Aynı Ev, Farklı Çocukluklar
Hayatımız boyunca birçok insanla yollarımız kesişir. Arkadaşlıklar başlar ve biter, iş ortamlarımız değişir, romantik ilişkiler zamanla farklı yönlere evrilebilir. Ancak çoğu insan için doğumla başlayan ve yaşamın sonuna kadar farklı biçimlerde varlığını sürdüren bir ilişki vardır: kardeşlik.
Kardeşlik, yalnızca aynı anne babayı ya da aynı evi paylaşmak değildir. Kardeş ilişkisi, bireyin yaşamındaki ilk ve en uzun süreli sosyal bağlardan biridir. Stoneman ve Brody (1993), kardeşliği ikinci çocuğun doğumuyla başlayan ve kardeşlerden birinin yaşamının sonuna kadar devam edebilen en uzun ilişkilerden biri olarak tanımlamaktadır. Dunn (1995) ise kardeşlik ilişkisinin, çoğu zaman ebeveynlerle ya da eşlerle kurulan ilişkilerden bile daha uzun sürdüğünü vurgulamaktadır. Bu yönüyle kardeşler yalnızca çocukluk yıllarının değil, yaşamın farklı dönemlerinin de tanıklarıdır.
Araştırmalar, kardeşler arasındaki etkileşimin çocukların sosyal becerilerinin gelişiminde önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Özellikle okul öncesi dönemde yardım etme, iş birliği kurma, oyun oynama ve çatışmaları çözme gibi becerilerin kardeşlerle yaşanan deneyimlerden beslendiği belirtilmektedir (Dunn, 1992). Bu nedenle kardeşlik yalnızca aile içindeki bir ilişki değil, bireyin toplumla kuracağı ilişkilerin de ilk provası olarak değerlendirilebilir. Kardeşler çoğu zaman aynı evde büyür, aynı kurallarla yetiştirilir ve aynı aileyi paylaşır. Bu nedenle dışarıdan bakıldığında aynı çocukluğu yaşadıkları düşünülebilir. Oysa psikoloji, kardeşlerin deneyimlerinin sandığımızdan çok daha farklı olabileceğini göstermektedir.
Bir bakıma aynı evde büyüyen hiçbir kardeş aynı ebeveynlerle büyümez. Çünkü aile, durağan bir yapı değildir. İlk çocukla birlikte anne ve baba da ilk kez ebeveyn olmayı deneyimler. Sonraki çocuklar ise artık deneyim kazanmış, yaşam koşulları değişmiş, aile içindeki roller yeniden şekillenmiş bir sistemin içine doğarlar. Ailenin ekonomik durumu, ebeveynlerin yaşları, yaşanan kayıplar, taşınmalar, kariyer değişiklikleri ya da yeni sorumluluklar zaman içinde aile dinamiklerini dönüştürebilir. Bu nedenle kardeşler aynı aileyi paylaşsalar bile aynı psikolojik ortamda büyümeyebilirler.
Doğum Sırası Gerçekten Kişiliğimizi Belirler mi?
Doğum sırası denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri Alfred Adler'dir. Bireysel Psikoloji Kuramı'nın kurucusu olan Adler, çocukların aile içindeki konumlarının kişilik gelişiminde önemli bir rol oynayabileceğini ileri sürmüştür. Ancak Adler'in üzerinde durduğu nokta yalnızca ilk, ortanca ya da son çocuk olmak değildir. Ona göre asıl önemli olan, çocuğun aile içindeki yerini nasıl algıladığıdır.
Bu nedenle Adler, "psikolojik doğum sırası" kavramını geliştirmiştir. Psikolojik doğum sırası, bireyin aile içinde kendisini hangi rolde gördüğünü ifade eder. Gerçek doğum sırası ile psikolojik doğum sırası her zaman örtüşmeyebilir. Örneğin ailenin ilk çocuğu olan biri, çeşitli aile koşulları nedeniyle kendisini en büyük çocuk gibi hissetmeyebilir; buna karşılık daha küçük bir kardeş, erken yaşta sorumluluk üstlenerek ailenin "en büyük çocuğu" rolünü benimseyebilir. Adler'e göre aile içinde üstlenilen bu roller, bireyin kendisini değerlendirme biçimini, diğer insanlarla kurduğu ilişkileri ve yaşam tarzını etkileyebilir. Ancak bu görüşler, her birey için değişmez kurallar olarak değerlendirilmemelidir. Günümüzde araştırmalar, kişilik gelişiminin yalnızca doğum sırasıyla açıklanamayacağını; ebeveyn tutumları, kardeşler arasındaki yaş farkı, cinsiyet, aile içi ilişkiler ve bireysel yaşantılar gibi birçok etkenin birlikte rol oynadığını göstermektedir.
Belki de bu nedenle aynı ailede büyüyen iki kardeşten biri daha girişken, diğeri daha içe dönük; biri sorumluluk almaya daha yatkın, diğeri ise daha bağımsız olabilir. Bu farklılıklar yalnızca "kaçıncı çocuk" olduklarından değil, aile içinde kendilerini nasıl deneyimlediklerinden ve hangi koşullarda büyüdüklerinden de beslenir.
Sonuç
Kardeşlik, sadece aynı ailede, aynı evde birlikte büyümekle açıklanabilecek bir bağ değildir; her kardeş, aynı aile içinde farklı bir konumda, farklı deneyimlerle ve farklı yaşantılarla büyür. Doğum sırası, yaş farkı, cinsiyet, ebeveyn tutumları ve aile içindeki roller kardeşlerin birbirleriyle kurdukları ilişkinin niteliğini şekillendirebilir. Bu nedenle kardeşler arasındaki farklılıkları yalnızca “karakter meselesi” olarak görmek yerine, onların aile içinde nasıl bir yerde büyüdüklerine ve bu yeri nasıl deneyimlediklerine bakmak gerekir. Belki de kardeşliği bu kadar özel yapan şey tam olarak budur: Aynı hikâyenin içinde büyüyüp o hikâyeyi birbirinden tamamen farklı hatırlayabilmek. Çünkü kardeşlik, yalnızca birlikte geçirilen çocukluk yılları değil; yıllar geçse de birbirinin geçmişine tanıklık etmeye devam etmektir.
Çocukluğumun benden önceki sahiplerine, büyürken bana yol gösteren, beni kollayan ve hayatımın en güzel anılarının hep içinde olan üç abime… Hayat bizi hangi yönlere götürürse götürsün, aynı hikâyenin çocukları olduğumuzu hatırlatan o eski fotoğrafa ve birlikte büyüdüğümüz yıllara… Bu yazı size.
Kaynakça
- Erdem, S., & Denizli, S. (2022). Psikolojik doğum sırası, toplumsal ilgi ve akılcı olmayan inançların bilişsel duygu düzenleme ile ilişkisinin incelenmesi. Buca Eğitim Fakültesi Dergisi, (53), 17–47.
- Gülay Ogelman, H., & Erten Sarıkaya, H. (2014). 5-6 yaş çocukların sosyal beceri, akran ilişkileri ve okula uyum düzeyleri ile kardeş değişkenleri arasındaki ilişkiler. Akademik Başarı Dergisi,(41).
- Ulusoy, Y., & İnceoğlu, F. (2021). Kadınlarda ailenin işlevselliği, roller ile karşılıklı bağımlılık arasındaki ilişkide gerçek ve psikolojik doğum sırasının düzenleyici rolü. İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 22(3), 2707–2732. https://doi.org/10.17679/inuefd.1009588

