen bir kişiye sürekli sorular sormak yerine, ihtiyaç duyduğunda yanında olduğumuzu hissettirmek daha destekleyici olabilir. Buradaki temel fark, kişinin konuşmaya zorlanmaması ve kontrolün kendisinde olmasıdır. İyileşme sürecinde bu kontrol duygusu oldukça önemlidir. Çünkü travmatik olaylar kişinin kendisini çaresiz ve kontrolünü kaybetmiş hissetmesine neden olabilir.
TERAPİ SIRASINDA TRAVMAYI ANLATMAK Burada sıkça karıştırılan bir başka nokta daha vardır. Travma tedavisinde kişinin yaşadığı olay hakkında konuşması veya olayla ilgili anıları hatırlaması bazı terapilerde önemli bir yer tutar. Ancak bu, kişinin bir anda her şeyi anlatması ve acı veren anıları tek başına tekrar tekrar düşünmesi anlamına gelmez. Bazı terapi yöntemlerinde kişi, yaşadığı olayları terapistin desteğiyle ve kendisini güvende hissedeceği bir ortamda ele alır. Amaç yalnızca olayı tekrar anlatmak değildir. Kişinin geçmişte yaşanan bir olay ile bugün arasında kurduğu bağlantıları fark etmesine, olayla ilgili düşünce ve duygularını anlamasına ve yaşananların bugünkü hayatını tamamen yönetmesini engellemesine yardımcı olmaktır. Travmatik olayları güvenli bir ortamda ele alan bazı terapi yöntemlerinin travma sonrası belirtileri azaltmada etkili olabildiğini gösteren araştırmalar bulunmaktadır. Örneğin kişinin yaşadığı travmatik olayları yaşam öyküsü içinde ele almasına yardımcı olan "anlatı temelli terapi yöntemleri", travma sonrası stres belirtilerinin azaltılmasına katkı sağlayabilmektedir. Burada önemli olan, kişinin bu süreci kendi başına değil, eğitimli bir uzman eşliğinde yürütmesidir (Wei & Chen, 2021). Dolayısıyla burada söz konusu olan “Ne kadar çok anlatırsan o kadar çabuk iyileşirsin” değildir. Asıl mesele, yaşanan olayın kişinin hayatındaki yerini güvenli bir şekilde yeniden değerlendirebilmesidir.
SESSİZLİK DE BİR İHTİYAÇTIR Travma yaşayan kişilerin her zaman konuşmak istememesi de normaldir. Bazen kişi ne hissettiğini bile bilmiyor olabilir. Bazen yaşadıklarını anlatacak kelimeleri bulamayabilir. Bazen de anlatmaya başladığında duygularının kontrolünü kaybetmekten korkabilir. Böyle durumlarda sessizlik bir başarısızlık değildir. Kişinin “Şu an bunun hakkında konuşmak istemiyorum” diyebilmesi de bir sınırdır. Bu sınıra saygı göstermek, iyileşme sürecinin önemli bir parçası olabilir. Çünkü travma kişinin kontrol duygusunu zedeleyebilir. İyileşme sürecinde ise kişinin kendi kararlarını verebildiğini yeniden hissetmesi önemlidir. Bu nedenle konuşması için baskı yapmak yerine, hazır olduğunda yanında olduğumuzu hissettirmek daha destekleyici bir yaklaşım olabilir.
DİNLEMEK DE ANLATMAK KADAR ÖNEMLİ Travma hakkında konuşurken yalnızca travmayı yaşayan kişinin ne söylediğine değil, onu dinleyen kişinin nasıl davrandığına da dikkat etmek gerekir. Yaşanan olayın üzerinden zaman geçmiş olması, kişinin etkilenmesinin de sona erdiği anlamına gelmez. Bu nedenle kişinin yaşadığı duyguları küçümsememek ve onu hızlı bir şekilde toparlanmaya zorlamamak önemlidir. Bazen en doğru cevap bir çözüm üretmek değildir. Sadece dinlemektir. Kişiye alan bırakmak, söylediklerini yargılamadan dinlemek ve anlatmak istemediği noktalarda ısrar etmemek, güven duygusunun yeniden oluşmasına yardımcı olabilir. Dünya Sağlık Örgütü de travma sonrasında kişiyi acele ettirmemeyi, yargılamamayı ve konuşmaya zorlamamayı önermektedir.
PEKİ, TRAVMAYI ANLATMAK İYİLEŞTİRİR Mİ? Belki soruyu biraz değiştirmek gerekiyor. “Travmayı anlatmak iyileştirir mi?” yerine “Travmayı ne zaman ve nasıl anlatmak iyileşme sürecine yardımcı olabilir?” diye sormak daha doğru olabilir. Çünkü anlatmak tek başına bir tedavi değildir. Fakat kişinin kendisini güvende hissettiği, yargılanmadığı ve konuşmak için baskı görmediği bir ortamda yaşadıklarını paylaşması destekleyici olabilir. Özellikle travma sonrasında kişinin günlük yaşamını etkileyen yoğun korku, kaçınma, kabuslar veya geçmişte yaşanan olayın tekrar tekrar zihne gelmesi gibi belirtiler devam ediyorsa profesyonel destek almak önemlidir. Dünya Sağlık Örgütü, travma sonrası stres belirtileri yaşayan kişiler için travma odaklı psikolojik tedaviler ve EMDR gibi kanıta dayalı yaklaşımların etkili tedaviler arasında olduğunu belirtmektedir (WHO, 2011). Sonuçta iyileşmek, yaşananları unutmak anlamına gelmez. Bazen iyileşmek, geçmişte olan bir olayın hâlâ hayatımızın bir parçası olduğunu kabul ederken onun bugünümüzü yönetmesine izin vermemeyi öğrenmektir. Ve belki de travma yaşayan birine verebileceğimiz en değerli mesaj “Anlatmalısın” değil, “Hazır olduğunda seni dinleyecek biri var” demektir. Çünkü bazen iyileşmenin ilk adımı konuşmak değil, konuşup konuşmayacağına kendisinin karar verebildiğini yeniden hissetmektir.
Kaynakça
- World Health Organization, War Trauma Foundation, & World Vision International. (2011). Psychological first aid: Guide for field workers. WHO – Psychological First Aid
- Wei, Y., & Chen, S. (2021). Narrative exposure therapy for posttraumatic stress disorder: A meta-analysis of randomized controlled trials. Psychological Trauma: Theory, Research, Practice, and Policy, 13(8), 877–884. PubMed – Narrative Exposure Therapy araştırması
- World Health Organization. (2024). Post-traumatic stress disorder (PTSD). WHO – PTSD


