Kandan Değil, Candan: Aile Olmanın Anlamı
Bu ay yazacağım makale konusunu düşünürken televizyonda Müge Anlı ile Tatlı Sert programına denk geldim. Programda sosyal medyada da hızlıca görülmeye başlayan Hamid adlı çocuğun hastalık ve ailesiyle ilgili sürecine denk geldim. Bu durum beni etkilediği kadar düşündürdü de; o nedenle bu ay yazacağım makaleyi sosyal hizmet uzmanı gözüyle bu olaydan yola çıkarak ele alacağım.
Aile kavramını bir sosyal hizmet uzmanı ve aile danışmanı bakış açısıyla baktığımda, sadece kan bağı ile oluşmadığını söyleyebilirim. Örneğin, anne, baba ve çocuktan oluşan bir sistemin ya da sadece eşlerin bir araya gelmesiyle kurulan bir yapı da ailedir. Tek ebeveynli aileler, evcil hayvanıyla yaşayan bireyler, koruyucu aileler ve evlat edinen aileler de bu çeşitliliğin içindedir. Listeyi daha da uzatabiliriz. Burada önemli olan ve asıl değinmek istediğim nokta, aile kavramının ya da kişilerin kendisini aile olarak tanımlaması bireylerin birbirlerine kalpten bağlı olmasından kaynaklanıyor.
CAN BAĞI NASIL KURULUR?
Kan bağı doğum ile birlikte oluşur. Can bağı ise öyle değildir; emekle, zamanla, verilen sözlerin tutulmasıyla oluşur. Sosyal hizmet pratiğinde sık karşılaştığımız bir gerçek var; bir çocuğun kendini güvende hissettiği yer, kendisine tutarlı ve sıcak biçimde yaklaşılan yerdir.
Bu noktada John Bowlby’nin bağlanma kuramına baktığımızda, çocuğun sağlıklı gelişiminde belirleyici olanın biyolojik yakınlık değil, ihtiyaçlarına duyarlı ve güvenilir biçimde karşılık veren bir bakım vereninin olmasıdır. Çocuk ağladığında biri geliyorsa, korktuğunda sakinleştiren biri varsa “güvenli bağlanma” dediğimiz temel oluşmaya başlar. Bu bağlamda bağın niteliğini belirleyen ilişkinin kalitesidir.
Pratikte bu can bağı nasıl kurulabilir peki? Aslında bu durumun oluşmasını sağlayan gündelik hayatta her zaman olan şeylerdir.
Öncelikle zaman ve ilgi gelir. Bağ, birlikte geçirilen kaliteli zaman ile büyür. Telefonu bir kenara koyup vakit geçirmek, çocuğun anlattığı küçük bir olayı gerçekten merak etmek, akşam yemeği gibi ortak rutinler yaratmak ilişkiyi besler. Ancak ilgi tek başına yetmeyebilir; tutarlılık da gerekir. Sevgi bir gün var, bir gün yoksa aradaki o güven oluşmaz. Verilen sözleri tutmak, davranışların tahmin edilebilir olması ve çocuğa “seninleyim” mesajını davranışlarla vermek oluşan bağın temelini oluşturur.
Çocuğun ya da sevdiğimiz bir kişinin duygularını küçümsemeden, yargılamadan karşılamak gerekir. Belki de “Ağlayacak ne var?” demek yerine “Üzüldüğünü anlıyorum, senin yanındayım.” diyebilmek arada oluşan o bağı güçlendirir. Aile olmak, zor zamanlarımızda da birlikte olmaktan geçer. Hastalıkta, kriz anlarında ya da başarısızlıkta yanında durmak, bağın en çok sınandığı ve en çok güçlendiği anlardır.
Kusursuz olmak zorunda değiliz. İngiliz psikanalist Donald Winnicott’un en önemli kavramlarından biri “yeterince iyi anne” kavramıdır. Winnicott, çocuğun tüm istediklerini değil, ihtiyaçlarını karşılayan anneyi “yeterince iyi anne” olarak tanımlar (Palombo ve ark., 2018, akt. Baloğlu, 2021). Yani aslında burada çocuğun ihtiyacı mükemmel bir bakım veren değil, ihtiyacı olduğunda yanında olan bakım verendir.
Burada önemli olan: Can bağı bir anda doğmaz. Özellikle daha önce kayıp, ihmal ya da terk yaşamış çocuklar için güven duygusunun oluşması zaman alabilir; çocuk bir süre aileyi sınayabilir. Bu bir reddediş değil, “Beni bırakmayacağınızdan emin olmam gerek” demenin bir yoludur. Sabırla ve tutarlılıkla devam eden ailelerde, bağ zamanla sağlamlaşır.
Şimdi konuya bir sosyal hizmet uzmanı gözüyle bakmak istiyorum. Çocukların her zaman biyolojik ailelerinin yanında büyümesi mümkün olmayabiliyor. Bu noktada devreye, çocuğa aile ortamı sağlayan iki önemli yöntem giriyor: koruyucu aile ve evlat edinme. O yüzden sizi bu iki yöntem hakkında kısaca bilgilendirmek istiyorum.
Evlat edinme durumu, evlat edindirilmeye uygun olan çocukla, durumu evlat edinmeye uygun kişi/eşler arasında hukuki bağlar sağlanarak, çocuk-ebeveyn ilişkisinin kurulmasıdır (T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı [ASHB], T.Y.). Koruyucu aile; çeşitli nedenlerle biyolojik ailesi yanında bakımları bir süre için sağlanamayan çocuklarımızın kendi aile ortamlarında eğitim, bakım ve yetiştirilme sorumluluğunu kısa veya uzun süreli olarak, ücretli veya gönüllü statüde devlet denetiminde paylaşan, hissettikleri toplumsal sorumluluğu gösterebilen uygun aile ya da kişilerdir (T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı [ASHB], T.Y.).
Bu iki yolun hukuki sonuçları farklı olsa bile ortak noktaları aynıdır. Çocuğun güvenli, sevgi dolu ve sürekli bir aile ortamında büyümesi. Aile olmanın, kâğıttaki bağdan önce gündelik hayatta kurulan bağa dayandığını burada çok net bir şekilde görebiliriz.
Çocuğun Gözünden Aile
Bir çocuk için aile, kimlerden oluştuğu değil, ona ne hissettirdiğidir. Çocuk “Beni seviyorlar mı?” “Ben burada güvende miyim?” diye düşünür. Bu sorulara evet cevabı aldığında çocuk kendini ailesine ait hisseder. Güven duygusu çocuğun gelişiminin temelidir. Çocuk yanında biri olduğunu bildiği ve hissettiği zaman hata yapmaktan daha az korkar, duygularını çekinmeden ifade edebilir. Çünkü gerektiğinde gidebileceği, onu seven güvenli bir yer olduğunu bilir.
Çocuğu en çok zorlayan şeylerden biri belirsizliktir. Sevginin ne zaman geleceğini bilememek onu kaygılandırır. Bu yüzden aynı rutinler, tutulan sözler, kaliteli geçirilen zamanlar çocuk için çok değerlidir. Büyük hediyelerden çok, her gün tekrar eden küçük ve güvenilir davranışlar çocuğa sevildiğini hissettirir.
Çocuğun sesinin duyulması, duygularının ciddiye alınması ve olduğu gibi kabul edilmesi, çocuğa “Sen bu ailenin bir parçasısın” mesajını verir. Çocuklar sevgiyi çoğu zaman sözlerden çok davranışlardan anlar: Onları dinlemek, hastalandıklarında yanlarında olmak gibi.
Sonuç
Bu yazıya, bir televizyon programında karşılaştığım bir hikayenin beni düşündürmesiyle başlamıştım. Bu düşünce beni şu noktaya getirdi: Aile, yalnızca kan bağıyla tanımlanamayacak kadar geniş ve derin bir kavramdır.
Bir sosyal hizmet uzmanı ve aile danışmanı olarak gördüğüm şu: Anne, baba ve çocuktan oluşan aileler de, yalnızca eşlerden kurulan aileler de, tek ebeveynli aileler de, koruyucu ve evlat edinen aileler de aynı temele dayanır. Bu temel sevgi, güven ve bağlılıktır. İnsanlar birbirlerine kalpten bağlandığında ve kendilerini bir aile olarak tanımladığında, o yapı gerçek anlamda bir aile olur. Farklı biçimlerde kurulmuş ailelere önyargıyla değil, saygı ve anlayışla bakabiliriz. Çevremizde sevgiyle bir arada duran herkesin, hangi biçimde olursa olsun, ailesinin değerli olduğunu hatırlamalıyız.
Kaynakça
- Baloğlu, D. (2021) Toplumsal olarak anneden beklentiler yeterince iyi anne olmak açısından değerlendirilmesi. [Panel sunumu/bildirisi]. 5. Ulusal Bütüncül Psikoterapi Kongresi Özet Kitabı içinde. T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (t.y.). Evlat edinme hizmeti. 24 Ekim 2026 tarihinde https://www.aile.gov.tr/sss/cocuk-hizmetleri-genel-mudurlugu/evlat-edinme-hizmeti/ adresinden erişilmiştir. T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (t.y.). Koruyucu aile hizmeti. 24 Ekim 2026 tarihinde https://www.aile.gov.tr/sss/cocuk-hizmetleri-genel-mudurlugu/koruyucu-aile-hizmeti/ adresinden erişilmiştir.



