Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Siyasi tutukluluk kaygıyı ve belirsizlik hissini neden artırır?

6 dk.okuma süresi
Siyasi tutukluluk kaygıyı ve belirsizlik hissini neden artırır?
Kısaca

Siyasi bir ismin tutuklanması ya da tahliye sürecinin uzaması, yalnızca o kişiyi değil, onu izleyen geniş kitleleri de etkiler. İnsanlar bu tür durumlarda en çok belirsizlik, güvensizlik ve kontrol kaybı hisseder; çünkü olayın sonucu kadar, sürecin ne kadar süreceği de tahmin edilemez hale gelir.

Ne oldu?

Son günlerde Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş hakkında verilen tahliye ve ev hapsi kararı, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Bu tür gelişmeler, haberin hukuki yönünden öte, insanların gündelik ruh halini de etkileyen bir “bekleyiş” duygusu yaratır.

Bir siyasi figürün özgürlüğü, görevi ya da geleceği etrafında oluşan belirsizlik, yalnızca haber takibi yapanlarda değil; benzer kaygılar taşıyan, siyasete duyarlı ya da zaten güvensizlik yaşayan kişilerde de psikolojik bir dalgalanma yaratabilir. Burada asıl sarsıcı olan çoğu zaman olayın kendisinden çok, sürecin öngörülemezliğidir.

Kısacası: Siyasi tutukluluk ve benzeri yargı süreçleri, toplumda “ne olacak?” sorusunu büyütür; bu soru da kaygıyı besleyen temel zemini oluşturur.

İnsanlar ne hissediyor?

Bu tür gündemlerde en sık görülen duygu kaygıdır. Kaygı, insanın yaklaşan bir tehlikeyi ya da kötü bir olasılığı zihninde sürekli tartmasıdır. Haber başlıkları, sosyal medya yorumları ve çelişkili açıklamalar bu duyguyu daha da yoğunlaştırabilir. Kişi olayın sonucunu bilmediği için zihni boşlukları senaryolarla doldurmaya başlar.

Bir diğer yaygın his belirsizliktir. Belirsizlik, insan zihninin en zor tolere ettiği durumlardan biridir; çünkü beyin, güvenlik hissini büyük ölçüde öngörülebilirlik üzerinden kurar. Ne kadar çok soru işareti varsa, kişi o kadar çok tetikte kalır. Bu da yorgunluk, odaklanma güçlüğü, huzursuzluk ve bedensel gerginlik olarak geri dönebilir.

İnsanlar bazen sadece kaygı değil, aynı zamanda öfke, çaresizlik ve adaletsizlik hissi de yaşar. Özellikle siyasi içerikli gelişmelerde, kişinin kendi görüşüyle olay arasında bir bağ kurması kolaydır. Bu durumda mesele yalnızca bir haber olmaktan çıkar; kişinin dünyayı nasıl gördüğünü etkileyen bir güven sorunu haline gelir.

Bu hisler normal mi? Evet, böylesi belirsiz ve yüksek gerilimli durumlarda kaygı, öfke ve huzursuzluk hissetmek anlaşılırdır. Önemli olan, bu duyguların yaşamı ne ölçüde zorlaştırdığıdır.

Bu duyguların psikolojik açıklaması

Psikolojide kaygı, çoğu zaman geleceğe dönük tehdit algısıyla ilişkilendirilir. Kişi doğrudan tehlikede olmasa bile, ne olacağını bilememek zihinde bir tehdit hissi yaratabilir. Siyasi tutukluluk gibi olaylarda tehdit, fiziksel olmaktan çok toplumsal ve simgeseldir: hukuk, adalet, düzen ve güven duygusu sarsılabilir.

Belirsizlik, kaygıyı artıran güçlü bir etkendir çünkü insan beyni kesinlik arar. Kesinlik olmayınca, zihin kontrol duygusunu geri kazanmak için sürekli haber okur, yorum takip eder, farklı ihtimalleri tekrar tekrar düşünür. Bu davranış kısa süreli rahatlama sağlasa da uzun vadede kaygıyı besleyebilir.

Burada bir başka önemli kavram da “kontrol kaybı” hissidir. İnsanlar sonucu değiştiremeyecekleri olaylarda kendilerini daha savunmasız hisseder. Siyasi bir sürecin seyri, bireyin kendi çabasıyla doğrudan yönlendirilemediği için, kişi edilgenlik duygusuna kapılabilir. Bu da zihinsel yükü artırır.

Ayrıca toplumsal düzeyde yaşanan gerilimler, kişisel duyguları da büyütebilir. İnsanlar yalnızca kendi yaşamlarını değil, ülkenin gidişatını da düşünmeye başlar. Böyle durumlarda tek bir olay, daha geniş bir güvensizlik hikâyesinin sembolüne dönüşebilir. Bu yüzden tepki sadece “bu haber üzdü” değildir; çoğu zaman “geleceğe dair içim rahat değil” duygusudur.

Psikolojik olarak özetlersek: Kaygı, belirsizlikle; belirsizlik, kontrol kaybıyla; kontrol kaybı da güvensizlikle beslenir. Siyasi tutukluluk haberleri bu üç duyguyu aynı anda tetikleyebilir.

Araştırmalar ne söylüyor?

Psikoloji literatüründe kaygı, belirsizlik ve stres arasındaki ilişki uzun zamandır inceleniyor. APA Dictionary of Psychology, kaygıyı gelecekteki bir tehdide yönelik gerginlik ve endişe hali olarak tanımlar; belirsizlik ise bir durumun sonucu hakkında yeterli bilgi olmamasıyla ilişkilendirilir. Bu iki kavramın birlikte çalışması, insanların neden bazı haberleri defalarca takip ettiğini anlamaya yardımcı olur.

Belirsizliğe tahammülün düşük olduğu durumlarda, insanlar en küçük işareti bile büyük anlamlarla yorumlayabilir. Bu nedenle siyasi ve hukuki süreçlerin sık sık değişmesi, net bir çerçevenin oluşmaması ve farklı açıklamaların peş peşe gelmesi, zihinsel yükü artırır. Kişi “sonucu bilmiyorum” duygusunu taşıdıkça, bedeni de sanki tehlike varmış gibi alarma geçebilir.

Kaygı üzerine çalışmalar, insanların belirsizliğe maruz kaldıklarında dikkatlerini tehdit içeren bilgilere daha fazla yöneltebildiğini gösterir. Bu nedenle sadece haberin kendisi değil, haber tüketme biçimi de önemlidir. Sürekli güncelleme takibi yapmak, kısa vadede kontrol hissi verse de uzun vadede zihni daha da yorabilir.

Toplumsal güven ile psikolojik iyi oluş arasında da yakın bir bağ vardır. İnsanlar kurumların öngörülebilir ve tutarlı çalıştığını düşündüklerinde daha sakin kalabilir; tam tersi durumda ise belirsizlik, bireysel kaygıyı büyütür. Bu nedenle siyasi süreçlerin yarattığı psikolojik etki, yalnızca kişisel hassasiyetle değil, aynı zamanda toplumsal güven iklimiyle de ilgilidir.

Nasıl başa çıkılır?

İlk adım, duyguyu adlandırmaktır: “Kaygılıyım, çünkü ne olacağını bilmiyorum.” Bu cümle basit görünür ama belirsiz bir hissi somut hale getirir. Duyguyu isimlendirmek, onun üzerimizdeki etkisini biraz azaltabilir.

İkinci olarak, haber takibini sınırlamak yararlı olabilir. Sürekli yenileme yapmak, yorumları tekrar tekrar okumak ya da gün boyu bildirim beklemek, kaygıyı besler. Bunun yerine gün içinde belirli bir zaman aralığı seçip haber okumak, zihne kısa bir dinlenme alanı açar.

Üçüncü olarak, bedenin verdiği sinyalleri ciddiye almak gerekir. Uykuda bozulma, mide sıkışması, çarpıntı, gerginlik ya da odaklanma sorunları varsa, bu yalnızca “duygu” değil, bedenin de yük altında olduğuna işaret edebilir. Kısa yürüyüşler, nefesin yavaşlatılması ve temel rutinlere dönmek bu yükü hafifletebilir.

Dördüncü olarak, tek başına kalmamak önemlidir. Güvendiğiniz biriyle konuşmak, olayın sizde ne uyandırdığını paylaşmak ve farklı bakış açılarını dinlemek, zihnin döngüye girmesini azaltabilir. Ancak bu konuşmalar, sürekli siyaset tartışmasına dönüşürse kaygıyı artırabilir; dengeyi korumak gerekir.

Son olarak, bu duygular günlük yaşamı belirgin biçimde etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek almak iyi bir adım olabilir. Özellikle uzun süren uykusuzluk, yoğun huzursuzluk ya da işlev kaybı varsa profesyonel destek önemlidir.

Kendinizi kötü hissediyorsanız 112'yi arayabilir, bir ruh sağlığı uzmanına başvurabilirsiniz.

Kaynaklar

  • APA Dictionary of Psychology. “Anxiety” maddesi.
  • APA Dictionary of Psychology. “Uncertainty” maddesi.
  • DSM-5-TR. Kaygı bozuklukları ile ilgili tanı çerçevesi.

Kaynaklar

Psychology Times Psychology Times
Psychology Times editör ekibi: rehberler, psikoloji sözlüğü ve gündemi psikolojinin gözüyle anlatan yazılar.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!