“Ya kapıyı kilitlemediysem?”
“Ya bir şeyleri yanlış yaptıysam?”
“Ya aklımdan geçen bu düşünce gerçekleşirse?”
Hepimizin zihninden zaman zaman istemediğimiz düşünceler geçebilir. Bir sınavdan önce başarısız olma ihtimalini düşünmek, evden çıktıktan sonra ocağı kapatıp kapatmadığımızdan şüphe etmek ya da önemli bir işi tekrar kontrol etmek günlük yaşamın doğal bir parçasıdır. Ancak bazı insanlar için bu düşünceler gelip geçici olmaktan çıkar ve zihinsel bir döngünün parçası hâline gelir. Obsesif Kompulsif Bozukluk, yani OKB, tam da bu noktada kişinin yaşamını önemli ölçüde etkileyebilen bir ruhsal bozukluk olarak karşımıza çıkar.
OKB, temel olarak obsesyonlar ve kompulsiyonlarla ilişkilidir. Obsesyonlar, kişinin istemeden deneyimlediği, tekrarlayıcı ve rahatsız edici düşünceler, imgeler veya dürtülerdir. Kişi çoğu zaman bu düşünceleri istemediğini bilir; ancak onları zihninden uzaklaştırmak kolay olmayabilir. Kompulsiyonlar ise kişinin bu rahatsızlığı azaltmak veya zihninde oluşan kaygıya cevap vermek amacıyla gerçekleştirdiği tekrarlayıcı davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir.
OKB denildiğinde toplumda akla ilk olarak temizlik ve el yıkama davranışları gelebilir. Oysa OKB yalnızca temizlikle ilgili değildir. Kontrol etme, simetri ve düzen ihtiyacı, hata yapma korkusu, başkalarına zarar verme düşüncesi, hastalık kapma endişesi veya sürekli güvence arama gibi farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Bazı kişilerde ise dışarıdan fark edilmesi oldukça zor olan, tamamen zihinsel biçimde sürdürülen kompulsiyonlar görülebilir.
OKB’nin en zorlayıcı yönlerinden biri, kişinin düşüncelerini kendi kişiliğiyle karıştırabilmesidir. İstenmeyen bir düşüncenin ortaya çıkması, kişinin o düşünceyi istediği veya gerçekleştireceği anlamına gelmez. Buna rağmen kişi düşüncesine büyük bir anlam yüklediğinde kaygı artabilir. Ardından kişi kendisini rahatlatmak için kontrol etme, düşünceyi analiz etme, başka bir düşünceyle bastırmaya çalışma veya çevresinden tekrar tekrar güvence isteme gibi davranışlara yönelebilir.
Burada bir döngü oluşur: İstenmeyen düşünce ortaya çıkar, kaygı yükselir, kişi kaygıyı azaltmak için bir davranış gerçekleştirir ve kısa süreli bir rahatlama yaşar. Fakat bu rahatlama uzun sürmez. Benzer düşünce yeniden ortaya çıktığında kişi tekrar aynı davranışa ihtiyaç duyabilir. Böylece zaman içerisinde düşünce ve davranış arasındaki döngü güçlenebilir.
Bu durum kişinin günlük yaşamını da etkileyebilir. Basit bir karar vermek uzun zaman alabilir, günlük sorumluluklar ertelenebilir veya kişi sosyal ortamlardan uzaklaşabilir. Bazen kişinin çevresindeki insanlar yalnızca görünen davranışı fark eder ve bunu “fazla titizlik” veya “gereksiz endişe” olarak değerlendirebilir. Oysa OKB yaşayan kişi için mesele çoğu zaman davranışın kendisinden çok, davranışı gerçekleştirmediğinde ortaya çıkan yoğun kaygıdır.
OKB hakkında en önemli noktalardan biri de kişinin yaşadığı durumun kendi tercihi olmadığıdır. “Bunu düşünme”, “takma kafana” veya “bir kere kontrol et ve bırak” gibi öneriler, kişinin yaşadığı döngünün karmaşıklığını gözden kaçırabilir. Destekleyici bir yaklaşım, kişinin deneyimini küçümsemek yerine onu anlamaya çalışmayı gerektirir.
OKB tedavi edilebilir bir ruhsal bozukluktur ve değerlendirme, kişinin yaşadığı belirtilerin niteliğine ve günlük yaşam üzerindeki etkisine göre bir ruh sağlığı uzmanı tarafından yapılmalıdır. Psikoterapinin bazı türleri, özellikle bilişsel davranışçı yaklaşımlar ve maruz bırakma ile tepki önleme temelli çalışmalar, OKB tedavisinde önemli bir yere sahiptir. Bazı durumlarda psikiyatrist tarafından ilaç tedavisi de değerlendirilebilir. Tedavi yaklaşımı kişiden kişiye değişebilir.
Belki de OKB’yi anlamanın en önemli yollarından biri, kişinin düşüncelerinden ibaret olmadığını hatırlamaktır. Zihne gelen her düşünce bir gerçek, niyet veya kimlik göstergesi değildir. İnsan zihni zaman zaman istemediğimiz düşünceler üretebilir. Asıl mesele, bu düşüncelere ne kadar anlam yüklediğimiz ve onların yaşamımızı ne ölçüde yönlendirmesine izin verdiğimizdir.
OKB, kişinin zihninde sürekli devam eden bir mücadele gibi hissedilebilir. Ancak bu mücadele kişinin karakterinin bir parçası değildir ve kişinin bütün yaşamını tanımlamak zorunda da değildir. Doğru destek ve uygun tedaviyle kişi, düşüncelerinin varlığını kabul ederken onların davranışlarını yönetmesine daha az alan bırakmayı öğrenebilir.
Çünkü bazen özgürleşmek, zihnimizde hiç rahatsız edici düşünce olmamasını beklemek değil; o düşünceler geldiğinde onlarla kurduğumuz ilişkiyi değiştirebilmektir.


