Hamilelik ve doğum sonrası dönemde, özellikle annenin depresyon olasılığı ve cinsel işlevleri üzerinde durulsa da, araştırmalar babalarda da cinsel isteğin azalabildiğini göstermektedir. Bu durum çoğu zaman ilişki sorunlarından değil; biyolojik, psikolojik ve sosyal değişimlerin ortaya çıkmasından kaynaklanır. Doğum sonrası süreç, yalnızca anne için değil, baba için de önemli bir geçiş sürecidir. Erkek eşlerde sık görülen libido azalması, cinsel temastan kaçınma, performans kaygısı ya da eşine karşı ambivalan duygular hissetmesi gibi durumlar gözlemlenmektedir. Araştırmalar, özellikle yeni baba olmuş erkeklerin, ilk 6 ay ile 1 yıl içinde cinsel istekte belirgin bir düşüş yaşadıklarını ortaya koymaktadır.
Başlıca Nedensel Faktörleri İncelediğimizde; Biyolojik, Psikolojik, Çevresel ve İlişkisel Etkenler
Birçok erkekte libido, birinci trimester (0–13 hafta) döneminde dalgalanma göstermektedir. Hamileliğin ilk haberi ile gelen şaşkınlık, düşük tehlikesi, annede mide bulantısı ve iştahsızlık, yorgunluk hali ve eşlerin birbirlerinin duygu durumundan etkilenmesi cinselliğe etki edebilir. Bazı erkekler daha korumacı ve mesafeli bir tavır sergilerken, bazıları ise eşlerine daha fazla yakınlaşıp empati kurabilmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalar, erkeklerde baba rolünü üstlendiğinde hormonal değişimlerin olabileceğini göstermiştir. Özellikle testosteron düzeylerinde düşme, prolaktin ve oksitosin düzeylerinde yükselme, erkeğin eşine ve bebeğine bakım verme, şefkat, empati ve bağlanma davranışını artırırken cinsel dürtüyü azaltabilmektedir. Psikolojik açıdan bakıldığında, erkek artık sadece partner değil, baba kimliğine geçiş ile beraber hem evrimsel hem de toplumsal açıdan; koruyucu, geçim sağlayıcı, sorumluluk taşıyan ve aileyi ileri seviyeye taşımakla yükümlü bir aile reisi modelini de üstlenir. Ekonomik endişeler, gelecek kaygısı ve eş ile bebeğin sağlığına ilişkin endişeler, çoğu erkekte erotik benliği bir süre geri plana itebilir.
Eşe Karşı Ambivalans; Hem İstemek – Hem İstememek, Ya Şehvet – Ya Şefkat
Psikodinamik kuram açısından erkek eşteki cinsel isteksizlik, bazı çatışmalarla ilişkili olabilir. Bazı erkekler eşlerini hamilelik veya doğumdan sonra iki farklı rolde görmeye başlar: Bu durum sevginin azalması anlamına gelmese de, erotik algıda geçici değişiklikler oluşturabilir. Cinsel partner mi? Çocuğunun annesi mi? Erkek, bu iki kimliği zihninde birleştirmekte zorlanabilir. Özellikle ataerkil toplum yapısının kadına yüklediği annelik ve kutsallık gibi ifadelerin bir arada kullanılması, erkeklerin kadını kendi cinselliğinden ayırmasına ve ona sadece ‘o artık bir anne’ diyerek bakmasına neden olabilir. Bu durum, libidinal enerjisini eşten çekip başka yerlere yönlendirebilir. Sigmund Freud’un deyimiyle Madonna-Fahişe Sendromu, erkeklerin kadınlara yüklediği bilinçdışı anlamı ifade eder. Burada erkek, kadını iki zıt karaktere ayırır; kafasındaki anne modeli (kutsal, el sürülmez, namus sembolü) imgesini kurgularken, onu cinsel haz alacağı biri olarak tasvir etmekte zorlanır. Bu nedenle, saygı duyduğu partnerine karşı cinsel arzu hissetmezken, değersiz gördüğü veya toplumda “fahişe” olarak etiketlediği kişilere karşı cinsel istek duyabilir. Erkek burada fahişeye eğlenilecek kadın ve cinsel fantazilerinin nesnesi olarak bakarken, eşine evlendiği kadın ve kutsal etiketi altında cinsel uzaklaşmayı sürdürebilir. Bu konularda toplumun ikircikli bakış açısını, cinsiyetlere atfettiği roller, beklentiler, izinler ve imtiyazları konuşup dönüştürebilmeliyiz. Sağlıklı bir bireyin kişilik örgütlenmesinde erkek, eşini hem anne hem de cinselliği beraber yaşayacak eşi olarak görebilir ve ikisini zihninde birleştirebilir.
Kadının Değişen Bedeni – Erkek Eşin Değişen Algısı ve İlişkisel Yakınlık
Erkeklerin büyük çoğunluğu ile yapılan yeni araştırmalar, elde edilen sonuçların erkeklerin eşlerini hamilelikte hâlâ çekici ve güzel bulduklarını ifade ettiklerini göstermektedir. Ancak, büyüyen karın, annenin hamilelikteki veya doğum sonrasındaki fiziksel değişiklikleri, yeni cinsel pozisyon ihtiyaçlarını ve “dikkatli olmalıyım” hissi ile kaygı duymalarına neden olabilmektedir. Doğumu bekleyen babalarla yapılan çalışmalarda, cinsel doyumu belirleyen en kuvvetli faktörün eş ile duygusal yakınlık olduğu, sadakat bağının önemi ve yeni bir öğrenme sürecine girildiği ifade edilmiştir. İletişimsel, tensel, işitsel ve cinsel olarak hassas dönemlerden geçtiklerini kabul edip duygusal yakınlığı artırdıkları belirtilmiştir. Yani, erkekte her libido düşüşü fiziksel çekim ya da sevgi kaybı anlamına gelmez; bazen çiftin iyi giden diyaloğu, stres seviyeleri ve duygusal yatırımları daha belirleyici olabilir.


