Salı, Ağustos 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocukluktan Yetişkinliğe: Narsistik Ebeveynlik Partner Seçimlerimizi Nasıl Etkileyebilir?

Çocukluktan Yetişkinliğe: Narsistik Ebeveynlik Partner Seçimlerimizi Nasıl Etkileyebilir? “İnsan neden kendisine iyi gelmeyen kişileri tekrar tekrar hayatına alır?” Bu soru, romantik ilişkiler üzerine düşünürken sık karşılaştığımız sorulardan biridir. Bazen kişi, ilişkilerinde sürekli benzer bir döngünün içinde olduğunu fark eder: Duygusal olarak mesafeli, eleştirel, kontrolcü ya da kendi ihtiyaçlarını merkeze koyan partnerlere yönelir. İlişki başladığında yoğun bir çekim hisseder; ancak zaman içerisinde kendisini görülmemiş, yetersiz, değersiz ya da sürekli bir şeyleri kanıtlamak zorunda hisseder. Bu durumun tek bir açıklaması yoktur. Ancak kişinin çocukluk deneyimleri, özellikle de bakım verenleriyle kurduğu ilişki biçimi, yetişkinlikte kurduğu yakın ilişkilerin nasıl şekillendiğini anlamak açısından önemli bir pencere sunabilir. “Narsist ebeveyn” ne demektir? Gündelik dilde “narsist” kelimesi oldukça sık kullanılıyor. Oysa klinik açıdan narsistik kişilik özellikleri ile Narsistik Kişilik Bozukluğu aynı şey değildir. Bu nedenle burada “narsist ebeveyn” ifadesini, çocuğun duygusal ihtiyaçlarını sürekli olarak kendi ihtiyaçlarının gerisine koyan; çocuğu kontrol etme, küçümseme, aşırı eleştirme, başarıları üzerinden değer verme ya da çocuğun sınırlarını ihlal etme eğilimi gösteren ebeveynlik örüntülerini tanımlamak için kullanmak daha doğru olacaktır. Böyle bir ortamda çocuk zamanla şu mesajları içselleştirebilir: “Olduğum halimle yeterli değilim.” “Sevilmek için başarılı olmalıyım.” “Karşımdaki insanın ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımın önüne koymalıyım.” “Hayır dersem terk edilebilirim.” “Sevgi, çaba göstererek kazanılan bir şeydir.” Bu mesajların çocuklukta oluşması, yetişkinlikte kişinin kendisi ve ilişkileri hakkında kurduğu içsel anlatıyı etkileyebilir.Tanıdık olan her zaman güvenli değildirİnsan zihni çoğu zaman tanıdık olana yönelir. Ancak “tanıdık” ile “sağlıklı” aynı şey değildir.Çocuklukta sevgi ile eleştiri, yakınlık ile mesafe, kabul ile koşullu onay birbirine karışmışsa kişi yetişkinlikte benzer bir ilişki dinamiğini bilinçli olarak istemese bile tanıdık bulabilir.

Örneğin çocukken sevgiyi ebeveyninin beklentilerini karşılayarak elde etmeye çalışan bir kişi, yetişkinlikte duygusal olarak ulaşılması zor bir partnerin sevgisini kazanmak için fazlasıyla çaba gösterebilir. Partner mesafeli olduğunda daha çok yaklaşabilir. Partner ilgisini azalttığında kendisini daha fazla kanıtlamaya çalışabilir. Partner eleştirdiğinde “Neyi yanlış yapıyorum?” diye düşünebilir. Burada önemli olan nokta şudur: Kişi mutlaka bilinçli olarak “Bana zarar verecek bir partner istiyorum” diye düşünmez. Hatta çoğu zaman tam tersine, sağlıklı ve sevgi dolu bir ilişki arayışındadır. Fakat geçmiş deneyimler, kişinin “sevgi”, “yakınlık” ve “ilişki” kavramlarını nasıl tanımladığını etkileyebilir. Sevgi mi, kendini kanıtlama çabası mı? Narsistik özelliklerin yoğun olduğu bir ebeveynle büyüyen çocuk, ebeveyninin onayını kazanmak için kendisini sürekli ayarlamak zorunda kalabilir. Başarılarıyla, davranışlarıyla, sessiz kalmasıyla veya ihtiyaçlarını geri plana atmasıyla “iyi çocuk” olmaya çalışabilir. Yetişkinlikte bu örüntü romantik ilişkilerde “fazla verme” biçiminde karşımıza çıkabilir.Kişi partnerinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyabilir. İlişkinin duygusal yükünü tek başına taşıyabilir. Karşısındaki kişinin mutsuzluğundan kendisini sorumlu tutabilir. Bir noktadan sonra ilişkinin temel sorusu “Bu ilişki bana iyi geliyor mu?” olmaktan çıkıp “Partnerimin sevgisini kaybetmemek için daha ne yapmalıyım?” haline gelebilir.Bu ikisi arasında çok önemli bir fark vardır.“Onu değiştirebilirim” düşüncesi nereden gelir? Bazı kişiler, yetişkinlikte duygusal olarak ulaşılması güç partnerlere karşı güçlü bir kurtarıcı rolü geliştirebilir. Partnerinin yaralarını iyileştirebileceğine, yeterince severse onun değişeceğine ya da ilişkinin sonunda arzuladığı yakınlığı elde edeceğine inanabilir.Bu noktada geçmişin onarılmasına yönelik bilinçdışı bir çaba söz konusu olabilir.Çocukken kendisini yeterince görmeyen veya onaylamayan ebeveyninden alamadığı kabulü, yetişkinlikte benzer özelliklere sahip bir partnerden almaya çalışmak gibi bir döngü ortaya çıkabilir. “Bu kez beni seçecek.” “Bu kez yeterince iyi olacağım.” “Bu kez terk edilmeyeceğim.”

Bu düşünceler romantik ilişkinin kendisinden çok, kişinin geçmişte tamamlanmamış duygusal ihtiyaçlarıyla ilişkili olabilir.Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı vardır: Her zor ilişkinin nedeni çocukluk değildir ve narsistik ebeveynle büyüyen herkes ileride narsistik özellikleri olan partnerleri seçmez.İnsan davranışı tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşıktır. Döngüyü fark etmek mümkün mü? Değişimin önemli adımlarından biri, kişinin kendisini suçlamak yerine örüntüyü merak etmeye başlamasıdır. “Ben neden hep böyle insanları seçiyorum?” sorusu yerine; “İlişkilerimde tekrar eden hangi dinamikler var?” “Sevilmek için kendimden ne kadar vazgeçiyorum?” “Benim için sevgi ne anlama geliyor?” “Bir ilişkide huzur bana güven mi veriyor, yoksa huzursuz mu ediyor?” gibi sorular daha işlevsel bir başlangıç sağlayabilir.Psikoterapi de bu örüntülerin fark edilmesi, kişinin kendi ihtiyaçlarını tanıması, sınırlarını yeniden oluşturması ve daha güvenli ilişki biçimleri geliştirmesi açısından önemli bir alan olabilir. Geçmiş kader değildir Çocukluk deneyimleri yetişkinlik ilişkilerimizi etkileyebilir; ancak onları belirlemek zorunda değildir.Narsistik özellikleri yoğun bir ebeveynle büyümüş olmak, kişinin gelecekte mutlaka narsistik bir partner seçeceği anlamına gelmez. Aynı şekilde bir kişinin sağlıksız bir ilişkiye girmiş olması da onun “yanlış seçimler yapan” biri olduğu anlamına gelmez.Bazen hayatımızda tekrar eden ilişkisel örüntüler, kendimizi suçlamamız gereken bir başarısızlık değil; daha yakından bakmamız gereken bir mesajdır.Belki de asıl soru “Neden onu seçtim?” değil, “Bu ilişkide kendim hakkında neye inandım?” sorusudur. Çünkü sağlıklı bir ilişki yalnızca doğru partneri bulmakla ilgili değildir. Aynı zamanda kişinin kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını, değerini ve yakınlık anlayışını yeniden keşfetmesiyle ilgilidir.Geçmişimiz bize bazı ilişki kalıpları öğretmiş olabilir.Ama yetişkinlik, öğrendiğimiz her şeyi değiştiremeyeceğimiz anlamına gelmez. “Bazen iyileşme, karşımızdaki insanın bizi nihayet seçmesiyle değil; içinde bulunduğumuz ilişkiyle sağlıklı bir ilişki kurmayı seçtiğimiz anda başlar.”

Hira nur Ceyhan
Hira nur Ceyhan
Marmara Üniversitesi mezunu bir psikolog olarak, aile ve çift ilişkileri alanında çalışıyorum. Şu anda aile danışmanlığı yaparak bireylerin ve ilişkilerin daha sağlıklı bir denge kurmasına destek oluyorum. Mesleğime duyduğum ilgi ve bağlılık, her danışanla kurduğum süreçte beni daha da motive ediyor

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar