“Biraz Daha”nın Sınırı: Anoreksiya Nervoza Uzm. Psk. Merve Çalışır
Kilo vermek istemek bugün neredeyse sıradan bir hedef. Birkaç kilo vermek, daha fit görünmek, yediklerine dikkat etmek… Bunların hiçbiri tek başına bir yeme bozukluğuna işaret etmiyor. Hatta çoğu zaman çevreden destek gören, bazen de takdir edilen davranışlar bunlar. İşin zor tarafı da burada başlıyor. Çünkü anoreksiya nervozaya giden süreç her zaman dışarıdan bakıldığında alarm veren bir görüntüyle başlamıyor. Bazen başlangıç gerçekten küçük: birkaç yiyeceği azaltmak, porsiyonları küçültmek, tartıya biraz daha sık çıkmak gibi. Sonra insan kendine yeni kurallar koymaya başlıyor. Önceden düşünmeden yediği bir yemek fazla gelmeye, bir öğünü atlamak iyi hissettirmeye, tartıda görülen küçük bir artış bütün günün keyfini kaçırmaya başlayabiliyor. Bir süre sonra yemek yemek kadar, yememek de anlam kazanıyor.
Başlangıçta ulaşılması gereken bir hedef vardır. Ancak o hedefe ulaşıldığında beklenen rahatlama her zaman gelmez. Birkaç kilo daha, biraz daha ince bir beden, tartıda biraz daha düşük bir sayı… Başlangıçta sınırları belli görünen kilo verme isteği, zamanla “biraz daha”nın nerede biteceğinin belirsizleştiği bir sürece dönüşebilir. Üstelik tartıdaki düşüş yalnızca kilo kaybı anlamına gelmeyebilir; “başardım”, “bugün iyiydim” gibi anlamlar da taşımaya başlayabilir. Tersi olduğunda ise başarısızlık, suçluluk ya da yoğun bir kaygı ortaya çıkabilir. Bu noktada tartıda görülen sayıdan çok, kişinin kilo alma ihtimaliyle nasıl bir ilişki kurduğuna bakmak önemlidir. Planladığından daha fazla yemek ne kadar büyük bir mesele hâline geliyor? Yenilen bir şeyin ertesi gün telafi edilmesi gerektiği düşünülüyor mu? Açlık hissedildiğinde yemek yeniyor mu, yoksa açlığa dayanabilmek bir başarı gibi mi yaşanıyor? Bu soruların cevapları bazen kilodan çok daha fazlasını anlatıyor.
Süreci fark etmeyi zorlaştıran noktalardan biri de kilo kaybının çevre tarafından olumlu karşılanabilmesi. “Çok güzel olmuşsun”, “Nasıl bu kadar kilo verdin?”, “Ne kadar iradelisin” gibi cümleler çoğu zaman iltifat niyetiyle söyleniyor. Oysa dışarıdan disiplin gibi görünen davranışların arkasında giderek büyüyen bir kilo alma korkusu bulunabilir. İnsanların övgüde bulunduğu beden, o bedende yaşayan kişi için kaygı yaratan bir yere dönüşmüş olabilir. Yeme bozukluklarını konuşurken en çok gözden kaçırdığımız noktalardan biri de belki bu: Bir bedenin nasıl göründüğüne bakarak o kişinin yemekle nasıl bir ilişki kurduğunu anlayamayız.
Anoreksiya nervozayı yalnızca yemek üzerinden değerlendirmek bu nedenle eksik kalır. Beden algısı, özdeğer, mükemmeliyetçilik, kontrol ihtiyacı ve kaygı gibi birçok psikolojik süreç tablonun içinde yer alabilir. Bazı insanlar için kilo vermek zamanla “daha iyi görünmek” isteğinden uzaklaşıp kendini yeterli hissetmenin yollarından biri hâline gelebilir. Kişinin kendisiyle ilgili değerlendirmeleri giderek bedenine bağlandığında tartı, yalnızca kilosunu gösteren bir araç olmaktan çıkar. İyi bir gün geçirip geçirmeyeceğini, kendisini başarılı hissedip hissetmeyeceğini, hatta bazen ne kadar değerli gördüğünü belirleyen bir ölçüte dönüşebilir. Yeterlilik bir rakama bağlandığında ise “biraz daha” düşüncesinin sonunu bulmak giderek zorlaşabilir.
Elbette her diyet yapan ya da kilo vermek isteyen kişinin bir yeme bozukluğu geliştireceğini söylemek mümkün değil. Burada belirleyici olan yalnızca kilo verme isteğinin varlığı değil, bu isteğin kişinin hayatında nasıl bir yer kaplamaya başladığıdır. Yemekle ilgili kurallar giderek katılaşıyor, kilo alma düşüncesi yoğun kaygı yaratıyor ve kişinin kendisiyle ilgili hisleri büyük ölçüde bedenine bağlanıyorsa artık yalnızca birkaç kilo verme isteğinden söz etmiyor olabiliriz. Böyle bir noktada profesyonel destek almak, yalnızca yeme davranışını değil, bu davranışın çevresinde şekillenen psikolojik süreçleri de anlamak açısından önemlidir.
Belki de bu nedenle kilo verme sürecini değerlendirirken yalnızca “Kaç kilo verdim?” sorusuna bakmak yeterli değildir. Bir başka soru daha sormak gerekir: “Bu kiloyu verebilmek için hayatımda nelerden vazgeçiyorum?” Bedenimin ihtiyaçlarını duymaktan mı, hayatın kendiliğindenliğinden mi, yoksa kendime daha anlayışlı davranabilmekten mi? Kilo vermek bir insanın hayatında yer kaplayabilir. Ancak yemek, tartı ve beden düşünceleri hayatın geri kalanını kenara itmeye başladığında, orada durup yeniden bakmak gerekir.
Çünkü bazen problem tartıda görülen rakam değildir. O rakamın, insanın kendisi hakkında söylemeye başladığı şeydir.


