Kaygı ebeveynden çocuğa geçer mi?
Kaygı, bir tehdide karşı bedenin ve zihnin verdiği doğal bir uyarı tepkisidir. Kısa süreli ve ölçülü olduğunda bizi harekete geçirir; çalışmaya, hazırlanmaya, dikkatli olmaya iter. Ancak kaygı kronikleştiğinde ya da orantısız bir yoğunluk kazandığında, bireyin performansını desteklemek yerine onu olumsuz etkilemeye başlar. Bilhassa sınav dönemlerinde, bireysel bir deneyimin çok ötesine geçer. Aile içinde özellikle ebeveynlerden birinin yaşadığı kaygı ve stres çoğu zaman fark edilmeden ebeveynden çocuğa aktarılır.
Bu aktarım illa sözcüklerle olmak zorunda değildir, atmosferle de olabilir. Bir ebeveyn “Çok çalışman lazım, bu sınav hayatını belirler” demeyebilir ama sabah kahvaltısındaki gerginliği, sınav sonuçlarını sorduğundaki gergin sesini ya da notlarını incelerken tuttuğu nefesini çocuk fark eder. Çocuklar, ebeveynlerinin duygusal durumunu hem gözlemsel öğrenme hem de biyolojik tepkiler ile içselleştirir. Bandura’nın sosyal öğrenme kuramı, bu süreci model alma olarak tanımlar: çocuk, kaygılı ebeveynin tepkilerini gözlemleyerek tehdidin büyüklüğünü değerlendirir ve buna göre kendi duygusal tepkisini biçimlendirir. Psikolojide buna duygusal bulaşma denir: bir kişinin duygu durumunun, doğrudan bir iletişim olmaksızın başkasına geçmesi durumudur.
“Çocuklar, ebeveynlerinin kaygısını söylemlerden çok bedenlerinden, ses tonlarından ve gündelik davranışlarındaki değişimden fark eder.”
Sınav dönemlerinde bu dinamik özellikle belirginleşir. Ebeveynin performansa verdiği aşırı önem, çocukta başarısız olma korkusunu besleyebilir. Yapılan araştırmalar, ebeveyn kaygısıyla çocuğun sınav kaygısı arasında anlamlı bir ilişki olduğunu tutarlı biçimde ortaya koymaktadır. Üstelik bu ilişki tek yönlü değildir; kaygılı çocuk, ebeveynin kaygısını da pekiştirebilir. Aile, zamanla ortaklaşa bir stres döngüsüne girer.
Peki bu döngüyü nasıl kırabiliriz?
Her şeyden önce, ebeveynlerin kendi kaygılarını tanımaları gerekir. “Ben sadece onu destekliyorum” düşüncesinin arkasında zaman zaman maske takmış bir baskı gizlenebilir. Çocuğun başarısını kendi değeriyle özdeşleştiren bir ebeveyn, farkında olmadan çocuğun omuzlarına kendi beklentilerinin ağırlığını yükleyebilir.
İkincisi, performans odaklı iletişim kalıplarını süreç odaklı kalıplarla değiştirmek gerekir. “Kazanmak zorundasın” yerine “Elinden gelenin en iyisini yap” demek küçük bir fark gibi görünse de çocuğun güven hissini köklü biçimde değiştirebilir. Sonuç üzerine kurulan konuşmaların yerini çabanın takdir edilmesine bırakması bu kısımda çok önemlidir. Sınav sonucundan bağımsız olarak koşulsuz kabul gören bir çocuk, yaşamı boyunca kaygıyla çok daha sağlıklı başa çıkacaktır.
Sınav kaygısı, yalnızca bireysel bir psikolojik sorun değildir; aile sisteminin ürettiği ve yeniden üretmeye devam ettiği ilişkisel bir örüntüdür. Bu örüntüyü görmek, müdahalenin nereye yöneleceğini belirlemede kritik bir noktadır. Son olarak şunu hatırlayalım; bir sınav ne kadar önemli görünse de asla bir çocuğun değerinin ölçüsü değildir. Ancak ebeveynin bu gerçeğe ne kadar inandığı, çocuğun gözlerinden ve davranışlarından okunabilir. Belki de o çocuk için en etkili sınav hazırlığı ders programını düzenlemekten değil de aile içindeki duygusal iklimi yeniden oluşturmaktan geçiyor olabilir.
Sevgilerle
Aile Danışmanı & Sosyolog
Nisanur İŞLER
Kaynakça
- Alisinanoğlu, F., & Ulutaş, İ. (2003). Çocukların kaygı düzeyleri ile annelerinin kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi. Education and Science, 28(128), 65-71.
- Erözkan, A. (2012). Ergenlerde kaygı duyarlığı ve ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi.
- Kapıkıran, Ş. (2020). Ergenlerde ebeveyn akademik başarı baskısı ve desteği ile sınav kaygısı arasındaki ilişkide akademik dayanıklılığın aracı rolü. Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 48, 409-430.
- Murat, K. A. N. (2024). TRAVMATİK YAŞANTILARIN KUŞAKLARARASI AKTARIMI: KLİNİK BULGULARIN DERLENMESİ. İnteraktif Bilim: Disiplinlerarası Araştırma ve İncelemeler Dergisi, 4, 2268-2330.
- Tatlıoğlu, S. S. (2021). Öğrenmeye sosyal-bilişsel bir bakış: Albert Bandura. Sosyoloji Notları, 5(1), 15-30.


