Salı, Ağustos 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Maskeli Depresyon: İyi Görünmenin Bedeli

Maskeli Depresyon: İyi Görünmenin Bedeli

Giriş

İnsanların günlük yaşam içinde yerine getirdiği rutinler, ruhsal durumları hakkında her zaman yeterli bilgi vermez. İşe gitmek, çocukla ilgilenmek, sosyal ilişkileri sürdürmek, evin sorumluluklarını yerine getirmek ve çevreyle iletişim kurmak kişinin işlevselliğinin sürdüğünü gösterebilir; ancak bu işlevselliğin kişinin iç dünyasında nasıl bir karşılığı olduğunu tek başına açıklamaz.

Depresyon söz konusu olduğunda bu ayrım önemlidir. Amerikan Psikiyatri Birliği, depresyonu duygu durumunun yanı sıra düşünme, davranış ve dünyayı algılama biçimini etkileyebilen ciddi bir ruhsal bozukluk olarak tanımlamaktadır (American Psychiatric Association [APA], 2022). Bununla birlikte depresif belirtilerin ortaya çıkması ile kişinin bütün günlük rollerini kaybetmesi aynı şey değildir.

Bu nedenle bir kişinin hayatını sürdürüyor olması, ruhsal açıdan iyi olduğu sonucunu tek başına vermez. İşlevselliğin korunması, kişinin yaşadığı içsel güçlüğün düzeyi hakkında ayrıca değerlendirme yapılmasını gerektirebilir.

Depresyon Her Zaman Dışarıdan Göründüğü Gibi Değildir

“High-functioning depression” ifadesi, depresif belirtiler yaşarken sosyal ve mesleki sorumluluklarını sürdüren kişileri tanımlamak için klinik ve popüler yazında kullanılmaktadır. Ancak bu ifade DSM-5-TR’de bağımsız bir tanı değildir; dolayısıyla ayrı bir depresyon türü gibi ele alınmamalıdır (APA, 2022).

Buradaki önemli nokta işlevsellik ile belirti yükünün birbirinden ayrılmasıdır. Bir kişinin işe gitmesi, ebeveynlik sorumluluklarını yerine getirmesi veya sosyal ilişkilerini sürdürmesi depresyon yaşamadığını göstermeye yetmez. Depresyon tanısı belirli belirtilerin süre, sayı ve işlevsel etkileriyle birlikte klinik olarak değerlendirilmesini gerektirir (APA, 2022).

Bu nedenle klinik görüşmede “Ne yapabiliyor?” sorusunun yanında “Bunları ne kadar zorlanarak yapıyor?” sorusu da anlamlıdır. İkinci soru tanı koydurmaz; fakat kişinin görünen işlevselliğinin ardındaki deneyimi anlamaya yardımcı olabilir.

Depresyonu Gizlemek: Maske Artık Araştırmanın Konusu

“Maskeli depresyon” uzun süredir kullanılan bir ifade olsa da bu kavram DSM-5-TR’de bağımsız bir tanı değildir. Güncel araştırmalar ise depresif belirtilerin başkalarından gizlenmesi veya depresyonda değilmiş izlenimi oluşturulması gibi davranışları ayrıca incelemeye başlamıştır.

Brown (2025), depresif belirtileri kamufle etme davranışını değerlendirmek amacıyla Camouflaging Depression Scale’i geliştirmiş ve farklı düzeylerde depresyon yaşayan 292 kişide ölçeği uygulamıştır. Çalışmada kamufle etme davranışı ile depresyon, psikolojik sıkıntı, yorgunluk ve içselleştirilmiş damgalanma arasında ilişkiler bildirilmiştir. Bu bulgu, depresif belirtileri gizleme davranışının araştırılabilir bir olgu olduğunu göstermektedir; ancak çalışmanın kesitsel yapısı nedeniyle bu ilişkiler nedensellik olarak yorumlanamaz (Brown, 2025).

Bu noktada “maske” kavramını yalnızca edebî bir benzetme olarak kullanmak yerine, kişinin yaşadığı belirtileri çevresinden gizlemek için gösterdiği davranışsal çabalar üzerinden düşünmek daha bilimsel bir zemine oturur.

Güçlü Olmak Bir Baş Etme Biçimine Dönüştüğünde

Güçlü görünmek bazı kişiler için yalnızca bir kişilik özelliği değil, uzun yıllar boyunca kullanılan bir baş etme biçimi olabilir. Ancak bu ifade klinik bir genelleme olarak değil, kişinin yaşam öyküsü ve baş etme biçimleri değerlendirilerek ele alınması gereken bir olasılık olarak düşünülmelidir.

Depresif belirtiler arasında enerji azalması veya yorgunluk, değersizlik ya da aşırı suçluluk, düşünme ve konsantrasyonda güçlük, uyku ve iştah değişiklikleri ile ilgi veya haz kaybı bulunabilir (APA, 2022). Bu belirtiler kişinin günlük sorumluluklarını tamamen bırakmasına yol açmadan da görülebilir.

Dolayısıyla “Hayatımı sürdürüyorum, o halde ciddi bir sorun yok” biçimindeki çıkarım bilimsel açıdan güvenilir değildir. Tanı, yalnızca kişinin ne kadar iş yaptığına göre değil, belirtilerin bütünü, sürekliliği, şiddeti ve işlev üzerindeki etkileri dikkate alınarak konur (APA, 2022).

Depresyondaki Kişi Sadece Kendini mi Düşünür?

Depresyonla ilgili gündelik konuşmalarda kişinin kendisine fazla odaklandığı ve sürekli kendisini düşündüğü yönünde yorumlar yapılabiliyor. Araştırmalar ise bu ilişkiyi daha dikkatli ele alıyor.

Mor ve Winquist (2002), kendine odaklanma ile negatif duygulanım arasındaki ilişkiyi 226 etki büyüklüğünü içeren bir meta-analizle incelemiş ve genel olarak kendine odaklanma ile negatif duygulanım arasında ilişki bulunduğunu bildirmiştir. Bununla birlikte araştırmacılar, bu ilişkinin farklı koşullara göre değiştiğini de göstermiştir. Dolayısıyla “kendine odaklanmak depresyona yol açar” gibi doğrudan bir nedensellik cümlesi bu meta-analizin bulgusunu aşar.

Klinik açıdan daha anlamlı ayrım, öz-farkındalık ile ruminatif düşünme arasındadır. Kişinin ne hissettiğini fark etmesi ile aynı olumsuz düşünceleri tekrar tekrar değerlendirerek bir çıkış yolu bulamaması aynı zihinsel süreç değildir. Mor ve Winquist’in (2002) bulguları da kendine odaklanmanın bağlama göre farklı sonuçlarla ilişkili olabileceğini göstermektedir.

Dikkatin Yönü Değiştiğinde

Depresyonda dikkat süreçlerinin nasıl etkilendiği son yıllarda yeniden ele alınan araştırma konularından biri. Hur ve arkadaşlarının (2026) sistematik derleme ve meta-analizi, majör depresif bozukluğu olan yetişkinlerde seçici dikkati inceleyen 87 çalışmayı değerlendirdi. Araştırmacılar, çalışmaların önemli bir bölümünde depresyon grubuyla kontrol grubu arasında dikkat performansı açısından farklılıklar bulunduğunu ve negatif uyaranlara yönelik dikkat yanlılığının birçok çalışmada raporlandığını bildirdi.

Bununla birlikte aynı çalışma, negatif dikkat yanlılığının her görev ve koşulda aynı biçimde ortaya çıkmadığını vurgulamaktadır. Bu nedenle “depresyondaki herkes olumsuz şeylere daha fazla dikkat eder” şeklinde genelleyici bir ifade kullanmak araştırmanın bulgularını aşar. Daha doğru ifade, depresyonda seçici dikkat süreçlerinde farklılıklar ve bazı koşullarda negatif uyaranlara yönelik yanlılık bildirildiğidir (Hur et al., 2026).

Bu ayrım yazının konusu açısından da önemlidir. Dışarıdan günlük işlerini sürdüren bir kişinin dikkat süreçlerinde veya zihinsel yaşantısında depresyonla ilişkili değişiklikler bulunması, yalnızca gözlenen davranışlara bakarak ruhsal durum hakkında kesin bir sonuca varılamayacağını gösterir.

Üretkenlik İyilik Halinin Kanıtı Değildir

Günlük yaşamda üretkenlik ile iyi olma hali kolaylıkla birbirine eşitlenebiliyor. Oysa klinik değerlendirme açısından kişinin çalışıyor olması veya sorumluluklarını yerine getirmesi, depresif belirtilerin bulunmadığını göstermeye yetmez.

APA’nın DSM-5-TR’ye dayanan tanı çerçevesinde majör depresif epizod değerlendirilirken depresif duygu durum veya ilgi ve haz kaybının yanı sıra enerji, uyku, iştah, psikomotor değişiklikler, değersizlik veya suçluluk, konsantrasyon güçlüğü ve ölüm düşünceleri gibi belirtiler dikkate alınır; ayrıca belirtilerin klinik olarak anlamlı sıkıntı veya işlev kaybıyla ilişkili olması gerekir (APA, 2022).

Bu nedenle kişinin “çalışabiliyorum” demesi klinik değerlendirmeyi sonlandıran bir bilgi değildir. Aynı şekilde “çalışamıyorum” demesi de tek başına depresyon tanısı koydurmaz. İşlevsellik, belirtilerle birlikte değerlendirilmesi gereken boyutlardan biridir.

Tükenmişlik (burnout) mi, Depresyon mu?

Tükenmişlik (burnout) ve depresyon arasında belirtiler bakımından örtüşmeler bulunabilir; ancak kavramlar eş anlamlı değildir. Dünya Sağlık Örgütü, burnout’u Uluslararası Hastalık Sınıflandırması ICD-11 kapsamında bir tıbbi durum olarak değil, özellikle kronik işyeri stresinin başarıyla yönetilememesi sonucunda ortaya çıkan mesleki bir olgu olarak tanımlamaktadır (World Health Organization [WHO], 2019).

Depresyon ise yalnızca iş yaşamıyla sınırlı olmayan, farklı yaşam alanlarını etkileyebilen bir ruhsal bozukluktur (APA, 2022). Bu nedenle kişinin işten uzaklaştığında nasıl hissettiği, ilgi ve haz kaybının yalnızca işle sınırlı olup olmadığı ve diğer yaşam alanlarında depresif belirtilerin devam edip etmediği klinik ayrım açısından önem taşır.

Burnout ile depresyon arasındaki ilişki güçlü olsa da iki kavramın birbirinin yerine kullanılması tanısal değerlendirmeyi basitleştirir. Bir kişinin “tükendim” demesi, yaşadığı durumun otomatik olarak burnout veya depresyon olduğu anlamına gelmez.

Üzüntüden Daha Sessiz Bir Belirti: Anhedoni

Depresyonu yalnızca üzüntü üzerinden değerlendirmek önemli bir belirtinin gözden kaçmasına yol açabilir: anhedoni. İlgi veya haz kaybı, majör depresif epizodun temel belirtilerinden biridir ve tanısal değerlendirmede depresif duygu durumla birlikte merkezi bir yere sahiptir (APA, 2022).

Bu nedenle kişinin “çok üzgün değilim” demesi depresif belirtilerin bulunmadığını göstermeyebilir. Kişi sosyal ilişkilerini sürdürebilir, tatile çıkabilir veya işinde başarılı olabilir; buna rağmen daha önce ilgi duyduğu etkinliklerden eskisi kadar haz alamayabilir. Burada önemli olan, bu deneyimin sürekliliği, diğer belirtilerle birlikte ortaya çıkıp çıkmadığı ve kişinin işlevselliğini nasıl etkilediğidir (APA, 2022).

Klinik açıdan “Mutlu musun?” sorusunun yanında “Eskiden sana iyi gelen şeylerden hâlâ aynı ölçüde keyif alıyor musun?” sorusu, kişinin öznel deneyimini anlamak için yararlı bir soru olabilir.

Maskeyi Çıkarmak Tanı Koymak Değildir

Depresif belirtileri gizlemek veya dışarıya farklı bir ruhsal durum göstermek, Brown’ın (2025) çalışmasında ölçülebilen bir davranış alanı olarak ele alınmıştır. Ancak bu davranışın varlığı tek başına depresyon tanısı anlamına gelmez. Aynı şekilde dışarıdan “güçlü” veya “neşeli” görünmek de depresyonun bulunmadığını göstermez.

Bu nedenle klinik görüşmede kişinin yalnızca ne yaptığına değil, belirtilerini nasıl deneyimlediğine ve günlük yaşamını hangi koşullarda sürdürdüğüne bakmak gerekir. “Ne zamandır böyle hissediyorsun?”, “Dinlenmek işe yarıyor mu?”, “Eskiden keyif aldığın şeylere karşı ilgin değişti mi?” ve “Günlük sorumluluklarını yerine getirirken ne kadar zorlanıyorsun?” gibi sorular değerlendirme sürecine veri sağlayabilir; ancak hiçbir soru tek başına tanı koydurmaz.

Depresyon klinik değerlendirme gerektiren bir ruhsal bozukluktur ve “maskeli depresyon” DSM-5-TR’de bağımsız bir tanı değildir (APA, 2022). Bu nedenle kavramı kullanırken hem bilimsel sınırlarını hem de günlük dilde taşıdığı anlamı birbirinden ayırmak gerekir.

Güçlü Görünen İnsanlara Daha Dikkatli Bakmak

Bir insanın günlük yaşamını sürdürebiliyor olması, ruhsal olarak zorlanmadığını göstermez. Bununla birlikte bunun tersini söylemek de doğru değildir: İşlevsel görünen herkesin depresyon yaşadığını düşünmek de bilimsel bir yaklaşım olmaz.

Asıl mesele, gözlenen davranış ile kişinin öznel deneyimi arasındaki farkı fark edebilmektir. Depresyon tanısı belirti örüntüsünün klinik değerlendirilmesini gerektirir (APA, 2022). Depresif belirtileri gizleme veya kamufle etme davranışları ise yeni araştırmalarla daha ayrıntılı biçimde incelenmektedir (Brown, 2025).

Bu nedenle ruh sağlığı alanında “Çalışıyor, gülüyor, ailesiyle ilgileniyor; demek ki iyi” biçimindeki hızlı çıkarımlar kadar “Güçlü görünüyor; kesinlikle depresyonunu gizliyor” biçimindeki çıkarımlar da sorunludur.

Bir insanın güçlü görünmesi, desteğe ihtiyacı olmadığı anlamına gelmez. Aynı şekilde güçlü görünmesi tek başına depresyonda olduğu anlamına da gelmez. Klinik bakış, görünen davranışın ötesine geçerek belirtilerin niteliğini, süresini, şiddetini, işlevsel etkisini ve kişinin kendi deneyimini birlikte değerlendirmeyi gerektirir.

Sonuç: Maskenin Ardındaki İşlevselliği Görmek

Depresyonu yalnızca dışarıdan fark edilen çökkünlük, ağlama ya da günlük sorumlulukların kaybı üzerinden değerlendirmek, ruhsal belirtilerin daha az görünür biçimlerini gözden kaçırabilir. Bununla birlikte “maskeli depresyon” veya “high-functioning depression” ifadelerini bağımsız klinik tanılar gibi kullanmak da doğru değildir; DSM-5-TR’nin tanısal çerçevesi belirtilerin niteliğini, süresini, şiddetini ve klinik açıdan anlamlı sıkıntı ya da işlev kaybıyla ilişkisini birlikte değerlendirmeyi gerektirir (American Psychiatric Association [APA], 2022).

Güncel araştırmalar, depresif belirtilerin çevreden gizlenmesi veya depresyonda değilmiş izlenimi oluşturulması gibi davranışların ayrıca incelenebileceğini gösteriyor. Brown’ın (2025) çalışmasında geliştirilen Camouflaging Depression Scale, depresyon yaşayan bireylerde bu davranışları ölçmeye yönelik ilk araçlardan biri olarak sunulurken, kamufle etme puanlarının depresyon, psikolojik sıkıntı, yorgunluk ve içselleştirilmiş damgalanma ölçümleriyle ilişkili olduğu bildirildi. Bu bulgular, “iyi görünmenin” her zaman iyi olma halinin yeterli göstergesi olmadığını düşündürmek için güçlü bir zemin sağlıyor; ancak tek başına tanısal bir ölçüt oluşturmuyor (Brown, 2025).

Bu nedenle klinik ve toplumsal düzeyde daha dikkatli bir bakışa ihtiyaç var. Bir kişinin işe gitmesi, ailesiyle ilgilenmesi, sosyal ilişkilerini sürdürmesi veya dışarıdan neşeli görünmesi ruhsal açıdan zorlanmadığını kanıtlamaz; aynı davranışlar tek başına gizli bir depresyonun kanıtı da değildir. Asıl değerlendirme, kişinin belirtilerini nasıl yaşadığına, bu belirtilerin ne kadar süredir devam ettiğine, yaşamının farklı alanlarına nasıl yayıldığına ve günlük işlevlerini hangi bedelle sürdürdüğüne odaklanmalıdır (APA, 2022).

Belki de maskeli depresyon hakkında konuşurken en önemli nokta budur: amaç, herkesin arkasında görünmeyen bir depresyon aramak değil; ruhsal sıkıntıyı yalnızca görünür hale geldiğinde ciddiye almamayı öğrenmektir. Bir kişinin yardım istemesi için hayatının tamamen durması gerekmez. Ruhsal iyilik hali, yalnızca sorumlulukları sürdürebilmekten değil, kişinin kendi yaşamıyla kurduğu ilişkinin niteliğinden de anlaşılır.

Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.; DSM-5-TR). American Psychiatric Association Publishing. https://doi.org/10.1176/appi.books.9780890425787.
  • Brown, S. (2025). Camouflaging depression. Discover Mental Health, 5, 71. https://doi.org/10.1007/s44192-025-00200-x
  • Hur, J. K., Ho, N. C. W., Maslej, M. M., Andrews, P. W., Butters, M. A., Milliken, B., & Mulsant, B. H. (2026). Selective attention in adults with major depressive disorder: A systematic review and meta-analysis of task-specific differences and negative bias. Comprehensive Psychiatry, 148, 152720. https://doi.org/10.1016/j.comppsych.2026.152720
  • Mor, N., & Winquist, J. (2002). Self-focused attention and negative affect: A meta-analysis. Psychological Bulletin, 128(4), 638–662. https://doi.org/10.1037/0033-2909.128.4.638
  • World Health Organization. (2019, May 28). Burn-out an “occupational phenomenon”: International Classification of Diseases https://www.who.int/news/item/28-05-2019-burn-out-an-occupational-phenomenon-international-classification-of-diseases
Ayşegül Akgün Sütcü
Ayşegül Akgün Sütcü
Uzm. Psk. Ayşegül Akgün Sütcü, Beykent Üniversitesi Psikoloji mezunu olup yüksek lisansını İstanbul Arel Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Fransız Lape Hastanesi ve Harika Psikoloji’de staj yapmış; BDT, MMPI gibi alanlarda eğitim almıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar