Cumartesi, Ekim 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Snoopy’nin Peşinden: Nostalji, İçimizdeki Çocuk ve Tüketme İsteği

Son günlerde sosyal medyada karşımıza ilginç bir görüntü çıkıyor: Bir kahve firmasının önünde sabahın erken saatlerinde Snoopy ve diğer Peanuts karakterlerinin yer aldığı ürünleri satın almak için sırada bekleyen insanların oluşturduğu kuyruk…

Peki, neden bu ürünler için sabahın köründe sıraya giriyoruz?

Bu sonbahar çılgınlığına biraz daha yakından bakarsak, tüketim alışkanlıklarımızın ardındaki bazı duygularımızın ve davranışlarımızın nedenlerini görebiliriz.

SNOOPY NEDEN BU KADAR TANIDIK GELİYOR?

Peanuts karakterleri 1950’lerden bu yana farklı kuşakların hayatında yer alan güçlü popüler kültür sembollerinden biri. En sevilen karakterlerden biri olan Snoopy’i gördüğümüzde geçmişimize ait bazı görüntüler, insanlar, dönemler veya duygular da harekete geçebilir. İşte burada nostalji devreye giriyor.

Nostaljiyi sadece “geçmişi özlemek” olarak düşünmek biraz eksik kalabilir. Güncel psikoloji araştırmaları, nostaljinin sosyal bir duygu olduğunu ve geçmişe dair anıların bağlılık, yakınlık ve sosyal destek hissiyle ilişkili olabileceğini gösteriyor (Juhl ve Biskas, 2023; FioRito ve Routledge, 2020). Tüketici davranışları üzerine yapılan çalışmalar da nostaljinin, özellikle sosyal bağlantı duygusu üzerinden ürünlere ve deneyimlere yönelik tercihlerimizi etkileyebileceğine işaret ediyor (Weingarten ve Wei, 2023).

Bu nedenle, bir Snoopy figürlü kupaya baktığımızda zihnimiz yalnızca “güzel bir kupa” demiyor olabilir. Belki biraz da: “Ben bunu çocukken de seviyordum.” “Bunu görünce eski günlerimi hatırlıyorum.” “Ne kadar tanıdık…” “Bana iyi geliyor.” diyor olabilir. Yani bazen bir nesnenin değeri maddi özelliklerinden çok bizde uyandırdığı çağrışımlardan beslenebilir.

İÇİMİZDEKİ ÇOCUK GERÇEKTEN SNOOPY Mİ İSTİYOR?

Burada “içimizdeki çocuk” kavramı ister istemez akla geliyor. Çocukken bizi mutlu eden bir oyuncağı ya da çizgi filmi karakterini yetişkinlikte yeniden görmek hoşumuza gidebilir. Çocukluğumuza ait bir nesneyi bugün kendi paramızla satın almak ise geçmişte sahip olamadığımız bir şeyi şimdi kendimize verebilmenin küçük bir biçimi de olabilir.

Üstelik bunun mutlaka derin bir psikolojik anlamı olması zorunda da değil. Bazen gerçekten sadece Snoopy’i seviyoruzdur. Bazen de Snoopy’nin temsil ettiği bir duyguyu seviyor olabiliriz. Çocuklukta hissettiğimiz neşe, merak, güven ve aidiyet duygusunu… Belki de yetişkinliğin sorumlulukları arasında kaybolduğunu hissettiğimiz bu duygulara küçük bir nesne aracılığıyla yeniden dokunuyoruz. Bu nedenle, yetişkin bir insanın Snoopy figürlü bir kupa alması “çocukça” bir davranış olarak görülmemeli. Bu kupayı satın almak geçmişimizle bugünümüz arasında küçük bir köprü kurmanın yollarından biri de olabilir.

Ancak, her Snoopy figürlü ürün satın alan kişinin mutlaka çocukluğuyla psikolojik bir bağ kurduğunu da söyleyemeyiz. Bir davranışın arkasında tek bir neden bulunmayabilir. Kimimiz gerçekten bu karakteri sevdiğimiz için, kimimiz ürünü estetik bulduğumuz için, kimimiz koleksiyon yaptığımız için, kimimiz ise çevremizdeki insanların ilgisi nedeniyle aynı ürünü satın almak isteyebiliyoruz. İşte burada sosyal psikoloji sahneye çıkıyor.

BİR KİŞİ İSTİYOR VE SONRA HERKES İSTİYOR

Diyelim ki, bir sosyal medya platformunda bir arkadaşımızın Snoopy figürlü kupasını gördük. “Çok güzelmiş.” dedik. Sonra, başka bir arkadaşımız aynı kupayı paylaştı. “Ya bu gerçekten de güzelmiş.” dedik. Ardından birçok sosyal medya platformunda da onlarca kişi aynı ürünü göstermeye başladı. Bu durumda “Ben de istiyorum.” düşüncesi ön plana çıkıyor.

İnsanlar çevrelerindeki kişilerin davranışlarından etkilenebiliyor. Özellikle bir ürünün çok talep gördüğünü fark ettiğimizde onun değerli veya arzu edilir olduğuna dair bir izlenim elde edebiliyoruz. Buna sosyal kanıt diyebiliriz. Nostaljinin sosyal bağlantı duygusunu güçlendirebildiğini ve bunun tüketici tercihleriyle ilişkili olabileceğini gösteren çalışmalar da bu noktada dikkat çekici (Weingarten ve Wei, 2023).

Bir başka güçlü etken ise kıtlık. “Stoklarla sınırlı.” “Bugün geldi, yarın bitmiş olabilir.”

“Bir daha gelmeyecek.”

Bu cümleler ürüne ilişkin algımızı değiştirebiliyor. Tüketici araştırmaları, sınırlı arz ve kıtlık mesajlarının bazı koşullarda ürünün arzu edilirliğini ve satın alma niyetini artırabildiğini gösteriyor; ancak bu etkinin her durumda ortaya çıkmadığını da belirtmek gerekiyor (Li vd., 2021). Artık, önümüzde yalnızca “İstiyor muyum?” sorusundan ziyade, “Şimdi almazsam bir daha bulabilir miyim?” sorusu ön plana çıkıyor.

KAÇIRMA KORKUSU: FOMO

Günümüzde sosyal medya bu süreci daha da hızlandırabiliyor. Yüzlerce kişinin aynı ürünü aldığına tanık oluyoruz. Üstelik ürünün tükendiğine dair paylaşımlar da sürecin bir parçası haline geliyor. “Bizim mağazada kalmamış.” “Sabah 8’de gittim, son iki tane kalmıştı.”

“Şu şubede hâlâ var.”

gibi paylaşımlarla tüketim deneyimi sosyal bir olaya dönüşüyor. Kişi artık yalnızca bir ürün satın almakla kalmıyor aynı zamanda deneyimin de parçası oluyor. Bu durum, “gelişmeleri kaçırma korkusu” olarak bilinen FOMO’yu (Fear of Missing Out) tetikleyebiliyor. FOMO özellikle sosyal medya bağlamında yoğun biçimde araştırılıyor (Elhai vd., 2021; Rozgonjuk vd., 2020). Burada kişiler, başkalarının kendisinin dahil olmadığı ödüllendirici deneyimler yaşadığını düşünüyor ve kendisinin bu deneyimleri kaçırabileceği endişesini taşıyor.

Ürünü gerçekten çok istediğimiz için mi alıyoruz, yoksa başkalarının sahip olduğu bir şeye sahip olamama ihtimali bizi rahatsız mı ediyor? Bazen ikisi birbirine karışabiliyor.

PEKİ NEDEN BÜTÜN KOLEKSİYONU İSTİYORUZ?

Bir Snoopy figürlü kupa aldık. Sonra ona uygun termosu gördük. “Bu da güzelmiş.” Ardından anahtarlık… “Bunun yanında çok tatlı durur.” Sonra çanta… “Zaten Snoopy’i seviyorum.” Bir noktada kendimizi koleksiyonun tamamını incelerken bulabiliyoruz.

Burada koleksiyon yapma davranışının kendisi devreye giriyor. Bir serinin parçalarını tamamlamak, yalnızca nesnelere sahip olmakla ilgili olmayabilir; tamamlanma hedefleri, sosyal aidiyet, kişisel anılar ve kendini ifade etme gibi farklı motivasyonlarla ilişkili olabilir (Lee vd., 2022). Bir koleksiyonun parçaları birbirini tamamladığında tek bir ürünün anlamı da değişebilir. Artık karşımızda yalnızca “güzel bir kupa” değil, bir bütünün parçası vardır. Hatta yakın tarihli araştırmalar, koleksiyonların birbirine bağlı parçalar aracılığıyla düzen ve bütünlük hissi sağlayabildiğini ve koleksiyonu tamamlama isteğinin bu yapı duygusuyla ilişkili olabileceğini gösteriyor (Park vd., 2025). Koleksiyonun tamamlanmamış olması da yeni bir parçaya yönelik isteği canlı tutabilir.

PEKİ, NE ZAMAN KEYİFLİ TÜKETİM TÜKETME İSTEĞİNE DÖNÜŞÜYOR?

Aslında burada tüketimi tamamen kötü bir şey gibi ele almak da pek anlamlı değil. Bir insanın kendisine güzel bir kupa alması, sevdiği bir karakterle ilgili bir ürün edinmesi veya sonbahar kahvesini özel bir bardakta içmek istemesi gayet sıradan ve keyifli bir deneyim olabilir. Sorun belki de kupada değil. Asıl soru şu: “Ben bunu gerçekten istediğim için mi alıyorum, yoksa kaçırmaktan korktuğum için mi?” Bu soru bazen tüketim davranışımızı anlamamıza yardımcı olabilir.

“İhtiyacım var mı?” sorusundan önce “Bunu neden istiyorum?” diye sormak, kendi duygularımızla temas etmemizi sağlayabilir. Belki, gerçekten Snoopy’i seviyoruz. Belki, çocukluğumuzdan bir parçayı bugünkü hayatımıza taşımak hoşumuza gidiyor. Belki, arkadaşlarımızda gördük ve bizde de olmasını istiyoruz. Belki, sınırlı sayıda olması ürünü gözümüzde daha değerli hale getiriyor. Belki de, hepsinden biraz var.

BELKİ, MESELE SNOOPY DEĞİL

Bir Snoopy figürlü kupanın peşinden koşan yetişkinleri görmek bize komik gelebilir. “İnsanlar bir kupa için sabahın köründe neden sıraya giriyor?” diye sorabiliriz ancak, burada asıl sormamız gereken soru, “Bir kupa bize neden bu kadar çok şey hissettiriyor?”. İnsan sadece ihtiyaçlarını satın alan bir varlık değil. Anılarımız, duygularımız, ilişkilerimiz, ait olduğumuz gruplar veya kendimizle ilgili hikâyelerimiz de seçimlerimize eşlik ediyor. Bazen satın aldığımız şey bir nesne, bazen de o nesnenin temsil ettiği bir duygu olabilir. Bir Snoopy figürlü kupa belki çocukluğu geri getirmez ama, çocukluktan gelen bir sıcaklığı bugüne taşıyabilir. Belki de bu yüzden bir yetişkin Snoopy figürlü bir eşya gördüğünde içinden bir ses: “Ben bunu istiyorum.” der. Ara sıra o sesi dinlemek ise gerçekten güzeldir.

Kaynakça

  • Elhai, J. D., Yang, H., & Montag, C. (2021). Fear of missing out (FOMO): Overview, theoretical underpinnings, and literature review on relations with severity of negative affectivity and problematic technology use. Brazilian Journal of Psychiatry, 43(2), 203–209. https://doi.org/10.1590/1516-4446-2020-0870
  • FioRito, T. A., & Routledge, C. (2020). Is nostalgia a past or future-oriented experience? Affective, behavioral, social cognitive, and neuroscientific evidence. Frontiers in Psychology, 11, 1133. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2020.01133
  • Juhl, J., & Biskas, M. (2023). Nostalgia: An impactful social emotion. Current Opinion in Psychology, 49, 101545. https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2022.101545
  • Lee, C., Brennan, S., & Wyllie, J. (2022). Consumer collecting behaviour: A systematic review and future research agenda. International Journal of Consumer Studies, 46(5), 2020–2040. https://doi.org/10.1111/ijcs.12770
  • Li, H., Xu, Y., & Huang, L. (2021). When less is more? The contingent effect of product supply limitation in the release of new electronic products. Journal of Retailing and Consumer Services, 60, 102433. https://doi.org/10.1016/j.jretconser.2020.102433
  • Park, S., Lee, J., & Kim, S. (2025). Seeking structure in collections: Desire for control motivates engagement in collecting. Journal of Consumer Research, 52(3), 480–501. https://doi.org/10.1093/jcr/ucae071
  • Rozgonjuk, D., Sindermann, C., Elhai, J. D., & Montag, C. (2020). Fear of missing out (FoMO) and social media's impact on daily-life and problematic social media use. International Journal of Environmental Research and Public Health, 17(8), 2867. https://doi.org/10.3390/ijerph17082867
  • Weingarten, E., & Wei, Z. (2023). Nostalgia and consumer behavior. Current Opinion in Psychology, 49, 101555. https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2022.101555
Melis Kümbetlioğlu
Melis Kümbetlioğlu
Melis Kümbetlioğlu, Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu ve Londra’daki Roehampton Üniversitesi’nde Bağlanma Çalışmaları alanında uzmanlık eğitimi almış bir psikolog ve yazardır. Erken dönem bağlanma ilişkileri ve sanat terapisi üzerine çalışmalar yapmakta, yazıları ve atölyeleri aracılığıyla sanatın terapötik gücünü paylaşmaktadır. Yüreğimden Dökülenler adlı kitabında, içsel yolculuğunu ve terapötik deneyimlerini samimi bir şekilde sunar. Kümbetlioğlu, bağlanma teorisini ve sanat terapisini bireylerin yaşamlarına dahil etmek ve iyileştirici bir dil geliştirmek için çalışmalarını sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar