Psikolog BulŞehrinde bir uzman
Pazartesi, Ekim 26, 2026

Keşke’nin Yolculuğu

8 dk.okuma süresi
Keşke'nin Yolculuğu

Bir otobüs yolculuğuna çıkmıştım. Bavulumu görevliye teslim etmiş, sevdiklerimle sarılıp vedalaşmıştım. Yanıma tanımadığım birinin oturmasını istemediğim için iki koltuğun da parasını ödemiş, sonunda rahatça koltuğuma yerleşmiştim. Kulaklığımı taktım ve en sevdiğim şarkıyı açıp camdan dışarıyı izlemeye başladım. Şarkının en güzel kısmında yanıma birisi oturdu. Bana bir şeyler söylemeye başladı. Kulaklığımı çıkarıp ona döndüğümde, “Keşke o çocuğa yazmasaydın,” dedi. Ona cevap vereceğim anda bir şey fark ettim. Yalnız değildi.. Her yolcunun yanında bir kişi daha vardı ve hepsi onun gibi konuşuyordu. En öndeki kıza, “Keşke o bölümü yazmasaydın.” Cam kenarındaki amcaya, “Keşke torunlarınla daha çok vakit geçirseydin.” En arkadaki gence ise, “Keşke paranı daha idareli harcasaydın,” diyordu. Hepsinin yanında aynı kişi vardı. Keşke.

Onu uzun zamandır tanıyorum. Sağ olsun, beni hiç yalnız bırakmadı. Evde, okulda, işte... Her yerde yanımda olur, bana bir şeyler söylerdi. Her cümlesi “keşke” ile başlar ve hiç susmazdı. Anlaşılan, bu yolculukta da yanımdaydı. Ancak beni şaşırtan şey bu değildi. Bu yolculukta sadece benimle değil, otobüsteki tüm yolcularla sohbet etmeye çalışıyordu. Kimisi benim gibi onu görünce “Yine mi sen?” diye homurdanıyor, kimisi ise “Aa, sen mi geldin?” diyerek onu eski bir dostunu, belki de eski bir düşmanını görmüş gibi karşılıyordu. Genç kıza, “Keşke o bölümü yazmasaydın,” dedikten sonra çantasından bir kitap çıkardı ve okumaya başladı. Yolculuk boyunca kitabını okudu. Arada Keşke, bir şeyler söylemek istedi ama genç kız onu dinlemek yerine kitabını okumaya devam etti. Yaşlı amcanın Keşke’si ise susacak gibi görünmüyordu. Şeker isteyen küçük bir çocuk gibi sürekli aynı şeyi söylüyordu: “Torun, torun, torun... Keşke onlarla daha çok ilgilenseydin.” Yaşlı amcanın bu duruma alıştığını fark ettim. Keşke ile tartışmıyor, kendini açıklamaya çalışmıyor, yalnızca telefonuna bakarak onun söylediklerini dinliyordu. Arkadaki genç ile Keşke arasında ise bir husumet var gibi görünüyordu. Genç sürekli kendini açıklamaya çalışıyor, ara sıra onunla tartışıyordu. İkisi de inatçıydı. Sanırım yolculuk boyunca hiç susmadan birbirlerine bağırmaya devam edeceklerdi. Onları izlerken bir anlığına yanımda oturan Benim Keşke’mi hatırladım. O hâlâ konuşuyordu. Bana bir şeyler söylüyordu. Bunu nasıl başardığını anlamıyordum. Aynı anda hem benimle hem de diğer yolcularla konuşuyor, hiç yorulmuyordu. İki dakika soluklansa hepimiz rahatlayacakmışız gibi geliyordu. Ben bunları düşünürken yine ağzını açtı. “Keşke...” “Biliyorum,” dedim. Çünkü söyleyeceği cümleyi çoktan biliyordum.

Aynı otobüste onlarca insan vardı. Hepsi aynı yolda ilerliyordu ama her biri başka bir zamana bakıyordu. Kimi geçmişte yaptığı bir hataya, kimi söylemediği bir cümleye, kimi de vermediği bir karara dönüp duruyordu. İşte o anda kendime bir soru sordum: İnsan neden yaşanmamış bir ihtimali, yaşanmış bir gerçekten daha uzun süre düşünebiliyordu? Genç kız o bölümü okumadan, o bölümün onun için iyi olup olmadığını nasıl bilebilirdi? Ya da arkadaki genç, parasını harcamadan bunun sonucunda pişman olacağını nereden bilebilirdi? Belki de mesele tam olarak buydu. Bir olayın içindeyken, önümüzdeki bütün ihtimalleri göremiyorduk. Bir yolu seçiyor, ilerliyor ve ancak geriye dönüp baktığımızda başka yolların nasıl olabileceğini düşünmeye başlıyorduk. “Keşke o bölümü yazmasaydım.” Bu cümlenin altında yalnızca bir pişmanlık olmayabilir. Zihnimde hemen başka bir ihtimal beliriyordu: Belki başka bir bölümü yazabilirdim. Belki başka bir şehirde okuyabilirdim. Belki bambaşka bir hayatım olabilirdi.

Psikolojide karşı-olgusal düşünme olarak ele alınan süreç biraz da bununla ilgilidir. Gerçekleşmiş bir olayın nasıl farklı sonuçlanabileceğini zihnimizde kurar, yaşadığımız gerçekle olabilecek alternatifleri karşılaştırırız (Byrne, 2016).

Demek ki Keşke yalnızca geçmişe bakan bir düşünce değildi. Bazen zihnimiz, gerçekleşmiş olanın yanında gerçekleşebilecek olanı da taşıyordu. Fakat bütün Keşkeler aynı yere çıkmıyordu. “Keşke sınava son hafta değil, daha erken çalışsaydım.” Bu düşüncenin ardından, “Bir sonraki sınavda daha erken başlayacağım.” diyebiliyorsam, Keşke beni geçmişte tutmak yerine gelecekteki davranışımı değiştirmeme yardımcı olabilirdi. Belki de genç kızın bu kadar sakin olmasının sebebi buydu. Keşke’sini bir kere dinleyip yoluna devam ediyordu. Geçmişi değiştirmeye çalışmak yerine, şu an okuduğu bölümde neler yapabileceğine bakıyordu. Keşke’nin böyle bir tarafının da olduğunu fark etmek, bu yolculukta beni en çok şaşırtan şeylerden biri oldu. Ben bunları düşünürken arkadan gencin seslerini duydum. Hâlâ kendisini açıklamaya çalışıyor, kendi Keşke’siyle tartışıyordu. Sanki onun Keşke’si ona yalnızca geçmişi hatırlatmıyor, onu aynı anının içinde tutuyordu.

“Keşke o kahveyi almasaydım...” “Zaten yeterince kıyafetim var, keşke o gömleği almasaydım...”

“O kafeyi, o alışveriş merkezini...”

Genç, kendi Keşke’sine sürekli “ama” diyerek kendisini anlatmaya çalışıyordu. Yeni bir çözüm aramak yerine aynı olayın etrafında dönüp duruyordu. Geçmişte yaptığı harcamaları değiştiremiyordu ama Keşke’siyle tartıştıkça sanki o anlara yeniden dönüyordu. Otobüs ilerliyor, o ise zihninde aynı sokaklarda dolaşıyordu. Genç adamı izlerken aslında hepimizin zaman zaman yaptığı bir şeyi fark ettim. Geçmişte yaşadığımız bir olayın üzerine dönüp dönüp düşünmek, bazen bize neyi farklı yapabileceğimizi gösterebiliyordu. Ama bazen de düşüncelerimiz bizi aynı yere getirip bırakıyordu. Genç adam tam olarak bunu yapıyordu. Her seferinde kendisini açıklıyor, “ama” diyerek yeni bir şey söylüyor, sonra yine aynı kahveye, aynı gömleğe, aynı alışveriş merkezine dönüyordu. Geçmişten bir ders çıkarmaktan çok, aynı geçmişi yeniden yaşıyordu.

Belki de psikolojide ruminasyon denilen şey biraz böyleydi: Aynı düşüncenin etrafında dönüp durmak, her dönüşte farklı bir cevap bulacağını sanmak ama sonunda yine başladığın yere gelmek. Watkins (2008), tekrarlayan düşüncelerin her zaman aynı işlevi taşımadığını; bazı düşünme biçimlerinin sorun çözmeye yardımcı olabilirken bazılarının kişiyi aynı düşünce döngüsünde tutabildiğini belirtir.

Genç adamı izlerken yanımdaki Keşke’ye baktım. Bir süredir bana hiçbir şey söylemiyordu. İlk kez sessizdi. Belki de sıra bana gelmişti. Benim Keşke’m diğerlerinden farklıydı. Bana sürekli aynı olayı hatırlatıyor fakat neyi değiştirmem gerektiğini bir türlü söylemiyordu. Tamam, o çocuğa yazmam doğru değildi. Ama çözüm olarak ne yapabilirim? Bana bunu söylemesi daha doğru olmaz mıydı? Çocuğa yazdım. Peki bundan sonra ne yapmalıyım? Genç kız Keşke’yi duyuyor ama ardından başka bir yola bakıyordu. Yaşlı amca Keşke’yi duyuyor ama cevap vermiyordu. Genç adam ise Keşke’siyle tartışıp duruyordu.

Peki ben ne yapıyordum? Benim Keşke’mle aramda garip bir ikilem vardı. O ne tamamen dostumdu ne de düşmanım. Bazen çok konuşup uykularımı kaçırıyordu. Bazen ise bana inanılmaz yardımı dokunuyordu. Bazen yanımdan bir an olsun ayrılmıyor, tuvalete bile benimle geliyordu. Bazen de bana bir kere “keşke” dedikten sonra sessizleşiyordu. Çünkü onun “geçmiş” dediği şeyin gelecekte yeniden yaşanmaması için bazı şeyleri değiştirmeye çalışıyordum.

Sanırım Keşke, sandığım kadar kötü biri değildi. Belki de mesele Keşke’nin ne söylediğinden çok, bizim onu nasıl dinlediğimizdi. Kendimizi sürekli açıklamaya çalışırsak sesi daha da yükseliyor, söylediklerinden bir şey öğrenmeye çalışırsak bir süre sonra sessizleşiyordu. Belki de Keşke’nin bize söylemeye çalıştığı şey geçmişi değiştirmek değil, aynı yere bir daha düşmemekti. Keşke’yi hayatımızdan tamamen çıkarmamız mümkün olmayabilir. Üstelik ilk bakışta yalnızca pişmanlığı hatırlatan bu düşünce, bazen yaşadıklarımızdan bir şey öğrenmemize de yardımcı olabilir. Keşkelerden bazen neyi önemsediğimizi, hangi davranışımızı değiştirmek istediğimizi ve hangi deneyimden öğrenebileceğimizi fark edebiliriz. Belki de önemli olan Keşke’yi yolculuğun son durağı sanmamak. Çünkü Keşke, hayat yolculuğunun sonu değil; yol üzerindeki duraklardan yalnızca biri. “Keşke olmasaydı,” demekten, “Keşkeye rağmen devam edebilirim,” noktasına gelmek belki de asıl yolculuk.

Otobüs yolculuğum sona erdi. Herkes sırayla ayağa kalkmaya başladı. Herkes inecek, kendi hayatına devam edecekti. Ama Keşke hâlâ otobüsteydi. Belki de yolculuğun sonunda Keşke otobüsten inmedi. Belki bizimle gelmeye devam etti.

Kaynakça

  • Byrne, R. M. J. (2016). Counterfactual thought. Annual Review of Psychology, 67, 135–157. https://doi.org/10.1146/annurev-psych-122414-033249
  • Watkins, E. R. (2008). Constructive and unconstructive repetitive thought. Psychological Bulletin, 134(2), 163–206. https://doi.org/10.1037/0033-2909.134.2.163
Gönül Aldırma Gönül Aldırma
Antalya Bilim Üniversitesi İngilizce Psikoloji Bölümü 1. sınıf öğrencisiyim. Klinik psikoloji ve travma konularına ilgim var. İnsanları ve davranışlarını anlamaya gerçekten meraklıyım. Kendimi geliştirmeye çalışan, düzenli ve öğrenmeye açık biriyim. İleride psikoloji alanında katkı sağlayabileceğim bir yerde olmayı hedefliyorum.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!