Bazı şeyleri unuttuğumuzu sanarız.
Zaman geçer.
Takvimler değişir. Mevsimler birbirini kovalar. Bir zamanlar her gün aklımızdan geçen bir olay, gün gelir haftalarca zihnimize uğramaz. Sonra aylar geçer. Belki yıllar.
Ve insan, artık hatırlamadığı şeyin kendisini etkilemediğine inanır.
Oysa unutmak, her zaman geride bırakmak değildir.
Bazen zihin, yaşananları bir kutuya koyar ve kapağını kapatır. Çünkü her gün aynı acıyla uyanmak mümkün değildir. Hayat devam eder. Sabah olur, insanlar işe gider, dersler başlar, telefonlar çalar, yemekler yenir, kahkahalar atılır.
Hayat, yaşadığımız her şeyin ardından devam etmemizi ister.
Biz de devam ederiz.
Ama bazen beden, devam etmeyi zihin kadar kolay öğrenemez.
Bir gün hiçbir şey yokken göğsümüzde bir sıkışma hissederiz.
Ortada belirgin bir tehlike yoktur ama içimiz rahat değildir.
Her şey yolundadır ama bedenimiz sanki birazdan kötü bir şey olacakmış gibi davranır.
Nedenini bulamayız.
Çünkü bazen neden, bugünde değildir.
Bazen yıllar önce yaşanmış ve artık hatırlamak istemediğimiz bir yerde saklıdır.
Bir koku, geçmişte yaşanmış bir günü yeniden çağırabilir.
Bir ses, yıllardır kapalı duran bir duygunun kapısını aralayabilir.
Bir mekân, unuttuğumuzu sandığımız bütün hisleri bir anda geri getirebilir.
Ve o an anlarız:
Aklımız belki olayın detaylarını unutmuştur.
Ama bedenimiz, o anda nasıl hissettiğini unutmamıştır.
İnsan zihni bazen ne olduğunu hatırlamaz.
Ama beden, ne hissettiğini hatırlar.
Belki bu yüzden bazı yerlerde sebepsizce huzursuz oluruz.
Bazı anlarda neden gerildiğimizi açıklayamayız.
Bazı sessizlikler bize ağır gelir.
Bazı kapı sesleri içimizi ürpertir.
Bazı bekleyişler, olması gerekenden daha fazla yorucu olur.
Ve biz kendimize sürekli aynı soruyu sorarız:
“Ama neden?”
Belki de her şeyin bir cevabını bugün yaşadıklarımızda aramamak gerekir.
Çünkü insan sadece yaşadıklarıyla değil, yaşarken hissettikleriyle de şekillenir.
Bir olay biter.
Ama o olay sırasında hissettiğimiz korku bazen bitmez.
Bir gün sona erer.
Ama o gün boyunca bedenimizin taşıdığı gerilim yıllarca bizimle kalabilir.
Bir dönem kapanır.
Ama o dönemde öğrendiğimiz “tetikte olmalıyım” hissi kolay kolay kaybolmaz.
İşte bu yüzden bazı şeyler bittikten sonra bile kendimizi hâlâ onların içindeymişiz gibi hissedebiliriz.
Çünkü zaman her şeyi aynı hızda iyileştirmez.
Takvim ilerler.
Ama insanın içindeki bazı anlar olduğu yerde kalır.
Ve belki de en zor olan şey şudur:
Bazen gerçekten neyi hatırladığımızı bile bilmiyoruz.
Sadece hissediyoruz.
İçimiz daralıyor.
Omuzlarımız kasılıyor.
Uykumuz kaçıyor.
Kalbimiz hızlanıyor.
Ve aklımız bütün bunlara mantıklı bir açıklama bulmaya çalışıyor.
Ama bazı şeylerin açıklaması kelimelerde değildir.
Bazı şeyler önce bedende konuşur.
Belki de bedenimiz bize karşı değildir.
Belki o, yıllardır sustuğumuz şeyleri anlatmaya çalışıyordur.
Belki sebepsiz sandığımız o yorgunluk, yıllarca güçlü kalmaya çalışmanın yorgunluğudur.
Belki bazı anlarda hissettiğimiz o korku, bugünün korkusu değildir.
Belki bugün sadece geçmişte yarım kalan bir duyguyu hatırlatmıştır.
Ve belki de bu yüzden kendimize kızmayı bırakmalıyız.
“Bunun üzerinden çok zaman geçti.”
“Artık etkilenmemeliyim.”
“Bunu çoktan atlatmış olmam gerekiyordu.”
Kim koydu iyileşmenin bir zaman sınırını?
Kim söyledi bir yaranın, takvim yapraklarıyla birlikte kapanması gerektiğini?
Bazı şeyler zamanla geçmez.
Bazı şeyler, ancak görülünce değişmeye başlar.
İyileşmek belki de unutmak değildir.
Belki iyileşmek, bedenimizin hâlâ taşıdığı yükü fark etmektir.
“Evet, bu oldu.”
“Evet, bu beni etkiledi.”
“Ve evet, üzerinden zaman geçti ama içimde bıraktığı şey hâlâ benimle.”
Bunu kabul etmek zayıflık değildir.
Aksine, insanın kendine söyleyebileceği en dürüst cümlelerden biridir.
Çünkü bazen akıl gerçekten unutur.
Olayların sırasını karıştırır.
Yüzleri unutur.
Tarihleri siler.
Detayları kaybeder.
Ama beden…
Beden bazen hiçbir şeyi söylemeden hatırlamaya devam eder.
Bir gerilimle.
Bir ürpertiyle.
Bir düğümle.
Bir anda değişen nefesle.
Ve belki de bedenimizin bize anlatmaya çalıştığı şey şudur:
“Sen unuttun diye ben iyileşmedim.”
Bu yüzden bazen kendimize dönmemiz gerekir.
Neyi unuttuğumuzu değil…
Neyi hâlâ taşıdığımızı anlamak için.
Çünkü bazı hikâyeler zihnimizden silinir.
Ama hissettirdikleri, bedenimizde yaşamaya devam eder.
Ve belki de insanın gerçek iyileşmesi tam burada başlar:
Geçmişi zorla unutmaya çalıştığında değil…
Bedeninin yıllardır sessizce taşıdığı şeyi nihayet duyduğunda.
Çünkü…
Aklın unutabilir.
Ama bedenin unutmaz.

