Çocuğun Davranışının Ardında Ne Var? Ebeveyn Tutumlarının Görünmeyen Etkisi
Çocukluk dönemi, bireyin fiziksel, bilişsel, sosyal ve duygusal gelişiminin şekillendiği önemli bir yaşam evresidir. Bu süreçte çocuklardan yalnızca gelişimsel beceriler kazanmaları değil, aynı zamanda sosyal çevreleriyle sağlıklı ilişkiler kurmaları ve bu ilişkileri sürdürebilmeleri de beklenmektedir. Bununla birlikte, çocuklarda gözlemlenen her farklı davranışın bir problem olarak değerlendirilmesi doğru değildir. Bir davranışın gelişimsel açıdan olağan sınırların dışında olup olmadığını belirleyebilmek için çocuğun yaşı, içinde bulunduğu gelişim dönemi, davranışın ortaya çıkma sıklığı, yoğunluğu ve devamlılığı birlikte ele alınmalıdır. Özellikle çevresel koşullara veya geçici stres kaynaklarına bağlı olarak ortaya çıkan ve zaman içerisinde kendiliğinden ortadan kalkan davranışların kalıcı bir problem olarak nitelendirilmesinden kaçınılmalıdır (Arı, Bayhan ve Artan, 1995).
Çocukların davranış örüntülerinin oluşumunda bireysel özelliklerin yanı sıra aile ortamı ve ebeveynlerle kurulan etkileşim de belirleyici bir yere sahiptir. Anne, baba ve çocuk arasındaki ilişkinin niteliği, çocuğun duygusal ihtiyaçlarının karşılanması ve davranışlarının şekillenmesi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir (Kandır, 2000). Aile içerisinde yaşanan çatışmalar, ebeveynler arasındaki anlaşmazlıklar, aile bütünlüğünün bozulması, ekonomik yetersizlikler ve çocuğun yoğun stres içeren bir ortamda büyümesi, davranışsal ve duygusal güçlüklerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilmektedir (Sezer, 2006; Beautrais, Fergusson ve Shannon, 1982; Anselmi ve ark., 2004). Bunun yanı sıra ebeveynlerden birinin yokluğu, çocuğun yeterli ilgi ve bakım alamaması, uzun süre aile ortamından uzak kalması veya ebeveyn tarafından terk edilmesi gibi yaşantılar da çocuğun psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyebilmektedir (Ziyalar, 1984). Bu tür olumsuz yaşantılar sonucunda çocuklarda alt ıslatma, tırnak yeme, yalan söyleme, aşırı inatçılık, okula gitmekten kaçınma, iştah değişiklikleri ve izinsiz eşya alma gibi farklı davranış örüntüleri gözlemlenebilmektedir (Sezer, 2006).
Aile ortamının çocuk üzerindeki etkisi değerlendirilirken ebeveynlerin psikolojik iyi oluşları da göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle bakım veren kişinin yaşadığı ruhsal güçlükler, çocuğun ihtiyaç duyduğu duygusal desteğin yeterince karşılanamamasına neden olabilmektedir. Bu durum çocuğun kendisini güvende hissetmesini, duygularını düzenleyebilmesini ve çevresiyle sağlıklı ilişkiler geliştirmesini güçleştirebilir. Ebeveynin ruhsal sorunlarının çocukla kurulan ilişkiye yansıması sonucunda çocuklarda kaygı, korku, depresif belirtiler, saldırganlık, okula uyum güçlükleri ve dikkatle ilişkili sorunlar görülebilmektedir (Gürşimşek ve ark., 2006). Dolayısıyla çocuğun davranışlarını değerlendirirken yalnızca çocuğun bireysel özelliklerine odaklanmak yerine, içinde bulunduğu aile sistemini ve bakım veren kişilerle kurduğu ilişkileri de incelemek gerekmektedir.
Çocuklarda görülen davranışların ortaya çıkışında gelişimsel özellikler de önemli bir belirleyicidir. Örneğin öfke ve saldırganlık tepkileri, özellikle bebeklik ve erken çocukluk döneminde, çocuğun isteklerinin engellenmesi, hareket alanının sınırlandırılması veya gerçekleştirmek istediği davranışların sürekli olarak kesintiye uğraması sonucunda ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle gelişim dönemine özgü tepkilerin, çocuğun duygularını ifade etme ve düzenleme becerileri çerçevesinde değerlendirilmesi önem taşımaktadır.
Çocuğun davranışlarının şekillenmesinde etkili olan bir diğer unsur ise ebeveynlerin çocuk yetiştirme biçimleridir. Demokratik, otoriter, ihmalkâr, aşırı koruyucu, mükemmeliyetçi veya reddedici ebeveyn tutumları, çocukların kişilik gelişimi, benlik algısı ve sosyal ilişkileri üzerinde birbirinden farklı sonuçlar doğurabilmektedir (Arı, 2005). Bu tutumlar arasında demokratik yaklaşım, çocuğun bireyselliğine saygı gösterilmesi ve sağlıklı sınırların oluşturulması bakımından önemli bir yere sahiptir. Bu yaklaşımı benimseyen ebeveynler, çocuklarıyla sevgi ve karşılıklı saygıya dayalı bir ilişki kurmakta, onların duygu ve düşüncelerini dikkate almakta ve aile içindeki kararlara yaşlarına uygun biçimde katılmalarını desteklemektedir. Bu aile ortamında çocuğun duygularının kabul edilmesi, ancak davranışlarına gelişimsel açıdan uygun sınırlar getirilmesi temel bir ilkedir. Ayrıca çocuğun kişiliğini hedef alan eleştiriler yerine, değiştirilmesi beklenen davranışa yönelik geri bildirim verilmesi önemsenmektedir (Nas, 2001; Aslan, 1992; Tuzcuoğlu, 2003). Bu koşullarda yetişen çocukların sosyal ilişkilerinde daha yeterli, özgüvenli, sorumluluk sahibi, yardımsever ve başkalarının ihtiyaçlarına karşı duyarlı bireyler olabildikleri belirtilmektedir (Aslan, 1992).
Buna karşılık otoriter ebeveyn tutumunda, çocuğun düşüncelerine ve ihtiyaçlarına yeterince alan tanınmadan katı kurallar ve yasaklar ön plana çıkmaktadır. Bu yaklaşımda çocuğun davranışları çoğunlukla ceza, baskı ve kontrol yoluyla şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Çocuğun nedenini anlamakta güçlük çektiği kurallara uymaya zorlanması ve kişiliğine yönelik eleştirilere maruz kalması, zamanla kendi davranışlarını içsel olarak düzenleme becerisinin gelişmesini güçleştirebilmektedir (Aslan, 1992; Pantley, 2002). Sürekli eleştiri ve cezalandırmayla karşılaşan çocuklarda özgüven sorunları, olumsuz benlik algısı, çekingenlik, içe kapanma ve saldırgan davranışlar görülebilmektedir (Çağdaş, 2003; Aslan, 1992). Ayrıca çocuk, ebeveyninin sevgisini kaybetmemek veya cezalandırılmaktan kaçınmak amacıyla davranışlarını kontrol etmeyi öğrenebilir. Ancak bu durum, çocuğun kendi davranışlarının sonuçlarını anlamlandırarak özdenetim geliştirmesinden farklıdır. Dolayısıyla dışsal baskıyla sağlanan uyum, her zaman sağlıklı bir içsel disiplinin geliştiği anlamına gelmemektedir.
Farklı ebeveyn tutumlarının çocukların davranışları üzerindeki etkisi, kişilik gelişimi ve sosyal uyum süreçlerinde de kendisini göstermektedir. Çocuğun kendisine güven duyması, bağımsız kararlar alabilmesi ve kendi davranışlarını düzenleyebilmesi, büyük ölçüde içinde yetiştiği ilişkisel ortamla bağlantılıdır (Kaya, 2003). Çocuklar, özellikle erken gelişim dönemlerinde ebeveynlerini gözlemleyerek sosyal ilişkileri, problem çözme biçimlerini ve duyguların ifade edilmesini öğrenmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin yalnızca çocuklarına söyledikleri değil, kendi davranışlarıyla ortaya koydukları tutumlar da çocuğun kişilik gelişiminde önemli bir model oluşturmaktadır (Yavuzer, 2004).
Sonuç olarak çocuklarda ortaya çıkan davranış problemlerini yalnızca düzeltilmesi gereken davranışlar olarak görmek, bu davranışların altında yatan gelişimsel ve duygusal süreçlerin gözden kaçırılmasına neden olabilir. Çocuğun davranışları; bireysel özellikleri, gelişimsel ihtiyaçları, aile ilişkileri ve çevresel koşullarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle erken çocukluk döneminde fark edilen güçlüklerin uygun biçimde ele alınması, bu davranışların kalıcı hale gelmesinin önlenmesi ve çocuğun ilerleyen yaşamındaki sosyal, duygusal ve psikolojik gelişiminin desteklenmesi açısından önemlidir. Bu noktada ebeveynlerin temel sorumluluğu, çocuklarından yalnızca beklenen davranışları sergilemelerini istemek değil, onların gelişimsel ihtiyaçlarını anlamaya ve duygusal dünyalarına eşlik etmeye de istekli olmaktır. Çünkü bir çocuğun davranışını değiştirmeye çalışmadan önce, o davranışın hangi ihtiyaca, duyguya veya yaşantıya karşılık geldiğini anlamak gerekir. Çocuğu anlamak, davranışı kontrol etmekten önce gelir; sağlıklı gelişimin temeli ise çocuğun yalnızca nasıl davrandığına değil, ne yaşadığına da bakabilmektir.



