Bir duyguyu hissetmek ile o duygunun peşinden gitmek arasında önemli bir fark vardır. Günlük yaşamda bazen tanıdık bir tat, anlık bir koku ya da rastgele bir şarkı bizi zihnimizin beklenmedik köşelerine götürür. Dönmek istediğimizden bile habersizken, kendimizi yıllar önceki bir anın ortasında buluruz. O andaki halimiz; bugünkünden daha keyifli, daha özgür ya da daha canlı hissettirmiş olabilir. Çoğu zaman geçmişteki sıradan bir an, aradan yıllar geçtikten sonra zihnimizde olduğundan çok daha kusursuz görünmeye başlar.
Duygudan Eyleme: Zihin Geçmişi Saklar mı, İnşa mı Eder?
Duygular aniden belirdiğinde, zihnimize birer karar gibi düşer. Özlem duygusu geri dönmeyi, kırgınlık uzaklaşmayı, korku ise kaçmayı çağırır. Bu durumlarda duygu, davranışın önüne geçerek bizi harekete geçiren temel güç haline gelir. Hissettiğimiz şeyin bize ne yapmamız gerektiğini söylediğini varsayarız. Oysa bir duyguyu yaşamak ile onun gösterdiği yöne gitmek aynı şey değildir. Lowe ve Ziemke’nin duygular ve eylem eğilimleri üzerine yaptığı çalışmalar, duyguların bireyi fizyolojik ve bilişsel olarak belirli bir eyleme hazırladığını gösterir. Yani duygu, bize ne yapmaya hazır olduğumuza dair güçlü bir yönelim sunar; ancak bu yönelim eylemin kendisini ifade etmez. Duygular gerçek, güçlü ve tüm bedenimizi etki altına alan deneyimlerdir. Ancak tüm bunlar, bizi yönlendirdikleri yere gitmemiz gerektiği anlamına gelmez. Hissetmek ile bu hissin işaret ettiği davranışı sergilemek farklı bilişsel süreçlerdir. Duygu, bir yöne işaret eder; o yönü takip edip etmeme kararı ise bireyin kendisine aittir.
Hafıza Geçmişi Olduğu Gibi Saklamaz
Özlem söz konusu olduğunda bu ayrım daha da hassas hale gelir. Özlediğimizde zihnimiz bize çoğu zaman tek bir yön telkin eder: Geri dön. Fakat burada görmemiz gereken asıl şey şudur: Gerçekten geri dönmek istediğimiz şey nedir? Bir insan mı, bir şehir mi, bir ilişki mi, yoksa o dönemdeki halimiz mi? Geçmişi hatırladığımızda zihnimizde canlanan şey, yaşananların birebir kaydı değildir. Hatırlamak, özünde geçmişi bugün yeniden inşa etmektir. Otobiyografik hafıza üzerine yapılan araştırmalar, anıların zihinde değişmeden duran sabit veriler olmadığını ortaya koymaktadır. Conway ve Pleydell-Pearce’ın geliştirdiği “Self-Memory System” (Öz-Hafıza Sistemi) modeline göre otobiyografik anılar; sabit kayıtlardan ziyade, benliğimiz ve mevcut amaçlarımızla etkileşim halinde sürekli yeniden oluşturulan zihinsel yapılardır. Dolayısıyla bir anıyı çağırdığımızda, bugünkü benliğimiz de o hatırlama sürecine dahil olur. Duygusal anılarda bu durum daha net gözlenir. Holland ve Kensinger’ın derlemelerinde vurgulandığı üzere, duygusal anılar hatırlandıkları anda yeniden yapılandırılır. Geçmiş anılarımızı her seferinde birebir çağırmayız; bugünkü ruh halimiz, ihtiyaçlarımız ve geçmişe yüklediğimiz anlamlar anıyı şekillendirir. Bu nedenle geçmişteki bir anıyı düşündüğümüzde yalnızca olayları değil, bugünkü kendimiz ile geçmişteki kendimiz arasındaki ilişkiyi de hatırlamış oluruz: Geçmişte sıradan olan bir akşam, bugün hayatımızın en değerli anı gibi görünebilir. Bir şarkı, bizi yıllar önceki ruh halimizin içine yeniden bırakabilir. Geçtiğimiz bir sokak, yıllar sonra güven duygusunu uyandırabilir. İnsan yalnızca yaşadığı olayları değil, o olayların içinde kim olduğunu da hatırlar. Geçmiş anıların gücü de burada bizi karşılar. Hafıza yalnızca geçmişi bugüne taşımakla kalmaz, bugünkü duygusal ihtiyacımızı da geçmişin içine yerleştirir.
Bugün kendimizi yalnız hissediyorsak geçmişteki yakınlıklar, yönümüzü kaybettiysek geçmişteki kararlılığımız gözümüzde daha parlak görünür. Bu durum geçmişin illüzyon olduğu anlamına gelmez; o anlar ve duygular gerçektir. Ancak onları bugün hatırlama biçimimiz, artık yalnızca geçmişe ait değildir. Geçmişle kurulabilecek en sağlıklı ilişki, ona geri dönmeye çalışmak değil, ondan bugüne bir şey aktarmaktır. “O zamanki kendimde bugün eksikliğini hissettiğim ne vardı?” sorusu, geçmişi romantikleştirmekten çok daha yapıcıdır.
Son Söz
Duygularımızla kurabileceğimiz en olgun ilişki, onları bastırmak ya da işaretleri yönlendirme olarak algılamak değildir. Onları duyacak kadar kendimize yaklaşmak, fakat her hissettiğimizin peşinden gitmeyecek kadar da öz düzenlemeye sahip olmaktır. Bir duyguyu hissetmekle onun peşinden gitmek aynı şey olmadığı gibi; hafıza da geçmişi saklayan pasif bir arşiv değildir. İnsan bazen geçmişi değil, geçmişte olduğu kişiyi özler. O kişiye yeniden ulaşmanın yolu ise çoğu zaman geçmişe dönmekten çok bugün kendimize yeniden yaklaşmaktan geçer.
Kaynakça
- Lowe, R., & Ziemke, T. (2011). The Feeling of Action Tendencies: On the Emotional Regulation of Goal-Directed Behavior. Frontiers in Psychology, 2, 346. Frontiers
- Conway, M. A., & Pleydell-Pearce, C. W. (2000). The Construction of Autobiographical Memories in the Self-Memory System. Psychological Review, 107(2), 261–288. PubMed
- Holland, A. C., & Kensinger, E. A. (2010). Emotion and Autobiographical Memory. Physics of Life Reviews, 7(1), 88–131. PubMed
- Fivush, R., & Grysman, A. (2023). Accuracy and Reconstruction in Autobiographical Memory: (Re)consolidating Neuroscience and Sociocultural Developmental Approaches. Wiley Interdisciplinary Reviews: Cognitive Science, 14(3), e1620. PubMed
- Holland, A. C., & Kensinger, E. A. (2024). Update on “Emotion and autobiographical memory”: 14 years of advances in understanding functions, constructions, and consequences. Physics of Life Reviews, 51, 255–272.

