Genç ergenlerde davranış bozukluklarının her yıl giderek arttığını biliyor muydunuz? Dünya Sağlık Örgütü’nün 2021 verilerine göre dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), 10–14 yaş grubunda %3,1 oranında görülürken, 15–19 yaş grubunda bu oran %2,4’e düşüyor (WHO, 2021). Yani yaş ilerledikçe semptomların görünürlüğü azalabiliyor gibi görünüyor. Ancak daha güncel verilere baktığımızda tablo biraz farklı: ABD’nin önde gelen halk sağlığı kurumu olan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (Centers for Disease Control and Prevention – CDC), 2022 ulusal ebeveyn anketine dayalı raporunda 3–17 yaş arası çocukların %11,4’ünün en az bir kez DEHB tanısı aldığını bildiriyor; bu oran 2016’ya göre yaklaşık 1 milyon daha fazla çocuğu kapsıyor (CDC, 2024). Yani küresel ölçekte prevalans %5 civarında sabit kalsa da, özellikle ABD’de tanı oranlarında belirgin bir artış söz konusu ve bu artışı Türkiye’de görmek de maalesef ki mümkün.
DEHB: Tanımı ve Günlük Hayata Etkileri
DEHB yalnızca çocukluk çağının bir “fazla enerjik olma” hali değil. DSM-5-TR’ye göre dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileriyle tanımlanan nörogelişimsel bir bozukluktur (American Psychiatric Association, 2022). Çocukluk döneminde en sık görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan biri olan DEHB, bireyin duygusal, sosyal ve bilişsel alanlarda zorluklar yaşamasına yol açabiliyor. Bu zorluklar, aile içi ilişkilerden akademik başarıya, özgüvenden sosyal etkileşimlere kadar pek çok alanda kendini gösterebiliyor (Özbay & Kayhan, 2024). Günlük yaşamda görülen bu zorlukların arkasında ise beynin yürütücü işlevlerindeki farklılıklar yatıyor. Beynin özellikle frontal lob ve prefrontal korteks bölgeleri, dikkat sürdürme, plan yapma ve dürtü kontrolü gibi yürütücü işlevlerde kritik rol oynar. Ergenlikle birlikte okul, arkadaşlık ilişkileri ve günlük yaşamın getirdiği sorumluluklar artar. Bu durum, planlama ve öz düzenleme becerilerindeki güçlükleri daha belirgin hale getirebilir (Özbay, 2022).
Beyindeki Kimyasallar ve DEHB: Yeterli Bir Açıklama mı?
Dopamin ve norepinefrin üzerine araştırmalar 1970’lerden beri devam etmektedir ve bu iki nörotransmitterin DEHB üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle piyasaya sürülen ilaçlar da bu nörotransmitterler üzerine odaklanmıştır. Dopamin, dikkatle yakından ilişkilidir. Eksikliğinde beynin bir uyaran üzerinde odaklanması zorlaşır ve bu da bazen gereksiz uyaranlara fazla önem verilmesi ile birlikte dikkat dağınıklığına yol açar. Bununla birlikte, çevrede yeterli uyarıcı bulunmadığında birey bu eksikliği hiperaktif davranışlarla telafi etmeye çalışır. Bilim insanları bu durumu ‘düşük uyarılma hipotezi’ ile açıklıyor. Yani hareketlilik, aslında beynin düşük uyarılma düzeyini dengelemek için geliştirdiği bir strateji olarak görülebilir. Ancak yalnızca tek bir kimyasal maddeye odaklanan açıklamalar, zihinsel bozuklukların tüm karmaşıklığını anlamak için yeterli değildir. Yapılan araştırmaların bir kısmı beynin belirli bölgelerinde düşük dopamin düzeylerine işaret ederken, bazıları anlamlı bir fark bulmamış, hatta bazı çalışmalarda artmış dopamin aktivitesi rapor edilmiştir. Araştırmalar, ilaçların bozukluğun altında yatan temel sorunları doğrudan ve spesifik bir şekilde ortadan kaldırdığına dair net bir tablo sunmuyor. Dahası, bu ilaçların uzun süreli kullanımının, sanılanın aksine, ders başarısı ya da diğer akademik performans göstergeleri üzerinde belirgin ve kalıcı bir iyileşme sağladığını söylemek de zor görünüyor (Dingman, 2020, s. 241–243).
Tiamin ve DEHB: Bağlantısını Anlamak
Tiamin (B1 vitamini), B grubu vitaminleri içinde keşfedilen ilk vitaminlerden biridir. Tarihsel olarak “antineuritik etmen” ve “antiberiberi etmeni” gibi farklı isimlerle anılmış, daha sonra diğer B vitaminlerinin de keşfiyle bu grup “B vitamini” çatısı altında toplanmıştır. Kimyasal yapısı 1936 yılında R. R. Williams tarafından ortaya konmuştur. Tiamin eksikliğinin en bilinen örneklerinden biri beriberi hastalığıdır. Özellikle geçmişte kabuksuz pirinç ağırlıklı beslenmenin yaygın olduğu bölgelerde görülmüş ve zamanla beslenme düzenlemeleriyle büyük ölçüde kontrol altına alınmıştır. Bu hastalık çoğunlukla sinir sistemini etkiler; kas güçsüzlüğü, ağrı ve reflekslerde bozulma gibi nörolojik belirtilerle kendini gösterebilir ve tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabilir (Baysal, 2019). Ancak tiaminin önemi yalnızca tarihsel hastalıklarla sınırlı değildir. Araştırmalar, bu vitaminin özellikle beyin gelişimi ve bilişsel işlevler için kritik bir role sahip olduğunu göstermektedir. Çocukluk döneminde tiamin eksikliği enerji metabolizmasını bozarak dikkat, öğrenme ve motor becerilerde güçlüklerle ilişkilendiriliyor ve benzer şekilde yetişkinlerde de hafıza sorunları, bilişsel yavaşlama ve duygudurum değişiklikleri gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor (Dhir et al., 2019). Daha ağır eksiklik durumlarında ise tablo çok daha belirgin hale gelir. Wernicke ensefalopatisi, tiamin eksikliğine bağlı gelişen akut ve yaşamı tehdit eden bir nörolojik durumdur; zihinsel karışıklık, göz hareketlerinde bozulma ve koordinasyon kaybı gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Uzun vadede Korsakoff psikozu gibi kalıcı bilişsel bozukluklara ilerleyebilir. Özellikle kronik alkol kullanımının tiamin emilimini bozarak bu tabloya zemin hazırlayabileceği belirtilmektedir (Martin, Singleton & Hiller-Sturmhöfel, 2003). Tüm bu bulgular, tiaminin yalnızca fiziksel sağlık değil, beyin işlevleri ve bilişsel süreçler açısından da kritik bir rol oynadığını gösterir nitelikte ve bu noktada dikkat ve öğrenme süreçleriyle ilişkili nörobiyolojik mekanizmalar düşünüldüğünde, DEHB gibi nörogelişimsel durumlarla olası bağlantıların neden araştırma konusu haline geldiğini daha net göstermektedir.
Beslenmenin Kritik Önemi
Karbonhidrat metabolizmasında tiaminin kofaktör olarak görev alması (yani enzimlerin enerji üretiminde daha verimli çalışmasına yardımcı olması), bu vitaminin enerji üretim süreçlerinde aktif bir rol oynadığı anlamına gelir. Bu nedenle tiamin alımını destekleyen dengeli bir beslenme düzeni büyük önem taşır. Bununla birlikte, beyin işlevleri açısından önemli kabul edilen aminoasitlerden biri olan L-tirozin açısından zengin besinler arasında et, yumurta, balık ve peynir gibi seçenekler yer alır (özellikle doğal beslenen ve güneş ışığına maruz kalan hayvanlardan elde edilen ürünler). Beslenmenin etkisi yalnızca bireyin kendisiyle sınırlı değildir. Anne beslenme durumunun, emzirme süreci aracılığıyla bebeğin besin alımı ve erken gelişim süreçleri üzerinde dolaylı etkileri olabilir. Bu nedenle özellikle demir gibi nörogelişim için önemli mikrobesinlerin yeterli düzeyde alınması, hem anne hem de çocuk sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken önemli bir faktördür (Pekcan, 1984; Yorbik, Kırmızıgül, Demirkan & Söhmen, 2003). Araştırmalar, bazı mikrobesinlerin DEHB ile ilişkili dikkat ve davranış süreçlerinde rol oynayabileceğini vurgulamaktadır. Omega-3 düzeylerinin DEHB semptomlarıyla ilişkili olduğu, magnezyum ve çinko eksikliğinin ise davranışsal zorlukları artırabileceği bunlardan bazılarıdır. Benzer şekilde B2 (riboflavin) eksikliğinin öğrenme ve dil becerileriyle ilişkisi de dikkate değer (Hunter, Smith, Davies, Dyall & Gow, 2025). Tüm bu bulgular, beslenme ve mikrobesin düzeylerinin dikkat, öğrenme ve bilişsel performans gibi DEHB ile ilişkili alanlar üzerindeki etkilerine yönelik araştırmalara daha fazla odaklanılmasının önemini göstermektedir.
İkinci Beyin ve DEHB Bağlantısı
Bağırsak ve Vagus Sinirinden bahsederek sizleri yormak istemiyorum ancak son yıllardaki bilimsel çalışmalar, bağırsaklarımızın yalnızca sindirimden sorumlu olmadığını, aynı zamanda zihinsel sağlığımız üzerinde de güçlü bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Cade ve arkadaşlarının (2000) araştırması, otizm ve şizofreni tanılı bireylerde gluten ve süt ürünlerinden türeyen bazı maddelerin semptomları şiddetlendirebileceğini göstermiştir. Bu bulgular, bağırsak-beyin ekseninin ne kadar kritik olduğunu gözler önüne seriyor. Peki bu DEHB için ne anlama geliyor? Dikkat ve davranış kontrolünde zorlanan bireylerde beslenme düzeni, semptomların şiddetini artırabilir ya da azaltabilir. Yani bağırsak sağlığını korumak, yalnızca fiziksel değil, zihinsel bir yatırım olarak da görülebilir.
Beslenme faktörlerine ek olarak, günümüzde artan ekran süreleri ve işlenmiş gıda tüketimi de nörogelişimsel süreçler açısından giderek daha dikkat çekici hale geliyor. Bu alanlardaki bazı bileşenlerin dikkat, duygu düzenleme ve bilişsel işlevler üzerindeki olası etkileri, son yıllarda araştırmaların odak noktalarından biri haline gelmiştir. Öte yandan, düzenli fiziksel aktivite ve egzersizin dikkat, duygu düzenleme ve bilişsel işlevler üzerindeki destekleyici etkileri de oldukça önemlidir. Ancak bu konu başka bir yazının detaylı başlığı olabilir. Tüm bu bulgular bir arada değerlendirildiğinde, DEHB’nin tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok boyutlu bir yapıya sahip olduğu; çevresel faktörler ve yaşam tarzı değişkenlerinin birlikte ele alındığında daha bütüncül bir bakış sağladığı ortaya çıkmaktadır.
Kaynakça
- American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (DSM-5-TR). American Psychiatric Association Publishing.
- Baysal, A. (2019). Beslenme. Hatipoğlu Yayınları.
- Cade, R., Privette, M., Fregly, M., Rowland, N., Sun, Z., & Zele, V. (2000). Autism and schizophrenia: Intestinal disorders. Nutritional Neuroscience, 3(1), 57–72.
- Centers for Disease Control and Prevention. (2024). Data and statistics on ADHD. https://www.cdc.gov/adhd/data/index.html
- Dhir, S., Tarasenko, M., Napoli, E., & Giulivi, C. (2019). Neurological, psychiatric, and biochemical aspects of thiamine deficiency in children and adults. Frontiers in Psychiatry, 10, 207. https://doi.org/10.3389/fpsyt.2019.00207
- Dingman, M. (2020). İşte beyniniz. Orenda Yayınları.
- Hunter, C., Smith, C., Davies, E., Dyall, S. C., & Gow, R. V. (2025). A closer look at the role of nutrition in children and adults with ADHD and neurodivergence. Frontiers in Nutrition, 12, 1586925. https://doi.org/10.3389/fnut.2025.1586925
- Martin, P. R., Singleton, C. K., & Hiller-Sturmhöfel, S. (2003). The role of thiamine deficiency in alcoholic brain disease. Alcohol Research & Health, 27(2), 134–138.
- Özbay, H. C. (2022). Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda yavaş bilişsel tempo, bağlanma ve mizaç ilişkisinin değerlendirilmesi [Yüksek lisans tezi]. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi.
- Özbay, A., & Kayhan, Z. (2024). Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) nedenleri ve tedavi yöntemleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 23(89), 394–406. https://doi.org/10.17755/esosder.1283141
- Pekcan, G. (1984). İlkokul çocuklarında demir yetersizliği anemisi, enfeksiyon ve okul başarısı arasındaki etkileşimler üzerinde bir araştırma. Beslenme ve Diyet Dergisi, 13, 51–66.


