“O çok usludur.”, “Hiç sorun çıkarmaz.”, “Ağladığını bile görmedik.” Bir aile yemeğinde, kalabalık bir ortamda bulunduğumuzda aslında bu sözleri çok duyarız. Oturduğu masada saatlerce önüne konulan işle ilgilenen veya büyüklerinin sohbeti bitene kadar yerinden asla kıpırdamadan oturan o çocuk ortamın gizli kahramanı olur. Çevredekiler bu başarıyı takdir dolu bakışlarla ödüllendirir.
Neden Uslu Çocuk Kavramına Bu Kadar Bayılıyoruz?
Toplum olarak uslu çocuğu sevmemizin altında yatan pragmatik sebep konfordur. Uslu çocuk ebeveyn için daha az yorgunluk, öğretmen için kolay sınıf yönetimi, komşular için ise daha az gürültü demektir. Genel olarak çocukta uysallık üstün bir ahlak göstergesi veya mükemmel bir yetiştirilme tarzı olarak algılanır. Çocuğun sınırları zorlamaması, itiraz etmemesi ve her şeye uyum sağlaması sorunsuz bir gelişim olarak düşünülür.
Peki Uysal Olmak Her Zaman Sağlıklı Olmak Mıdır?
Yazımın asıl amacı hayranlık uyandıran sessizliğin ve aşırı uyumlu davranışların psikolojik arka planını anlamaya çalışmaktır. Bazı zamanlarda uslu dediğimiz çocuk aslında kendi ihtiyaçlarından vazgeçmiş, sevilmek için sorunsuz olması gerektiğine inanmış veya çatışmadan kaçınmak için kendi benliğini feda etmiş olabilir. Uyumlu olmak bir sosyal beceriyken aşırı uyumluluk çocuğun sesini kaybetmesi riskini taşıyabilir.
1. Uysallık mı Yoksa Bastırılmış Duygular mı?
Çocuğun her söylenene sorgusuzca “Tamam.” demesi her zaman içsel bir huzurun değil, bazen de hayatta kalma stratejinin sonucudur. Psikolojik bir perspektiften bakacak olursak bu durum genellikle onay ihtiyacı veya var olan sevgiyi kaybetme korkusuyla beslenebilir. Çocuk “Sorun çıkartırsam sevilmeyebilirim.”, “Annem babam üzülürse beni istemeyebilirler.” gibi derin bir reddedilme endişesi taşıyor olabilir.
Güvenli bağlanan bir çocuk, ebeveyninin sevgisinden emin olduğu için hayır demekten, sınırları test etmekten, öfkelenmekten çekinmez; Çünkü duygularını ifade etse de sevgi bağının kopmayacağını bilir. Oysa hiç sorun çıkartmayan çocukta gördüğümüz şey bir duygu regülasyonu (duygu yönetme) değil duygusal inhibisyon (duyguyu bastırma) olabilir. Çocuklarda duyguyu düzenleme becerisi, ebeveynin çocuğun zorlayıcı duygularını verdiği tepkilerle gelişir. Duyguları yok saydığımızda ise çocuğumuz sadece maske takmayı öğrenir.
2. Aşırı Uyumlu Olan Çocuk Profili
Aşırı uyumlu diye nitelendirdiğimiz çocukları genellikle “Hayır.” demekte zorlanan kendi isteklerini dile getirmekten kaçınan ve adeta görünmezlik maskesi takmaya çalışan bir profil olarak görürüz. Bu çocuklar genellikle çevresinde bulunan yetişkinlerin duygu durumlarını bir radar gibi tartarken onlara göre pozisyon almaya çalışırlar. Kendi ihtiyaçlarını bir kenara bırakırken başkalarının beklentilerine odaklanmaları zamanla sınır koyma güçlüğü, içsel kaygı, pasif agresif davranışlar gibi riskleri de beraberinde getirebilir.
Tabii ki her sakin çocuk risk altında değildir. Uysallık bazı çocukların doğal mizacıdır. Buradaki kritik ayrım, çocuğun uysallığı bir tercih olarak mı yoksa kendini ifade etmesinin yasaklandığı bir baskı durumuyla mı yaptığıdır. Çocuk rahatsız olduğu bir durumda bile itiraz edemiyorsa uysallık, onun için bir savunma mekanizması haline gelmiş olabilir.
3. Peki Ebeveynler ne Yapabilir?
Amacımız çocuklara uyumsuz hale getirmek değil onlara kendi seslerini duyurabilecekleri güvenli bir alan yaratmaktır. Bu güvenli alanı yaratmaya çalışırken çocuğunuzun duygularını etiketlemeyi, küçük seçimler sunmayı ve mükemmel olmasına izin vermeyi ihmal etmemeliyiz. Duyguların özgürce konuşulabildiği bir evde uslu çocuk maskesine ihtiyaç kalmaz; çünkü çocuk o evde olduğu gibi kabul edileceğini bilir.
Sonuç: Etiketlerin Ötesinde Bir Çocukluk
Dışarıdan kusursuz görünen “aşırı uyumlu” etiketi bazı zamanlarda sevilmek ve kabul görmek adına çocuğum kendi sesinden vazgeçtiği bir sessizliğin sonucu olabilir. Oysa sadece kurallara uyumak değil, sevincini, öfkesini, itirazlarını ve onayını korkusuzca ortaya koyabilmek bir çocuk için çok kıymetlidir.
Biz yetişkinler için ebeveynlik yolculuğunda asıl başarı evdeki sessizliği korumak değil, çocuğun duygusal dürüstlüğüne rehberlik edebilmektir. Çocuklarımızı sorun çıkarmaması bizim için bir hedef olmamalı; aksine hayal kırıklıklarını, hayırlarını bizimle paylaşabilecek kadar bize güvenmeleri asıl hedefimiz olmalıdır. Belki de asıl mesele çocuklarımızın sessizce uyum maskesi takması değil, güvenle kendileri olabilmeleridir.
Kaynakça
Miller, A. (1997). Yetenekli çocuğun dramı (The Drama of the Gifted Child). İstanbul: Çeşitli Yayınlar. Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. New York: Basic Books. Gottman, J., & DeClaire, J. (1997). Raising an Emotionally Intelligent Child. New York: Simon & Schuster. Siegel, D. J., & Bryson, T. P. (2011). The Whole-Brain Child. New York: Delacorte Press. Cüceloğlu, D. (1998). Geliştiren anne-baba. İstanbul: Remzi Kitabevi.


