Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Kadercilik ve Öz Yeterlik İnancı

5 dk.okuma süresi
Kadercilik ve Öz Yeterlik İnancı

İnsan, hayatının kontrolünü ne ölçüde elinde tuttuğunu bilmek ister. Verdiği kararların sonuçlarını görmek, çabasının bir karşılığı olduğuna inanmak ve geleceğe dair umut beslemek yaşamla kurduğu ilişkinin önemli parçalarıdır. Ancak hayat her zaman beklediğimiz gibi ilerlemez. Bazen ne kadar çabalarsak çabalayalım istediğimiz sonuca ulaşamayız. İşte tam da bu noktada iki düşünce karşı karşıya gelebilir: Yaşananların kaderin bir sonucu olduğu inancı ve kişinin kendi davranışlarıyla bir şeyleri değiştirebileceğine duyduğu güven.

Kadercilik, bireyin yaşamındaki olayların önceden belirlendiğine veya kişisel çabaların sonuçlar üzerindeki etkisinin sınırlı olduğuna inanmasıyla ilişkilendirilebilir. Öz yeterlik ise psikolog Albert Bandura'nın sosyal bilişsel kuramında önemli bir yere sahip olan kişinin belirli bir işi başarabilmek için gerekli davranışları gerçekleştirebileceğine dair inancıdır. Bu iki kavram, insanın kendi yaşamındaki rolünü nasıl değerlendirdiği sorusu etrafında buluşur.

Öz yeterlik inancı güçlü olan bir kişi, karşılaştığı güçlükleri aşılmaz engellerden çok çözüm araması gereken sorunlar olarak değerlendirebilir. Başarısızlık yaşadığında yöntemini değiştirmeyi, eksiklerini fark etmeyi veya yeniden denemeyi düşünebilir. Öz yeterlik inancı zayıf olduğunda ise kişi çabasının sonuçları değiştirmeyeceğini düşünerek henüz denemeden geri çekilebilir. Elbette bu tutumlar yalnızca öz yeterlikle açıklanamaz; kişinin sahip olduğu kaynaklar, yaşam koşulları ve geçmiş deneyimleri de davranışlarını etkiler.

Kadercilik bu noktada farklı biçimlerde karşımıza çıkar. Bir insan kontrolü dışındaki bir olayın ardından yaşananları kaderiyle ilişkilendirerek kendisini suçlamaktan kurtulabilir. Örneğin; elinden geleni yaptığı hâlde bir fırsatı kaçıran kişinin sonucu kabullenmesi yeniden başlayabilmesi için ona psikolojik alan açabilir. Ancak aynı kişi karşısına çıkan her engeli değişmez bir kaderin işareti olarak yorumlamaya başlarsa kendi hareket alanını olduğundan daha dar görebilir. Böylece kabullenme zamanla çabadan vazgeçmeye dönüşebilir.

Burada asıl mesele kadere inanmak değil bu inancın kişinin kendi yeterlilik algısıyla nasıl ilişkilendiğidir. Çünkü insanın her şeyi kontrol edemediğini kabul etmesiyle hiçbir şeyi değiştiremeyeceğine inanması arasında önemli bir fark vardır. İlkinde kişi, müdahale edemediği koşulları kabullenirken değiştirebileceği alanlarda çaba göstermeye devam edebilir. İkincisinde ise henüz denenmemiş ihtimaller daha başlamadan kapanabilir.

Öz yeterlik inancı, kişinin her koşulda başarılı olacağına dair bir güvence değildir. Daha çok karşılaştığı güçlükler karşısında harekete geçebilme ve gerektiğinde yeni yollar deneyebilme kapasitesine duyduğu inançtır. Bu inanç deneyimlerle gelişebilir. Küçük hedefler belirlemek, ilerlemeyi fark etmek, geçmişte aşılan güçlükleri hatırlamak ve gerektiğinde destek almak kişinin kendi kapasitesine ilişkin değerlendirmesini güçlendirebilir.

Öte yandan insanı her başarısızlığından sorumlu tutmak da öz yeterliği desteklemez. Herkes aynı imkânlara sahip değildir ve bazı koşullar gerçekten bireyin kontrolü dışındadır. Bu nedenle kişinin iradesini vurgularken karşılaştığı engelleri görmezden gelmemek gerekir. Gerçekçi bir öz yeterlik anlayışı, insanın hem sınırlarını tanımasını hem de sahip olduğu olanakları kullanmasını içerir.

Bu noktada kişinin geçmiş deneyimleri de kader ve öz yeterlik arasındaki ilişkiyi anlamak açısından önem taşır. Üst üste başarısızlık yaşayan, çabalarının karşılığını alamayan veya kararları üzerinde yeterince söz sahibi olamayan birey zamanla kendi etkisinin sınırlı olduğuna inanabilir. Özellikle tekrarlanan olumsuz deneyimler kişinin gelecekteki girişimlerine ilişkin beklentilerini de şekillendirebilir. Albert Bandura'ya göre öz yeterlik inancının en güçlü kaynaklarından biri kişinin doğrudan yaşadığı başarı ve başarısızlık deneyimleridir. Dolayısıyla küçük de olsa elde edilen başarılar bireyin kendi kapasitesine duyduğu güveni yeniden inşa edebilir. Burada önemli olan kişinin geçmişte değiştiremediği koşulları geleceğin değişmez sınırları olarak görmemesidir. Çünkü geçmişte başarısız olmuş olmak gelecekte de başarısız olunacağının kanıtı değildir. İnsan, deneyimlerinin yalnızca bir sonucu değil aynı zamanda geleceğini şekillendirebilecek bir öznedir. Geçmişin belirleyiciliğini kabul etmek geleceğin de aynı şekilde belirlenmiş olduğunu kabul etmeyi gerektirmez.

Belki de bütün bu tartışmaların sonunda kendimize sormamız gereken asıl soru şudur: Yaşadıklarımızı kader olarak kabul ettiğimizde gerçekten bir kabulleniş mi yaşıyoruz, yoksa değiştirebileceğimiz şeylerden vazgeçmek için kendimize bir gerekçe mi sunuyoruz? İnsan, hayatının her koşulunu belirleyebilecek güce sahip değildir. Bazı kayıplar, hayal kırıklıkları ve beklenmedik olaylar karşısında iradesi sınırlı kalabilir. Ancak bu sınırlılık kişinin bütün yaşamı üzerindeki etkisinin de ortadan kalktığı anlamına gelmez. Kader düşüncesi kontrolümüz dışında gelişen olayları anlamlandırmamıza ve onlarla baş etmemize yardımcı olabilir. Öz yeterlik inancı ise karşılaştığımız güçlükler karşısında hâlâ neler yapabileceğimizi hatırlatır. Bu nedenle insanın kendisine düşen her sonucu kendi çabasına bağlamak ya da her olumsuzluğu değişmez bir yazgı olarak görmek değildir. Asıl önemli olan değiştiremeyeceği koşullarla mücadele edebileceği alanları birbirinden ayırabilmesidir. Çünkü kabullenmek her zaman vazgeçmek, çabalamak da her zaman başarılı olmak anlamına gelmez. Bazen insanın gücü değiştiremeyeceği bir gerçeği kabullenmesinde, bazen de değişebileceğine inandığı bir durum karşısında yeniden adım atabilmesinde saklıdır. Belki de kader ile irade arasındaki denge, insanın her şeyi kontrol edebileceğine inanmasında değil, kontrol edemediği bir hayatın içinde bile kendi seçimlerinin ve çabasının değerini görebilmesinde yatmaktadır.

Kaynakça

  • Kaya, A. ve Bozkur, B. (2017). Kadercilik eğilimi ile özyeterlik inancı ve savunma mekanizmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi. Ege Eğitim Dergisi, 18(1), 124–145.
Senem Gülümsek Senem Gülümsek
Rehberlik ve psikolojik danışmanlık alanında lisans eğitimimi tamamladıktan sonra çocuk ve ergen psikolojisi üzerine eğitimler aldım. Lisede yaptığım stajdan sonra gönüllü olarak rehberlik ve araştırma merkezinde staj yaptım. Dershanede psikolojik danışman olarak çalışırken bir yandan da çocuk ve ergen psikolojisi, stres ve kaygı yönetimi, sınav kaygısı, iletişim becerileri alanlarında kendimi geliştirmeye devam ettim. Şu anda aktif olarak danışmanlık yapıyor aynı zamanda yazılarım aracılığıyla psikolojik farkındalık ve içsel denge üzerine insanlara ulaşmayı sürdürüyorum.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!