Bir olayın bizi nasıl etkileyeceğini çoğu zaman yalnızca olayın kendisi belirlemez. Aynı durum, iki farklı kişi tarafından tamamen farklı biçimlerde deneyimlenebilir. Bir sınavdan önce “elimden geleni yapacağım” diye düşünen bir öğrenciyle, “kesin başarısız olacağım” düşüncesine kapılan bir öğrencinin yaşadığı sınav aynı sınavdır; ancak sınav öncesindeki beklentileri, dikkatlerini, bedensel tepkilerini ve performanslarını farklılaştırabilir.
Psikolojide beklentinin algı, duygu, davranış ve hatta fiziksel deneyimler üzerindeki bu etkisi, insan zihninin gerçekliği yalnızca pasif biçimde kaydetmediğini gösterir. Aslında beynimiz dış dünyayı olduğu gibi kaydeden bir kamera gibi çalışmaz. Sürekli olarak gelen bilgileri geçmiş deneyimlerimiz, mevcut duygularımız ve geleceğe ilişkin beklentilerimizle birlikte yorumlar.
Bu nedenle beklenti, yaşadığımız deneyimin üzerine sonradan eklenen basit bir düşünce değildir; deneyimin nasıl algılanacağını şekillendiren süreçlerden biridir. Bu durumun psikolojideki en bilinen karşılıklarından biri placebo etkisidir. Bir kişinin aldığı bir uygulamanın kendisine iyi geleceğine inanması, bazı durumlarda gerçekten olumlu bir değişim yaşamasına katkıda bulunabilir.
Burada “her şey zihinde” demek doğru değildir. Beklenti; dikkat, öğrenme, duygusal düzenleme ve fizyolojik süreçlerle etkileşime girerek kişinin deneyimini değiştirebilir. Benzer biçimde nocebo etkisinde, olumsuz beklentiler kişinin yaşayacağı belirtileri daha yoğun algılamasına veya bazı belirtilerin ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.
Örneğin yeni başlayacağı bir ilaç hakkında “Bunun kesinlikle yan etkisi olacak” düşüncesi taşıyan bir kişinin bedenindeki olağan bir değişikliği daha dikkatli izlemesi mümkündür. Bedensel duyumlara yönelik bu artmış dikkat, küçük bir rahatsızlığın daha belirgin hissedilmesine yol açabilir. Böylece beklenti yalnızca düşünsel bir düzeyde kalmaz; kişinin bedenini ve bedensel deneyimini algılama biçimine de yansır.
Beklentilerin etkisi yalnızca sağlık alanıyla sınırlı değildir. Sosyal ilişkilerde de benzer bir mekanizma görülebilir. Bir kişi karşısındaki insanın kendisini sevmediğini düşünüyorsa, karşı tarafın nötr bir davranışını bile mesafeli veya reddedici olarak yorumlayabilir.
Bunun sonucunda daha çekingen davranabilir, iletişimi azaltabilir veya karşısındaki kişiyi sürekli kontrol edebilir. Diğer kişi de bu mesafeye karşılık verdiğinde başlangıçtaki düşünce güçlenebilir: “Zaten benden hoşlanmadığını biliyordum.” Burada beklenti, davranışı etkileyerek kendi doğrulanmasına katkıda bulunmuştur. Bu süreç kendini gerçekleştiren kehanet kavramıyla açıklanabilir.
Bir beklenti, kişinin davranışlarını değiştirdiğinde ve bu davranışlar çevreden benzer bir karşılık doğurduğunda, başlangıçtaki beklenti gerçeğe dönüşmüş gibi görünebilir. Ancak bu durum, kişinin düşündüğü her şeyin gerçekleşeceği anlamına gelmez. Beklenti ile gerçeklik arasındaki ilişki karmaşıktır; çevresel koşullar, kişinin becerileri ve olayın kendisi hâlâ belirleyicidir.
Klinik açıdan önemli olan noktalardan biri de beklentilerin özellikle kaygı ile birlikte nasıl çalıştığıdır. Kaygılı bir kişi gelecekte gerçekleşebilecek olumsuz bir olayı yalnızca zihinsel olarak düşünmez; aynı zamanda bu ihtimali gerçekleşmeye çok yakınmış gibi yaşayabilir. “Toplum içinde konuşursam rezil olurum” düşüncesi, kişinin konuşma sırasında bedenindeki değişimleri daha fazla izlemesine, hata yapma ihtimaline odaklanmasına ve dikkatinin konuşmanın içeriğinden uzaklaşmasına neden olabilir.
Performansın gerçekten düşmesi halinde ise kişi bunu “korktuğum şey oldu” şeklinde yorumlayabilir. Bu noktada beklenti ile öngörü arasındaki farkı ayırmak önemlidir. Beklenti, geleceği kesin olarak bilmek değildir.
Ancak zihnimiz bazen olasılıkları kesinlik gibi ele alabilir. “Başaramayabilirim” ile “kesinlikle başarısız olacağım” arasında psikolojik açıdan önemli bir fark vardır. İlk ifade belirsizliğe alan bırakırken, ikincisi kişinin dikkatini yalnızca başarısızlığı destekleyen işaretlere yöneltebilir.
Bu nedenle psikolojik danışmanlık sürecinde amaç her zaman “olumlu düşünmeyi” öğretmek değildir. Gerçekçi olmayan olumlu düşünceler de kişinin yaşadığı deneyimle çatışabilir. Daha işlevsel olan, kişinin beklentilerini fark etmesi ve onları sorgulayabilmesidir: “Şu anda ne olacağını tahmin ediyorum?”, “Bu tahminimi hangi kanıtlara dayandırıyorum?”, “Başka hangi sonuçlar mümkün?” Bu sorular, zihnin tek bir senaryoya kilitlenmesini engelleyebilir.
Beklentilerimizi tamamen ortadan kaldırmamız mümkün değildir; hatta beklentiler yaşamı anlamlandırmamız ve geleceğe hazırlanabilmemiz için gereklidir. Sorun beklenti sahibi olmak değil, beklentiyi gerçekliğin kendisiyle karıştırmaktır. Belki de bu nedenle psikolojik açıdan önemli soru “Ne olacak?” kadar “Ne olacağını düşünürken neyi değiştiriyorum?” sorusudur.
Çünkü bazen geleceği tahmin etmeye çalışırken, farkında olmadan gelecekte yaşayacağımız deneyimin koşullarını bugünden hazırlamaya başlarız. Zihnimiz gerçeği tek başına yaratmaz; fakat gerçeği nasıl algıladığımızı, ona nasıl karşılık verdiğimizi ve yaşadıklarımızdan ne anlam çıkardığımızı önemli ölçüde şekillendirir.
