nsana birçok şeyi yaptırabilen güçlerden biri korku hissidir. Öylesine büyüktür ki fazlası bizi sonsuz bir negatif sarmalın içine hapseder gibidir; hayatta tutabilir ancak itaat de ettirir. Peki ya insan, kendisinden korktuğu kişiye sonsuz bir saygıyla beraber seviyor, güveniyor ve ona “baba” dahi diyebiliyorsa?
İzlediğim dizilerin vb. yazılarıma ilham olduğu bir gerçek…Bu kez Celal Baba’nın psikolojik hikâyesine tanık olacağız.
Öyle bir dizi düşünün ki ters köşe ve çelişkilerle dolu… Son zamanlarda izlediğim, The Departed (Köstebek) adlı sinema filminden uyarlanan, duygularımızı bir uçtan bir uca sürükleyen o dizi: İçerde
İçerde’nin Kebapçı Celal’i ise yukarıda bahsettiğim çelişkilerin üzerine kurulmuş. İtiraf etmeliyim ki Çetin Tekindor bu karakteri etiyle kemiğiyle canlandırdı.
Celal Baba’yı yalnızca bir kötü adam olarak tanımlamak psikolojik açıdan bazı ilginç tarafları kaçırmamıza sebep olabilir çünkü onun sahip olduğu güçler arasında yaptığı kebapların lezzeti yok sadece… O, çevresi ve parasıyla suç dünyasının önemli ismi olduğu kadar insanların aidiyet, güven, sevgi ve onaylanma ihtiyaçlarını yönetebilme gücüne de sahip.
Çevresindeki insanlarla kurduğu iletişimde en çarpıcı nokta “aile” kavramıdır. Çevresindeki tüm insanlara emir verirken onları ailesinin bir parçası olduğuna inandırıyor. “Evlaaaat!” diye seslenirken müthiş bir bağ kurma illüzyonu yaratıyor.
Sevgi mi, kontrol mü?
Celal Baba’nın neredeyse tüm ilişkilerindeki sevgi ile kontrol arasındaki sınırlar iç içe geçmiş durumdadır. Yani o birini seviyor, koruyor, sahipleniyor ancak o biri, kendi kararlarını almaya başlayınca bu durum Celal için bir tehdit haline geliyor. O, her şeyi ve herkesi kontrol altında tutmaya çalışan zeki ve çok temkinli bir karakter.
Bunu psikolojik açıdan değerlendirdiğimizde “kontrol ihtiyacı” kavramını görebiliriz. Celal’in dünyasında kontrol etmek onun belirsizlikle başa çıkma yolu olabilir. Kim, nerde, ne yapıyor ve ne yapabilir diye takip etmesi, olası tehditleri ortadan kaldırmaya çalışması vs. onun güvenli alanında kalmasını sağlıyor olabilir.
Ancak… Onun kontrolünün artması, çevresindekilerin özgürlüğünün kısıtlanması demektir. Celal Baba’nın ailesi olmak onun kurallarına uymayı da gerektirdiği için onun sevgisini kazanmak tabiri caizse bir lütuf gibidir ve onun ailesine dahilseniz, özgürlüğün bedelini de ödemek zorundasınız.
Bu noktada kişi “acaba beni seviyor mu?” sorusundan çok “Celal Babayı kaybetmemeliyim” kaygısıyla yaşamaya başlıyor.
İşte burası, manipülasyonun en güçlü taraflarından biridir ve Celal, usta bir manipülatördür!
Borçluluk hissi korkudan daha mı güçlüdür?
Celal Duman’ın yönetim şeklinde sadece cezalandırmak yoktur. Onlara sürekli kendisine karşı mahcup hissettireceği iyilikler yapıyor, güvenliğini sağlıyor. Tüm bunlar karşı tarafta duygusal bir borçlanma hissi yarattığı için yaptığı her iyiliği görünmez bir para birimine dönüştüren bir Celal izliyoruz.
Böyle bir borçluluk hissedildiğinde, Celal Baba için yapılan her şey koşulsuz şartsız yerine getiriliyor. Kişi yaptığı şeyin yanlış bir şey olduğunu düşünüyor olsa bile!
Bu noktada Celal’in “aile” kavramını çok boyutlu, işlevsel bir şekilde kullandığını söylemek mümkündür zira sınırları aşsa dahi tüm ipleri eline geçirmiştir.
Celal’in en büyük başarısı: Mert’e kim olduğunu söylemek
Celal Baba’nın kontrol mekanizmasını Mert ile olan ilişkisinden daha net anlayabiliriz; Mert’in davranışlarını kontrol altında tutarken kimlik algısına da müdahale ediyor. “Beyin yıkama” dedikleri…
Mert küçük yaşta kaçırılan ve yıllar sonra kötü ortamdan Celal Baba tarafından kurtarılıp yeni bir kimlikle polis olan ve Celal’e muhbirlik yapan bir kurbandır adeta. Yalnız buradaki psikolojik paradoksa dikkat çekmek istiyorum: Travmayı yaratan ve aynı zamanda travmadan kurtaran figür aynı kişidir.
Bu yüzden Mert’in Celal’e olan müthiş bağlılığını sadece korkuyla açıklamak yetersiz kalacaktır. Celal Baba onun için hem aile hem otorite hem de hayatının merkezindeki yegâne insandır; bu yüzden vazgeçilmezdir.
İlerleyen bölümlerde Mert’in gerçek ailesiyle ilgili detayların ortaya çıkmasıyla yaşadığı çatışma onu kimlik karmaşasına sürükleyecektir ne yazık ki;
“yaşadığım bu hayat benim hayatım mı, kimim ben?”
Mert’in diğerleriyle kurduğu yakın bağ, Celal’i çok fazla sinirlendiriyor çünkü hakimiyeti kaybetmek istemeyen Celal, Mert’in sevgisini paylaşamıyor ve sadece ona özel kalmasını istiyor. Ondaki narsisizmi görmemek imkânsız…
Buradan hareketle, psikolojik kontrolün önemli bir özelliği olarak Celal’in kontrol ettiği kişilerin kurduğu diğer ilişkileri de tehdit olarak algıladığını görebiliriz. Sarp ise tüm bunların karşısındadır. Celal’in güvenini kazanarak sistemin içine giren gizli polistir, yani içerdedir!
Celal Baba burada da yanılgı içindedir; Sarp’ı kontrol ettiğini zannederken Sarp’ın zihnindeki amaçları kontrol edemiyordur. Kardeşlerden biri, Celal’in kendisine verdiği kimlikle yaşıyor, diğeri ise verilen kimliği kullanarak sistemi içeriden değiştiriyor. Ve birbirinden habersiz…
Celal’in iki büyük yanılgısı Sarp ve Mert kardeşler olmuştur; Bir insanı tamamen kendine ait sanmak gerçekten onu tanıdığını gösterir mi?
Baba’lığın karanlık tarafı
“Baba” deyince aklınıza güvenlik, korunma, güven, aidiyet veya otorite gibi kavramlar gelir değil mi? Celal Duman hem cezalandıran hem de koruyan kişidir; onun babalığı karakterin psikolojik gücünü bu yüzden artırır niteliktedir işte…
Hepimiz belki de bir dönem otorite olarak gördüğümüz insanın bizi korumasına ihtiyaç duymuş olabiliriz.
Celal Baba’nın çevresindekiler ondan uzaklaşmakta ve sağlıklı sınırlar koymaya zorlanır. Belki de Celal’in karanlık dünyasındaki en büyük silahı, insanların onun sevgisini kaybetmekten korkmasını sağlamaktır.
Kötülüğü anlamak onu haklı göstermez: Celal’in psikolojisi
Kebapçı Celal’i psikolojik açıdan incelerken haklı bir tarafını bulmaya çalışmıyorum elbette… Tam tersine benim amacım, onun psikolojik katmanlarında yatan mekanizmaları anlamak ve manipülasyonun nasıl işleyebildiğini göstermektir.
Celal Baba’nın savunma mekanizmalarında şunları görebiliriz:
Rasyonalizasyon: Kişinin kabul edilmesi zor davranışlarına kendince mantıklı açıklamalar bulmasıdır. Zarar vermek “ihanetin bedelini ödetmek”, kontrol etmek “korumak”, cezalandırmak ise “düzeni sağlamak” olarak yeniden anlamlandırılabilir.
Yansıtma: Kişinin kabul etmekte zorlandığı duygu veya özellikleri karşısındaki kişide görmesiyle ilişkilidir. Sürekli ihanet ihtimali aramak, başkalarının sadakatinden şüphe etmek ve herkesi potansiyel tehdit olarak görmek bu açıdan değerlendirilebilir.
Bölme: İnsanları “bizden olanlar” ve “karşı taraftakiler” şeklinde keskin biçimde ayırmak, karmaşık ilişkileri daha kolay yönetilebilir hâle getirir. Bir insan ya sadıktır ya haindir; dosttur ya düşmandır. Aradaki gri alanlar ise tehdit oluşturur.
Celal Baba bize ne anlattı?
Görüyoruz ki İçerde’nin Celal Babası, sadece insanları korkutan bir suç makinesi değildir. Aynı zamanda diğer insanların ait olma ihtiyacını sömürerek hâkimiyet kuran ve zalim maskesiyle kendini koruyan bir karakterdir.
Onun bize anlattığı şey; sevgi ile sahiplenme arasındaki fark, korumak ile kontrol etmek arasındaki uçurum ve bir insanın kendi kimliğini başkasının elinde nasıl kaybedebileceğidir.
Celal Duman, insanları sadece cezalandırarak ele geçirmedi; onlara “Celal Babayı kaybetmek ait olduğun yeri yani aileyi kaybetmektir” düşüncesini de empoze etti.
Peki, bir insanı esir eden tek şey korku mudur sizce?
Belki de asıl esir eden şey, uzun süre kim olduğunu unutmak ve tamamen başka birinin yazdığı hikayeye göre yaşamaktır. Ya da yaşadığını zannetmek…
Kötülüğün kitabını yazmış kadar oldun Kebapçı Celal! Bizlere de onu okumak düştü.
Kaynakça
- Kaynakça
- Çatay, K. (Executive Producer). (2016–2017). İçerde [TV series]. Ay Yapım.
- Scorsese, M. (Director). (2006). The Departed [Film]. Warner Bros. Pictures.


