Evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış, kendi ailesini kurmuş ama hâlâ kök ailesinden ayrı bir yetişkin olamamış insanlar vardır. Bu, özellikle aile bağlarının güçlü olduğu toplumlarda tanıdık bir manzaradır. Aynı apartmanda yaşayan aileler, birbirine yakın evler, ortak maddi kaynaklar. Kimin ne yapacağının yalnızca kişiyi değil, bütün aileyi ilgilendirdiği hayatlar.
Böyle bir aile yapısının yalnızca olumsuz taraflarından söz etmek mümkün değildir. Aileden alınan destek, zor zamanlarda birbirine sahip çıkmak, çocuk bakımında dayanışma göstermek ve kişinin kendisini bir topluluğun parçası olarak hissetmesi oldukça değerlidir.
Dolayısıyla konu yakın olmak değildir. Asıl konu, bu yakınlığın içinde ne kadar ayrı kalabildiğimizdir.
Aile üyelerinin birbirlerinin hayatlarına ne ölçüde dahil olduğu, bireylerin kendi kararlarını verirken ne kadar özgür hissedebildiği ve farklı düşündüğünde ilişkinin ne kadar zarar gördüğü önemli hale gelir. Aile terapisi alanında bu noktada önemli kavramlardan biri benliğin farklılaşmasıdır. Benliğin farklılaşması, kişinin duygusal olarak aileden kopması ya da onlarla arasına mesafe koyması anlamına gelmez. Aksine kişi, ailesiyle bağını sürdürürken kendi düşüncelerini, değerlerini ve kararlarını koruyabilmeyi öğrenir. Yani aileniz sizinle aynı fikirde olmadığında da kendi fikrinizin arkasında durabilmektir.
Bazı ailelerde bir kişinin memnuniyetsizliği, diğer aile üyelerinin kararlarını ciddi biçimde etkileyebilir. Özellikle ailenin sözü daha fazla dinlenen bir üyesinin onayı, takdiri ya da hoşnutsuzluğu zamanla görünmez bir karar mekanizmasına dönüşebilir. Kimse size açıkça “Bunu yapamazsın.” demeyebilir.
Ama başka bir şehre taşınmak istediğinizde veya çocuğunuzla ilgili bir karar aldığınızda eleştirilebilirsiniz. İş değiştirmek, ev almak, evlenmek, boşanmak ya da kendi hayatınızla ilgili başka bir seçim yapmak istediğinizde ailenizin tepkisini düşünmeden hareket etmek zorlaşabilir. Bir süre sonra birey kendi kararını vermekten çok, ailesinin bu karara nasıl tepki vereceğini hesaplamaya başlayabilir.
Aileden farklılaşmanın önündeki en güçlü engellerden biri suçluluk hissidir. Özellikle çocukluktan beri “iyi evlat” olmayı; uyumlu olmak, söz dinlemek, aileyi üzmemek ve onların beklentilerini karşılamakla eşleştiren kişiler, yetişkinlikte kendi seçimlerini yaptıklarında suçluluk hissi yaşayabilir. Çocuklukta öğrenilen bazı ilişkisel kalıplar yetişkinlikte de devam edebilir. Ailenin onayını kaybetme ihtimali, kişinin kendi isteğinden daha önemli hale gelebilir. Bu nedenle bazen yetişkin bir insanın hayatındaki en zor cümlelerden biri “Ben böyle istiyorum.” olabilir.
Sağlıklı aile bağlarında yakınlık vardır; ancak herkesin kendi alanı da vardır. Ailenizin düşüncesini önemseyebilirsiniz. Onların üzülmesini istemeyebilirsiniz. Hatta bazı kararlarınız onları gerçekten hayal kırıklığına uğratabilir. Ancak yetişkinlik, herkesin sizin kararınızdan memnun olmasını sağlayabilmek değildir.
Bazen aile üyelerimiz bizim için doğru olduğunu düşündükleri şeyi ister. Bunu sevgiden, kaygıdan ya da kendi deneyimlerinden hareketle yapabilirler. Fakat onların sizin için doğru olduğuna inandığı şey ile sizin hayatınız için doğru olan şey her zaman aynı olmak zorunda değildir.
Aileniz sizin kararınız nedeniyle üzülebilir. Kızabilir, eleştirebilir veya mesafeli davranabilir. Bunlar kolay duygular değildir. Fakat başka birinin yaşadığı duyguyu ortadan kaldırmak her zaman sizin göreviniz değildir.
Asıl ayrışma, ailenizin yanında dururken bile kendi düşüncenizi duyabilmek, onların sevgisini kaybetmemek için kendinizden vazgeçmemektir. Çünkü büyümek, ailemizden uzaklaşmak değil; onların beklentileri, hayal kırıklıkları ve onayları arasında kendi sesimizi duyabilmeyi öğrenmektir.
Çünkü kendi hayatınızı seçmek; ailenizi geride bırakmak değil, onların yanında bile kendinizi geride bırakmamaktır.


