En büyük kahramanınızın, aynı zamanda en derin yaranızın suçlusu olması zihni nasıl ikiye böler? Sevgi, sığınılacak bir liman mıdır; yoksa fırtınanın ta kendisi mi? Çocukluk, dünyayı tanımaya başladığımız ilk duraktır ve bu durakta baba figürü, bizi korumasını beklediğimiz kahramandır. Ancak babasının öngörülemez şiddetleriyle sarsılan o küçük çocuk için bu kahraman, belirsiz aralıklarla canavara dönüşebiliyorsa, sevilmek ile zarar görmek arasındaki farkı ayırt etmek imkansızlaşır. Bu karmaşa kendisini kimi zaman güvenli bir ilişkide o tanıdık gerilimi bulamadığı için bir ‘sıkılma’ haliyle, kimi zaman da kişinin bir yanı yakınlık ararken diğer yanının bu yakınlık gerçekleştiği an büyük bir korkuyla kaçmak istemesi şeklinde gösterir. Korkulu-kaçıngan bağlanma dediğimiz bu çıkmaz, aslında geçmişteki o öngörülemez ayak seslerinin bugünkü yetişkinlik ilişkilerimize düşen kaçınılmaz gölgesidir.
Çözümsüz Bir Korku: İkilem
Yetişkinlikteki Yansımalar: Yaklaş-Kaç
Korkulu-kaçıngan bağlanan bireyler için ilişkiler çoğu zaman bir “yaklaş-kaç” savaşıdır. Kişi, ilişkisinin başında oldukça ilgili ve yakındır; ancak samimiyet derinleşip savunmasız kaldığını hissettiğinde, geçmişteki o öngörülemez acının tekrar etmesinden korkarak aniden geri çekilir. Bu noktada sıkça yaşanan durumlardan biri de güvenli bir ilişkide olmanın kişide yarattığı o huzursuzluk hissidir. Mikulincer ve Shaver (2007) tarafından yapılan çalışmalar, bu huzursuzluğun ve döngünün temelinde yatanın partnerden ziyade, kişinin kendi içindeki “Güvenilmez Öteki” algısı olduğunu göstermektedir. Yani kişi, karşısındaki partneri (öteki) ne kadar şefkatli olursa olsun; zihninde onun her an maskesini düşürüp kendisine zarar verebilecek tutarsız bir figüre (güvenilmez öteki) dönüşebileceğine dair derinlerden gelen bir şüphe barındırır. Baba figürünün yarattığı bu kaos, bireyin sevginin doğasında mutlaka bir bedel ya da acı olması gerektiğine dair çarpık bir inanç geliştirmesine yol açabilir. Bu yüzden huzurlu bir ilişki, kişi için sadece sıkıcı değil, aynı zamanda tanıdık olmayan ve bu yüzden “tehlikeli” bir alan olarak algılanabilir.
Zihinsel Bir Araf: Yakınlık Hem İhtiyaç Hem Tehdit
Korkulu-kaçıngan bağlanmanın özü, çözülemeyen bir paradokstur: Kişi, başkalarına karşı yoğun bir yakınlık kurma ihtiyacı duyar ancak aynı zamanda birine gerçekten güvenmenin onu savunmasız bırakıp yıkıma uğratacağına dair derin bir inanç taşır. Bu durum, bireyin ilişkilerinde zihinsel bir arafta kalmasına yol açar. Kişi, sevildiğini hissettiği anlarda “Acaba ne zaman canım yanacak?” sorusuyla boğuşur. Güvenli bağlanmaya sahip biri için yakınlık huzur verirken, korkulu-kaçıngan biri için yakınlık, tetikte olmayı gerektiren tehlikeli bir alandır. Dolayısıyla bu bireyler, sağlıklı bir yakınlığın içinde dahi kendilerini bütünüyle “güvende” hissedemezler.
Tetiktelik Hali: İlişkide Tehlikeyi Beklemek
Öngörülemez şiddet, sadece fiziksel bir acı değil; bitmek bilmeyen bir belirsizlik yüküdür. Bu belirsizlikte kalan çocuk, hayatta kalabilmek için sürekli bir tetiktelik (hiper-vigilans) hali geliştirir. Bu durum yetişkinlikte; partnerin ses tonundaki en ufak bir değişimden, kapıyı biraz sert kapatmasından veya bir anlık dalgınlığından “büyük bir felaket” senaryosu üretilmesine neden olur. Bartholomew ve Horowitz (1991), bu süreci korkulu-kaçıngan bağlanmanın bir parçası olarak açıklar. Bu stile sahip bireyler, bir yandan şefkat isterken; diğer yandan biri onlara gerçekten yaklaştığında çocukluktaki o “tehdit” mekanizması otomatik olarak devreye girdiği için partnerlerini kendilerinden uzaklaştırabilirler.
Sürekli Bir Test Mekanizması: “Hala Orada Mısın?”
Korkulu-kaçıngan bağlanan kişilerin partneriyle arasındaki bağ güçlendikçe, kişi kendini savunmasız hisseder ve çocukluktaki o “öngörülemez şiddet” korkusu tetiklenir. Bu korkuyu yatıştırmak için farkında olmadan bir “Test Etme” mekanizması devreye sokulur. Kişinin zihnindeki ana soru şudur: “Eğer en kötü halimi görürse ve yine de gitmezse, o zaman güvendeyimdir.” Bu düşünceyle, partnerinin sabrını ve bağlılığını test edebilir. Bu test etme davranışları genellikle sebepsiz yere tartışma çıkarmak, aniden soğuk davranmak ya da partnerin sadakatini sorgulayan suçlamalarda bulunmak şeklinde kendini gösterir. Babanın şiddetinin ne zaman geleceğini bilemeyen o çocuk, yetişkinliğinde partnerini test ederek aslında gelecekteki olası bir darbeyi erkenden öngörmeye çalışır.
Sonuç: Döngüyü Kırmak ve İyileşmek
Özetle, babadaki öngörülemez şiddetler, sevgi ve korkuyu birbirine düğümler. Çocuklukta zarar görmemek için geliştirdiğimiz korkulu-kaçıngan bağlanma stili ve o “tetikte olma” hali bugün sağlıklı bağlar kurmamızın önünde bir engeldir. Ancak Bowlby (1988), bu bağlanma stilinin değişmez olmadığını, zihnimizdeki modellerin güncellenebileceğini söyler. İyileşme, geçmişteki bu şiddet döngüsünü fark etmek ve sevginin her zaman kaos barındırmak zorunda olmadığını kabul etmekle başlar. Kendi içinizdeki iyileşme gücünü fark etmek bu döngüyü kıran en büyük adımdır (Mikulincer & Shaver, 2007). Yıllar önce o evin içinde bir kahraman bekleyen o küçük çocuğun elinden bugün bizzat siz tutabilir ve artık ihtiyaç duyduğunuz o kahramana kendiniz dönüşebilirsiniz.
Yazarın Notu: Bu makale spesifik olarak “baba” figürü üzerinden kaleme alınmıştır; ancak burada bahsedilen tüm psikolojik süreçler ve açıklanan bağlanma modeli, çocukluktaki birincil bakım veren (anne, bakıcı vb.) kimse onun için de aynı derecede geçerlidir.
Kaynakça
-
Bartholomew, K., & Horowitz, L. M. (1991). Attachment styles among young adults: A test of a four-category model. Journal of Personality and Social Psychology, 61(2), 226–244.
-
Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. New York, NY: Basic Books.
-
Main, M., & Solomon, J. (1986). Discovery of an insecure-disorganized/disoriented attachment pattern. In T. B. Brazelton & M. W. Yogman (Eds.), Affective development in infancy (pp. 95–124). Norwood, NJ: Ablex.
-
Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change. New York, NY: Guilford Press.


