Herkesin Yanında Aynı Kişi Değiliz: Peki Hangisi Gerçek Biz?
Hiç düşündünüz mü?
Ailenizin yanındayken olduğunuz kişiyle arkadaşlarınızın yanındaki kişi gerçekten aynı mı?
Bir arkadaşınızla saatlerce konuşurken oldukça rahat, esprili ve dışa dönük olabilirsiniz. Fakat yeni tanıştığınız insanların arasında daha sessiz kalabilirsiniz. Ailenizin yanında ise bambaşka bir tarafınız ortaya çıkabilir.
Aslında bunu günlük hayatımızda fark etmeden hepimiz yaşıyoruz. Bazen bir insanın yanında saatlerce konuşabilirken başka birinin yanında söyleyeceğimiz cümleyi bile birkaç kez düşünüyoruz.
Peki bu durumda kendimize şu soruyu sormamız gerekmiyor mu?
“Ben aslında hangisiyim?”
Belki de bu sorunun düşündüğümüz kadar basit bir cevabı yoktur.
Çünkü insan, her ortamda aynı davranmak zorunda değildir. Hatta farklı ilişkiler ve farklı ortamlar, benliğimizin farklı yönlerini ortaya çıkarabilir.
Her Ortamda Aynı Davranmak Zorunda mıyız?
Günlük hayatımızda kendimizi çoğu zaman tek ve değişmez bir kişilik gibi düşünürüz.
“Sakin biriyim.”
“Çok sosyal biriyim.”
“Ben utangaç bir insanım.”
“Ben insanlara karşı mesafeliyim.”
Kendimizi birkaç kelimeyle tanımlamaya alışkınız.
Fakat insan davranışları yalnızca kişilik özelliklerinden ibaret değildir. İçinde bulunduğumuz ortam, birlikte olduğumuz insanlar ve o anda önem verdiğimiz şeyler de nasıl davrandığımızı etkileyebilir.
Bir iş görüşmesinde daha kontrollü davranırken yakın arkadaşımızla çok daha rahat olabiliriz. Kalabalık bir ortamda sessiz kalırken sevdiğimiz insanların yanında saatlerce konuşabiliriz.
Bu durum, iki farklı insan olduğumuz anlamına gelmez.
Daha çok, benliğimizin farklı yönlerinin farklı koşullarda öne çıkabildiğini gösterir.
Peki “Gerçek Ben” Hangisi?
Belki de bizi en çok düşündüren soru bu.
“Arkadaşlarımın yanındaki ben mi gerçek, yoksa ailemin yanındaki ben mi?”
Aslında ikisini birbirinden ayırmak zorunda değiliz.
Çünkü benliğimizi yalnızca tek bir davranış biçimine indirgemek mümkün olmayabilir.
Bir insan hem sakin hem eğlenceli olabilir. Hem yalnız kalmayı seven hem de bazı insanlarla oldukça sosyal olabilir. Hem güçlü görünürken hem de bazı ilişkilerinde hassas davranabilir.
Bu özelliklerin birbirini dışlaması gerekmez.
Bazen “gerçek ben” arayışımız, kendimizi tek bir kalıba sokmamıza neden olabilir. Oysa hepimizin birbirinden farklı yönleri var. Bence önemli olan da bu yönlerin hangisinin “gerçek” olduğunu seçmekten çok, onları tanıyabilmek.
Çünkü insanın farklı yönlerinin bulunması tutarsızlık değil, psikolojik yapının doğal bir parçası olabilir.
Değişiyor muyuz, Yoksa Kendimizi mi Gösteriyoruz?
Burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor.
Bir ortama uyum sağlamak ile kendimizden tamamen uzaklaşmak aynı şey değildir.
Örneğin yeni tanıştığımız biriyle ilk başta daha ölçülü konuşmamız oldukça doğal olabilir. Karşımızdaki kişiyi tanıdıkça daha rahat davranmaya başlayabiliriz.
Bu süreçte “rol yapıyor” olduğumuzu söylemek zorunda değiliz.
Çünkü sosyal yaşamın kendisi zaten belirli ölçülerde uyum sağlamayı gerektirir.
Nasıl konuştuğumuz, ne kadar kişisel bilgi paylaştığımız veya hangi davranışları gösterdiğimiz içinde bulunduğumuz ilişkiye göre değişebilir.
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta, bu değişimin bizi ne kadar zorladığıdır.
Eğer bir ortamda sürekli olarak kendimizi kontrol ediyor, söyleyeceğimiz her cümleyi düşünüyor ve kabul görmek için olduğumuz kişiden uzaklaşıyorsak burada farklı bir durumdan söz edebiliriz.
“Beni Gerçekten Tanısalar Ne Düşünürlerdi?”
Bazen insanların yanında kendimiz gibi davranamamamızın altında reddedilme ya da kabul edilmeme korkusu bulunabilir.
“Bunu söylersem hakkımda ne düşünür?”
“Böyle davranırsam beni garip bulurlar mı?”
“Beni olduğum gibi kabul ederler mi?”
Bu sorular zihnimizde arttıkça, davranışlarımızı sürekli dışarıdan izlemeye başlayabiliriz.
Bir süre sonra yalnızca karşımızdaki insanı değil, kendimizi de izlemeye başlarız.
Nasıl konuşuyorum?
Nasıl görünüyorum?
Fazla mı konuştum?
Acaba yanlış mı anlaşıldım?
Bazen bunu fark etmek bile yorucu olabilir. Çünkü sohbetin içinde olmak yerine, nasıl göründüğümüzü düşünmeye başlayabiliriz.
Bu durum zaman zaman hepimizin yaşayabileceği sosyal bir hassasiyet olabilir. Ancak kişinin kendisini sürekli olarak başkalarının bakışı üzerinden değerlendirmesi, kendi ihtiyaçlarını ve duygularını fark etmesini zorlaştırabilir.
Kendimizi Başkalarının Yanında Farklı Hissetmemizin Bir Nedeni de İlişkilerimiz
İnsan benliği tamamen sosyal çevreden bağımsız değildir.
Hayatımızdaki bazı insanlar, kendimizle ilgili belirli özellikleri daha görünür hâle getirebilir.
Örneğin bir arkadaşımızın yanında daha cesur hissedebiliriz. Bazı insanların yanında daha çekingen olabiliriz. Bir yakınımızla konuşurken daha duygusal bir tarafımız ortaya çıkabilir.
Aslında çevremizde “Yanında kendim gibi hissediyorum.” dediğimiz insanların olması da bunun güzel bir örneği.
Bunun nedeni, o insanların bizde farklı ilişki deneyimlerini ve kendilik bilgilerini harekete geçirmesi olabilir.
Yani bazen “Bu insanın yanında neden böyle oluyorum?” sorusunun cevabı yalnızca karşımızdaki kişide değil, o ilişki içinde ortaya çıkan benlik yönümüzde de olabilir.
Peki Kendimizi Ne Kadar Tanıyoruz?
Belki de kendimizi tanımak, “Ben nasıl bir insanım?” sorusuna tek bir cevap vermek değildir.
Daha doğru soru belki de şudur:
“Ben hangi koşullarda nasıl birine dönüşüyorum?”
Hangi insanların yanında rahatlıyorum?
Ne zaman daha fazla konuşuyorum?
Hangi ortamlarda kendimi geri çekiyorum?
Ne zaman sınırlarımı daha kolay koruyabiliyorum?
Kimlerin yanında kendimi sürekli kanıtlamak zorunda hissediyorum?
Bu sorular, kendimizi tek bir sıfatla tanımlamaktan çok daha fazla şey söyleyebilir.
Çünkü bazen kendimizle ilgili bildiğimizi sandığımız özellikler, aslında belirli koşullarda ortaya çıkan davranışlarımızdan ibarettir.
Belki de kendimizi tanımaya çalışırken yalnızca “Ben kimim?” diye sormak yerine, “Ben kimlerin yanında nasıl hissediyorum?” sorusunu da sormalıyız.
Kendimizden Uzaklaşmak ile Kendimizin Farklı Yönlerini Yaşamak Aynı Şey Değil
Herkesin yanında aynı kişi olmamak başlı başına bir problem değildir.
Aksine, farklı ilişkilerde farklı yönlerimizin ortaya çıkması insan olmanın doğal bir parçası olabilir.
Sorun, bu değişimin kendimizi sürekli saklamak zorunda hissettiğimiz bir hâle gelmesiyle başlayabilir.
Eğer bir ilişkide sürekli olarak “Nasıl görünmeliyim?” diye düşünüyorsak, “Ben ne hissediyorum?” sorusunu duymakta zorlanabiliriz.
Bu nedenle kendimize zaman zaman şu soruyu sormak önemli olabilir:
“Bu insanın yanında gerçekten değişiyor muyum, yoksa kendimi korumak için kendimden uzaklaşıyor muyum?”
Bu ikisi arasındaki farkı fark etmek, kendimizi daha iyi anlamamız için önemli bir başlangıç olabilir.
Belki de Tek Bir “Gerçek Ben” Yoktur
Belki de yıllardır kendimize yanlış bir soru soruyoruz.
“Gerçek ben hangisi?”
Belki de bunun tek bir cevabı yok.
Arkadaşlarının yanında kahkahalar atan kişi de biziz. Ailesinin yanında daha sessiz olan kişi de. Yeni bir ortamda çekingenleşen kişi de. Kendini güvende hissettiğinde ortaya çıkan daha cesur tarafımız da.
Bunlardan yalnızca birini seçip “Gerçek olan bu.” demek zorunda değiliz.
Çünkü insanın farklı hâlleri olması, kendisiyle çeliştiği anlamına gelmiyor.
Belki de kendimizi tanımak, içimizde tek bir kişiyi bulmak değil; kendimizin farklı hâllerini birbirine düşman etmeden kabul edebilmektir.
Ve belki büyümek biraz da şunu fark etmektir:
Her ortamda aynı kişi olmak zorunda değiliz. Yeter ki farklı hâllerimizin hiçbirinde kendimizi tamamen kaybetmeyelim.
Kaynakça
- Kaynakça
- Andersen, S. M., & Chen, S. (2002). The relational self: An interpersonal social-cognitive theory. Psychological Review, 109(4), 619–645. https://doi.org/10.1037/0033-295X.109.4.619
- Cross, S. E., Hardin, E. E., & Gercek-Swing, B. (2011). The what, how, why, and where of self-construal. Personality and Social Psychology Review, 15(2), 142–179. https://doi.org/10.1177/1088868310373752
- Hards, E., Rathbone, C. J., Ellis, J. A., & Reynolds, S. (2024). “What is the self anyway?” Towards a more parsimonious conceptualisation of the self: A review. New Ideas in Psychology, 74, 101080. https://doi.org/10.1016/j.newideapsych.2024.101080
- McConnell, A. R. (2011). The multiple self-aspects framework: Self-concept representation and its implications. Personality and Social Psychology Review, 15(1), 3–27. https://doi.org/10.1177/1088868310371101
- Showers, C. J., & Zeigler-Hill, V. (2007). Compartmentalization and integration: The evaluative organization of contextualized selves. Journal of Personality and Social Psychology, 92(5), 1181–1204. https://doi.org/10.1037/0022-3514.92.5.1181


