Psikolog BulŞehrinde bir uzman
Salı, Ekim 27, 2026

Ne Hissettiğini Bilememek: Aleksitimi

Burçe Benzer Yazar: Burçe Benzer
5 dk.okuma süresi
Ne Hissettiğini Bilememek: Aleksitimi

“Nasılsın?” Gün içerisinde belki de en sık karşılaştığımız sorulardan biri. Çoğumuz bu soruya düşünmeden “İyiyim”, “Yorgunum” ya da “Biraz stresliyim” şeklinde cevap veririz. Peki, gerçekten nasıl hissettiğimizi biliyor muyuz? Ya da daha önemlisi, hissettiğimiz duyguları birbirinden ayırt edebiliyor muyuz? Bazen içimizde bir huzursuzluk hissederiz ancak bunun nedenini açıklayamayız. Kalbimiz hızlanır, midemiz sıkışır. Yaşadığımız durumun üzüntü mü, kaygı mı, öfke mi olduğunu belirlemekte zorlanırız. İşte psikoloji literatüründe bu deneyimle ilişkilendirilen aleksitimi adında bir kavram bulunmaktadır.

1970'li yıllarda psikiyatrist Peter Sifneos tarafından ortaya atılan aleksitimi kavramı, en basit tanımıyla kişinin kendi duygularını tanımlamakta, birbirinden ayırt etmekte ve sözel olarak ifade etmekte güçlük çekmesidir. Bu kavram, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiden sosyal yaşamına, romantik ilişkilerinden psikolojik iyi oluşuna kadar pek çok alanla bağlantılıdır. Günümüzde aleksitimi, tek başına bir psikiyatrik hastalık olarak değil, bireyler arasında farklı düzeylerde görülebilen çok boyutlu bir psikolojik özellik olarak değerlendirilmektedir. Temel özellikleri arasında duyguları tanımlama güçlüğü, duyguları başkalarına açıklamakta zorlanma ve içsel duygusal deneyimlerden çok dış dünyadaki somut olaylara odaklanma eğilimi bulunmaktadır. Örneğin biri size kırıcı bir söz söylediğinde üzülmüş veya öfkelenmiş olabilirsiniz. Ancak aleksitimik özellikleri belirgin olan biri, bu duyguları birbirinden ayırmak yerine yalnızca kendisini kötü hissettiğini söyleyebilir. Hatta kişi baş ağrısı, mide rahatsızlığı veya bedensel gerginlik üzerinde yoğunlaşabilir. Aleksitimi, duygusuzluk anlamına gelmez. Bir insanın duygularını tanımlayamaması, hiçbir şey hissetmediğini göstermez. Asıl güçlük, yaşanan duygusal deneyimin fark edilmesi, anlamlandırılması ve ifade edilmesi süreçlerinde ortaya çıkabilir.

Duygular yalnızca zihnimizde gerçekleşen soyut deneyimler değildir. Aynı zamanda bedenimizde çeşitli fizyolojik değişimlerle kendilerini gösterebilirler. Kalbimizin hızlanması veya stresli kaslarımızın gerilmesi bu durumun günlük yaşamdaki örnekleridir.

Psikolojide bedenin sinyallerini algılama ve yorumlama süreci interosepsiyon olarak adlandırılır. İnterosepsiyon; kişinin kalp atışlarını, solunumunu ve diğer bedensel değişimlerini fark etmesiyle ilişkilidir. Brewer ve çalışma arkadaşlarının 2016 yılında yayımladığı araştırma, aleksitimi ile bedensel sinyallerin algılanmasındaki güçlükler arasında bir ilişki olabileceğini göstermektedir. Bu bulgular, bazı bireylerin yalnızca duygularını isimlendirmekte değil, bedenlerinden gelen sinyalleri yorumlamakta da zorlanabileceklerini düşündürmektedir. Örneğin önemli bir sınav öncesinde mide ağrısı yaşayan bir öğrenci düşünelim. Öğrenci yaşadığı bedensel rahatsızlığın farkındadır ancak bunun sınav kaygısıyla ilişkili olabileceğini değerlendirmeyebilir. Her bedensel belirti psikolojik nedenlerden kaynaklanmaz. Ancak bu ve bunun gibi örnekler, duygusal farkındalığın bedenimizde gerçekleşen değişimleri anlamlandırmak açısından neden önemli olduğunu göstermektedir.

Aleksitiminin İlişkilere Yansıması

Duygular, kişilerarası ilişkilerin temel yapı taşlarından biridir. Romantik ilişkilerde partnerlerden birinin duygularını ifade etmekte zorlanması, diğer kişi tarafından ilgisizlik veya sevgisizlik olarak yorumlanabilir. Örneğin bir kişi partnerine neden üzgün olduğunu sorduğunda sürekli “Bilmiyorum” cevabını alıyorsa zamanla karşısındaki kişinin kendisinden uzaklaştığını düşünebilir. Ancak bu cevap her zaman duygularını paylaşmak istemediği anlamına gelmez. Bazen kişi, ne hissettiğini kendisi de yeterince açıklayamıyor olabilir. Aleksitimi üzerine yapılan bilimsel değerlendirmeler, duygusal deneyimleri tanıma ve ifade etmedeki güçlüklerin kişilerarası iletişim ve duygu düzenleme süreçleri açısından önemli olabileceğini göstermektedir. Aleksitimiye sahip bireylerin duygularını hiçbir zaman anlayamayacağı düşüncesi de doğru değildir. Duygusal farkındalık ve ifade becerileri üzerinde çalışmak mümkündür.

Duyguların Dilini Sonradan Öğrenmek

Psikolojik müdahaleler üzerine yapılan araştırmalar, duyguları tanıma ve ifade etme güçlüklerinde iyileşmeler sağlanabileceğini göstermektedir. Tsubaki ve Shimizu’nun 2024 yılında yayımladığı derlemede, aleksitimiye yönelik psikolojik tedavileri inceleyen on sekiz bilimsel çalışma değerlendirilmiştir. Araştırmaların çoğunda, psikolojik destek ve tedavilerin aleksitimi belirtilerini azaltmaya yardımcı olduğu görülmüştür. Ancak hangi tedavi yönteminin kimler için daha etkili olduğunu belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Duygu günlüğü tutmak bu süreçte yardımcı olabilir. Gün içerisinde yaşadığımız olayları ve bu olayların bizde oluşturduğu hisleri birkaç cümleyle yazmak, duygularımızı tanımamızı kolaylaştırabilir. Bedenimizi dinlemek de önemlidir. Örneğin kalbimiz hızlandığında veya kaslarımız gerildiğinde, bu değişimlerin hangi olaydan sonra ortaya çıktığını düşünmek duygularımızla bedenimiz arasındaki bağlantıyı anlamamıza yardımcı olabilir.

“Ne Hissediyorsun?” Sorusu

Bazen sessizlik, hissedilecek hiçbir şeyin olmamasından değil, hissedilenleri anlatacak kelimelerin henüz bulunamamasından kaynaklanır. Duyguları tanımak ve ifade etmek, doğuştan tamamen gelişmiş bir beceri değildir. Çocukluk döneminden itibaren yaşadığımız deneyimler, çevremizdeki insanların duygulara verdikleri tepkiler ve kurduğumuz ilişkiler, duygusal farkındalığımızın gelişmesinde rol oynayabilir. Örneğin üzgün olduğunda duygularını ifade etmesine fırsat verilen bir çocuk, zamanla hissettiklerini tanımayı ve adlandırmayı öğrenebilir. Buna karşılık duyguların sürekli bastırıldığı veya görmezden gelindiği bir ortamda büyümek, bazı bireyler için duygusal deneyimlerini anlamlandırmayı zorlaştırabilir. Ancak aleksitiminin yalnızca çocukluk deneyimlerinden kaynaklandığını söylemek doğru değildir. Biyolojik, gelişimsel ve çevresel faktörlerin birlikte etkili olabileceği düşünülmektedir.

Kaynakça

  • Luminet ve Nielson (2025) Alexithymia: Toward an Experimental, Processual Affective Science with Effective Interventions. Annual Review of Psychology, 76, 741–769.
  • Brewer, R., Cook, R., & Bird, G. (2016). Alexithymia: A general deficit of interoception. Royal Society Open Science, 3(10), 150664. https://doi.org/10.1098/rsos.150664
  • Preece ve Gross (2026) Alexithymia: Current Status and Future Prospects. Journal of Affective Disorders.
  • Tsubaki ve Shimizu (2024) Psychological Treatments for Alexithymia: A Systematic Review. Behavioral Sciences, 14(12), 1173.
  • Google. (2026). Duygularını anlamlandırmaya çalışan sembolik insan illüstrasyonu [Yapay zeka görseli]. Gemini.
Burçe Benzer Burçe Benzer
Burçe Benzer, Yeditepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisidir. İnsan davranışları ve ruh sağlığı konularına ilgi duymakta, bu alanlarda öğrenmeye ve deneyim kazanmaya devam etmektedir. Ayrıca TÜBİTAK kapsamında yürütülen bir proje de dahil olmak üzere çeşitli araştırma ve eğitim faaliyetlerinde yer almaktadır.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!