Bir işi yapmak yorucudur. Ancak çoğu zaman asıl yorucu olan, o işi yapmadan çok önce düşünmeye başlamaktır.
Daha gözümüzü açar açmaz zihnimiz çoğu zaman çoktan çalışmaya başlamıştır. Yapılacaklar birbiri ardına belirir; cevaplanacak mesajlar, ertelenen işler, unutulmaması gereken ayrıntılar… Gün daha başlamadan zihnimiz çoktan mesaisine çıkmıştır.
Bu nedenle günün sonunda hissettiğimiz yorgunluğu her zaman yaptığımız işlerin miktarıyla açıklayamayız. Çünkü zihnimiz yalnızca yaptığımız işlerle değil; henüz tamamlanmamış, planladığımız ya da unutmamaya çalıştığımız sorumluluklarla da meşguldür.
Bizi yoran çoğu zaman sorumlulukların sayısı değil, onları gün boyunca zihnimizde taşımaktır.
Son yıllarda psikoloji alanında giderek daha fazla ilgi gören zihinsel yük kavramı da tam olarak bu görünmeyen zihinsel emeği ifade eder. İlk bakışta yalnızca günlük yaşamın yoğunluğuyla ilgili gibi görünse de, terapi odasında zihinsel yükün çoğu zaman çocuklukta üstlenilen rollerle, sorumluluklara bakış biçimimizle ve yakın ilişkilerimizde kurduğumuz dinamiklerle yakından ilişkili olduğunu görüyoruz.
Zihinsel Yük Nedir?
Zihinsel yük, yalnızca yapılacak işlerin fazla olması değildir. Asıl yük; o işleri planlamak, organize etmek, takip etmek, hatırlamak ve hiçbir aksaklık yaşanmaması için zihinde sürekli canlı tutmaktır.
Bir işi yapmak ile o işin sorumluluğunu zihinde taşımak aynı şey değildir.
Örneğin market alışverişine gitmek tek başına bir görevdir. Ancak evde neyin eksildiğini fark etmek, alışveriş listesini hazırlamak, uygun zamanı planlamak, bütçeyi hesaplamak ve hiçbir şeyi unutmamaya çalışmak da görünmeyen bir emek gerektirir.
Benzer şekilde bir yöneticinin ekibindeki işleri takip etmesi, bir ebeveynin çocuğunun okul sürecini planlaması ya da aile içinde sağlık randevularını organize eden kişinin tüm ayrıntıları aklında tutması da zihinsel yükün günlük yaşamdaki örnekleridir.
Zihinsel yükün en zorlayıcı taraflarından biri de görünmez olmasıdır. İnsanlar çoğu zaman yapılan işi fark eder; o işin arkasındaki planlamayı, hatırlamayı ve sürekli düşünmeyi ise görmez.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Zihinsel yük, sürekli olumsuz düşünmek ya da geçmiş olayları zihinde tekrar tekrar canlandırmak değildir. Daha çok, günlük yaşamın sorumluluklarını sürdürebilmek için zihnin kesintisiz biçimde çalışmasıdır.
Kısacası zihinsel yük, çok fazla iş yapmaktan çok; çok fazla işi zihinde taşımaktan kaynaklanır.
Zihnimizi Asıl Yoran Ne?
Gün içinde zihnimiz yalnızca yaptığımız işlerle meşgul olmaz. Aynı anda planlar, hatırlar, karar verir ve bir aksilik yaşanmaması için sürekli hazırlık yapar. Bütün bunları yaparken kullandığı dikkat ve zihinsel enerji ise sınırsız değildir.
İşte bu yüzden günün sonunda fiziksel olarak çok yorulmamış olsak bile kendimizi tükenmiş hissedebiliriz. Çünkü yorgunluk yalnızca bedende hissedilmez; dikkatimizi, hafızamızı ve karar verme becerimizi kullanan zihinsel süreçler de zamanla tükenir.
Üstelik zihnimiz, tamamlanmamış sorumlulukları kolay kolay geride bırakamaz. Dinlenmeye çalışırken aklımıza aniden gelen “Onu aramayı unutmamalıyım.”, “O e-postayı cevaplamam gerekiyor.” ya da “Yarın bunu mutlaka halletmeliyim.” gibi düşünceler bunun günlük yaşamdaki en tanıdık örnekleridir. Bedenimiz dinlenirken bile zihnimiz yapılacakları gözden geçirmeyi sürdürebilir.
Bu nedenle birçok insan günün sonunda “Bugün çok iş yaptım.” demekten çok, “Kafam hiç durmadı.” diyerek yaşadığı yorgunluğu tarif eder.
Zihinsel yükü yorucu hâle getiren yalnızca sorumlulukların sayısı değildir. Asıl yorucu olan, yapılacakları sürekli akılda tutmaya çalışmaktır. Her şeyi hatırlamak, önceden düşünmek ve kontrol altında tutmaya çalışmak için harcanan görünmeyen çaba zamanla tükenmişlik hissini besleyebilir.
Çünkü zihinsel yük, yapılacak işlerden çok, yapılacakları sürekli akılda tutma çabasından beslenir.
Neden Bazı İnsanlar Bu Yükü Daha Fazla Hisseder?
Zihinsel yük yaşamın doğal bir parçasıdır. Hepimizin plan yapması, sorumluluklarını takip etmesi ve günlük yaşamını organize etmesi gerekir. Ancak aynı sorumluluklar herkes için aynı ağırlığı taşımaz.
Çoğu zaman belirleyici olan, yapılacak işlerin sayısından çok kişinin sorumluluklarla kurduğu ilişkidir.
Terapi odasında sık karşılaştığım ortak noktalardan biri, zihinsel yükü yoğun yaşayan kişilerin yalnızca kendi sorumluluklarını değil, çevrelerindeki insanların ihtiyaçlarını ve duygularını da farkında olmadan üstlenmeleridir. Bir aksilik yaşanmaması için önceden düşünmek, herkesin ihtiyaçlarını hatırlamak ya da olası sorunları daha ortaya çıkmadan çözmeye çalışmak zamanla kişinin doğal rolü hâline gelebilir.
Bu durumun kökeni bazen çocukluk deneyimlerine uzanabilir. Elbette zihinsel yükü yoğun yaşayan herkesin çocukluk öyküsü aynı değildir. Ancak erken yaşlarda üstlenilen roller, bazı kişiler için bu yükü daha yoğun yaşamalarına zemin hazırlayabilir.
Küçük yaşlardan itibaren ihtiyaçlarından çok sorumlulukları görülen, “Sen daha olgunsun.”, “Sen idare et.” ya da “Anneni üzme.” gibi mesajlarla büyüyen çocuklar, yetişkinlikte de çoğu zaman çevrelerindeki herkes için düşünen kişi olmaya devam edebilir. Böylece yalnızca kendi yaşamlarını değil, başkalarının yükünü de zihinsel olarak taşımaya başlayabilirler.
Benzer şekilde mükemmeliyetçilik ya da yoğun kontrol ihtiyacı da zihinsel yükü artırabilir. Bazı insanlar için her ayrıntıyı düşünmek yalnızca düzenli olmakla ilgili değildir. Kontrolü bıraktıklarında bir şeylerin ters gideceğine inanırlar. Bu nedenle zihinleri sürekli bir sonraki ihtimali hesaplamaya devam eder.
Bir süre sonra kişi, her şeyi düşünen ve her şeyin yolunda gitmesinden kendini sorumlu hisseden kişi olmayı kimliğinin bir parçası gibi yaşamaya başlayabilir. Bu rol zamanla kişinin kendini değerli hissettiği alanlardan birine dönüşebilir. Böyle olduğunda zihinsel yük yalnızca yapılacak işlerden değil, kişinin kendisini tanımlama biçiminden de beslenmeye başlar.
Belki de bu yüzden bazı insanlar günün sonunda yalnızca yorgun hissetmez; sanki bütün gün herkes adına düşünmüş gibi hisseder.
İlişkilerde Zihinsel Yük
İlişkilerde yaşanan bazı tartışmaların görünen nedeni unutulan bir alışveriş, yapılmayan bir ev işi ya da ertelenen bir randevu olabilir. Ancak daha derine indiğimizde, çoğu zaman tartışmanın asıl nedeni bunların hiçbiri değildir.
İlişkilerde zaman zaman biri “Söyleseydin yapardım.” derken, diğeri “Ben söylemek zorunda kalmak istemiyorum.” diyebilir. İlk bakışta konuşulan konu yapılmayan bir iş gibi görünse de, çoğu zaman asıl mesele o işin kendisi değildir. Asıl mesele, o işi sürekli hatırlama, planlama ve takip etme sorumluluğunun görünmez biçimde tek bir kişide toplanmasıdır.
Çiftlerle yapılan görüşmelerde çoğu zaman tartışmanın görünen nedeninden çok, altında yatan duygu dikkat çeker. Danışanlar yapılan işlerden çok, o işlerin sorumluluğunu sürekli tek başına üstlenmiş olmanın yarattığı yorgunluğu, yalnızlığı ve anlaşılmama hissini anlatırlar. Zihinsel yükü yoğun yaşayan kişiler, çoğu zaman “Her şeyi ben düşünmek zorunda kalıyorum.” duygusunu dile getirirler. Onları yoran yalnızca sorumluluklar değil; o sorumlulukların zihinsel takibini sürekli tek başına üstlenmiş olmalarıdır.
Üstelik zihinsel yük yalnızca romantik ilişkilerde karşımıza çıkmaz. Aile içinde bakım veren kişilerde, ebeveynlikte, iş yaşamında ya da bir grubun organizasyonunu üstlenen kişilerde de benzer bir örüntü görülebilir. Ortak nokta ise aynıdır: Yapılan işlerden çok, o işlerin görünmeyen sorumluluğunu taşıyan kişi zamanla tükenmeye başlar.
Zihni Hafifletmek Mümkün Mü?
Zihinsel yükü tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir. Hepimizin sorumlulukları, planları ve takip etmesi gereken pek çok işi var. Ancak bu yükü hafifletmek, her şeyi tek başına taşımak zorunda olmadığımızı fark etmekle başlayabilir.
Bazen çözüm daha fazla plan yapmak ya da daha verimli olmak değildir. Çözüm, her şeyi hatırlamak, önceden düşünmek ve her şeyin yolunda gitmesinden kendimizi sorumlu hissetmek zorunda olmadığımızı görebilmektir.
Elbette sorumluluk almak yaşamın doğal bir parçasıdır. Ancak sorumlulukların tamamını zihnimizde taşımak zorunda değiliz. Gerektiğinde paylaşabilmek, yardım isteyebilmek ve bazı şeylerin kusursuz olmak zorunda olmadığını kabul edebilmek de psikolojik iyi oluşun önemli bir parçasıdır.
Belki de kendimize sormamız gereken soru, “Bugün kaç iş yaptım?” değil, “Bugün zihnim neyi taşımak zorunda hissetti?” sorusudur.
Çünkü bazen bizi en çok yoran, yaptığımız işler değil; her şeyi tek başımıza taşımak zorunda hissettiğimiz o görünmeyen sorumluluktur.


