Pazartesi, Eylül 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuğum Neden Hep Benimle Oynamak İstiyor?

“Anne, sen de oyna.” cümlesinin arkasında gerçekten ne var?

“Anne, sen de oyna.” Bazen tam bilgisayarın başına oturduğunuzda. Bazen yemek yapmaya çalışırken. Bazen telefonla konuşurken. Bazen de günün sonunda artık yalnızca birkaç dakika sessiz kalmak isterken…

Çocuğunuz gelir ve aynı cümleyi tekrar eder: “Benimle oynar mısın?”
Bir süre sonra bu cümle ebeveyn için yalnızca bir oyun daveti olmaktan çıkabilir.
“Hiç kendi başına oynamıyor.” “Benden ayrılmıyor.” “Tek başına bir şey yapamıyor.” “Acaba fazla mı bağımlı?”
Oysa çocuğun ebeveynini oyuna çağırması, her zaman bağımlılık anlamına gelmez.
Hatta bazen çocuğun söylediği “Benimle oyna.”, aslında “Benimle biraz bağlantı kur.” demenin çocukça bir yoludur.

Çocuk neden bizi oyuna çağırır?

Çocuk için oyun yalnızca vakit geçirmek değildir. Oyun; ilişki kurmanın, dünyayı anlamanın, duyguları ifade etmenin ve yaşantıları yeniden düzenlemenin en doğal yollarından biridir. Özellikle erken çocukluk döneminde çocuk, dünyayı keşfederken bir yandan da güvenli ilişkiye dönüp bakar: “Sen hâlâ burada mısın?” Çocuk bir taraftan kendi başına yapmayı öğrenirken, diğer taraftan ebeveyninin yakınlığını kontrol edebilir.
“Ben yapacağım.” “Sen de burada dur.” Bu iki cümle aslında birbirinin zıttı değildir. Çocuğun gelişimi, ebeveynden tamamen uzaklaşmakla değil; güvenli bir ilişkinin içinden giderek daha fazla kendi başına hareket edebilmekle ilerler.
Bu nedenle gün boyunca kendi kendine oynayan bir çocuğun akşam olduğunda annesine veya babasına: “Benimle oynar mısın?” demesi şaşırtıcı değildir. Belki çocuk gün boyunca yeterince “kendi başına” olmuştur. Şimdi yeniden ilişkiye dönmek istiyordur. Bazen “Benimle oyna” aslında başka bir şey söyler. Çocukların duygusal ihtiyaçlarını her zaman yetişkinler gibi ifade etmelerini bekleyemeyiz. “Bugün seni özledim.” “Seninle biraz yakınlaşmaya ihtiyacım var.” “Beni fark etmeni istiyorum.” “Bugün okulda zorlandım.” “Senin yanında kendimi daha güvende hissediyorum.” Bir çocuk bunların hiçbirini söylemeyebilir. Bunun yerine oyuncaklarını getirip: “Benimle oyna.” diyebilir. Özellikle okul başlangıcı, kardeş doğumu, taşınma, bakım veren değişikliği, ebeveynlerin yoğun çalışma dönemleri veya çocuğun hayatındaki başka değişiklikler sonrasında ebeveynle oyun talebinde artış görülebilir.
Burada önemli olan yalnızca davranışa bakmak değil, davranışın ne zaman ve hangi koşullarda ortaya çıktığını anlamaktır.
Çünkü aynı davranış, farklı çocuklarda farklı bir ihtiyaca işaret edebilir.
Peki çocuğun her oyun çağrısına “evet” demeli miyiz?
Hayır.
Çocuğun ihtiyacını görmek, onun her isteğini her an karşılamak anlamına gelmez. Ebeveynin de dinlenmeye, çalışmaya, yemek yapmaya ve kendi sınırlarını korumaya ihtiyacı vardır. Üstelik çocuk için önemli olan yalnızca “Annem benimle oynuyor.” mesajı değildir. Bir başka önemli mesaj da şudur: “Annem beni seviyor ama her zaman istediğim şeyi yapmak zorunda değil.”
Örneğin: “Seninle oynamak istediğini görüyorum. Şimdi yemeği hazırlamam gerekiyor. Yemekten sonra 15 dakika birlikte oynayabiliriz.” ya da: “Şimdi biraz dinleneceğim. Sen oyununu kurabilirsin, ben burada olacağım.” demek mümkündür.
Burada çocuk ne reddedilir ne de sınırsız biçimde yönetilir. İlişki korunurken sınır da korunur.
Bağımsızlık, çocuğu yalnız bırakmakla başlamaz. Erken çocukluk döneminin en önemli gelişimsel temalarından biri özerkliktir. “Ben yapacağım.” “Ben seçmek istiyorum.” Bu cümleler bazen ebeveyni zorlayabilir. Ancak çocuğun kendi becerilerini deneyebilmesi, seçim yapabilmesi ve küçük sorumluluklar üstlenebilmesi gelişimin önemli bir parçasıdır. Fakat özerklik, çocuğu bir anda kendi başına bırakmakla oluşmaz. Çocuk önce ilişki içinde dener. Takılır. Ebeveynine bakar. Yeniden dener. Gerekirse yardım ister. Sonra bir gün: “Ben kendim yapabilirim.” der. Bu nedenle ebeveynin rolü çocuğun yerine her şeyi yapmak olmadığı gibi, onu sürekli kendi başına bırakmak da değildir. Asıl mesele ne zaman eşlik edeceğini, ne zaman geri çekileceğini ve ne zaman alan açacağını fark edebilmektir. Birlikte oynarken bile çocuğa alan bırakabilirsiniz.
Ebeveyn çocukla oyun oynarken farkında olmadan oyunun yöneticisi olabilir: “Arabayı buraya koy.” “Şimdi bunu yapalım.” “Öyle değil, böyle.” “O kuleyi şöyle yaparsan daha güzel olur.” Oysa çocuğun serbest oyununda her şeyi yetişkinin belirlemesi gerekmez. Bazen yalnızca: “Sen nasıl yapmak istiyorsun?” “Sonra ne olacak?” “Bana da göster.” “Bu oyunda benim görevim ne?” demek yeterlidir. Böylece ebeveyn çocuğun oyununu yönetmek yerine çocuğun dünyasına eşlik eder.
Bu küçük fark önemlidir. Çünkü çocuk yalnızca birlikte oyun oynamayı değil, kendi fikrinin, tercihinin ve hayal dünyasının da değerli olduğunu deneyimler. Ne zaman biraz daha yakından bakmak gerekir? “Benimle oyna.” demesi tek başına bir sorun değildir. Ancak çocuğun yaşına uygun biçimde ebeveynden ayrılmakta belirgin güçlük yaşaması, kısa süreli bağımsız oyun girişimlerinde yoğun kaygı göstermesi, yaşıtlarıyla ilişki kurmakta belirgin zorlanması veya daha önce yapabildiği bağımsız davranışlarda belirgin bir gerileme görülmesi durumunda davranış daha geniş bir çerçevede ele alınabilir. Buradaki amaç çocuğu mümkün olduğunca hızlı biçimde “bağımsızlaştırmak” değildir. Önce şu soruya bakmak gerekir:

“Bu davranış çocuğun bize ne anlatmaya çalıştığını düşündürüyor?”

Çünkü bir çocuk gerçekten oyun arkadaşı arıyor olabilir. Bir başka çocuk gün içinde yaşadığı ayrılıkların ardından ebeveynine yeniden yakınlaşmaya ihtiyaç duyuyor olabilir. Bir diğeri yeni bir beceriyi öğrenirken ebeveyninin eşliğine ihtiyaç duyuyor olabilir. Davranış aynı görünür; ihtiyaç farklı olabilir. Belki de mesele oyun değil, bağlantıdır. Bazen ebeveynler çocuklarının kendi kendine oynamasını isterken aslında farkında olmadan çocuğun ilişki ihtiyacı ile özerklik ihtiyacını birbirinin karşıtı gibi ele alabilir. Oysa çocuk hem size ihtiyaç duyabilir hem de bağımsızlaşabilir. Hem “Ben kendim yapacağım.” diyebilir hem de birkaç dakika sonra gelip kucağınıza oturabilir. Hem odasına gidip oyun kurabilir hem de arada kapıdan başını çıkarıp: “Anne, orada mısın?” diye sorabilir.
Bunlar gelişimin birbirini dışlayan parçaları değildir. Çocuğun ihtiyacı çoğu zaman saatlerce onunla oynayan bir ebeveyn değildir. Bazen ihtiyacı, birkaç dakika boyunca gerçekten görülmek, duyulmak ve ilişki kurabilmektir. Telefonu bir kenara bırakıp onun kurduğu oyuna katılmak… Oyunun kontrolünü ona bırakmak… Gerçekten dinlemek…
Ve sonra: “Şimdi sen oyununa devam edebilirsin, ben de işimi yapacağım.” diyebilmek.
Çocuk böylece iki önemli şeyi aynı anda deneyimler: “Annem benimle bağlantıda.” ve “Ben onsuz da yapabilirim.”
Belki de çocukların bağımsızlaşmasını desteklemenin yolu, onları bizden daha hızlı uzaklaştırmaya çalışmak değil; yanımızdayken yeterince güvende hissetmelerine izin vermektir.
Çünkü bir çocuk size: “Benimle oynar mısın?” dediğinde, her zaman yalnızca bir oyun istemiyor olabilir. Bazen size küçük bir kapı açıyordur. Ve o kapının ardında bir oyuncak arabadan, bir bebekten ya da bir kule yapma oyunundan çok daha fazlası vardır: “Benim dünyama biraz gelir misin?”

Kaynakça

  • Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). *Patterns of attachment: A psychological study of the strange situation*. Lawrence Erlbaum Associates.
  • Bowlby, J. (1982). *Attachment and loss: Vol. 1. Attachment* (2nd ed.). Basic Books. (Original work published 1969)
  • Erikson, E. H. (1963). *Childhood and society* (2nd ed.). W. W. Norton & Company.
  • Ginsburg, K. R. (2007). The importance of play in promoting healthy child development and maintaining strong parent-child bonds. *Pediatrics, 119*(1), 182–191. https://doi.org/10.1542/peds.2006-2697
  • Landreth, G. L. (2012). *Play therapy: The art of the relationship* (3rd ed.). Routledge.
  • Mahler, M. S., Pine, F., & Bergman, A. (1975). *The psychological birth of the human infant: Symbiosis and individuation*. Basic Books.
  • Sroufe, L. A. (2005). Attachment and development: A prospective, longitudinal study from birth to adulthood. *Attachment & Human Development, 7*(4), 349–367. https://doi.org/10.1080/14616730500365928
  • Winnicott, D. W. (1971). *Playing and reality*. Tavistock Publications.
Betülay Ece EROL
Betülay Ece EROL
Çocuk ve ergenlerle çalışan psikolog. Seanslarında Bütüncül ve Deneyimsel Oyun Terapisi yaklaşımlarını kullanmakta; bağlanma, travma ve duygu düzenleme alanlarına odaklanmaktadır. Çocuk ruh sağlığı ve gelişim süreçleri üzerine çalışmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar