Pazartesi, Eylül 7, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Aferin, Çok Zekisin!”: Çocukları Övmek Her Zaman Faydalı mı?

Çocuğumuz bir resim yaptığında, bir soruyu doğru cevapladığında, oyuncaklarını topladığında ya da uzun süre üzerinde çalıştığı bir şeyi başardığında çoğu zaman ilk tepkimiz aynı olur: “Aferin!”, “Çok zekisin!”, “Ne kadar başarılısın!”, “Sen zaten bunu yaparsın!” Çocuğumuzun başarısını görmek, onu desteklemek ve kendisini iyi hissetmesini sağlamak isteriz. Bu nedenle övgü, ebeveyn-çocuk ilişkisinin en doğal parçalarından biri haline gelir. Peki, çocuğu övmek her zaman düşündüğümüz kadar faydalı mıdır? Yoksa bazen iyi niyetle söylediğimiz bazı cümleler, çocuğun kendisi ve başarılarıyla kurduğu ilişkiyi fark etmeden etkileyebilir mi?

Övgünün Kendisi Değil, Nasıl Yapıldığı Önemli

Burada önemli olan aslında çocuğu övüp övmemek değil, onu nasıl övdüğümüzdür. Çünkü her övgü çocuğa aynı mesajı vermez. “Sen çok zekisin.” dediğimizde çocuğun sahip olduğu bir özelliğe vurgu yaparken, “Bu soruyu çözmek için gerçekten çok uğraştın.” dediğimizde onun gösterdiği çabayı ve süreci görünür hale getiririz. İlk bakışta birbirine oldukça benzer görünen bu iki cümlenin çocuk üzerinde oluşturabileceği mesaj ise birbirinden farklıdır.

Bir çocuğa sürekli olarak “Çok zekisin.”, “Sen bu konuda çok yeteneklisin.” ya da “Sen zaten başarılısın.” gibi ifadeler kullanıldığında çocuk zaman içerisinde başarısını sahip olduğu sabit bir özellikle ilişkilendirebilir. Bu durum özellikle başarısızlıkla karşılaşıldığında önem kazanır. Örneğin matematikte başarılı olduğu için sürekli “Sen çok zekisin.” şeklinde övülen bir çocuk, daha zor bir matematik sorusunu çözemediğinde yalnızca soruyu çözememiş olmayabilir. Bunun yerine “Demek ki yeterince zeki değilim.” şeklinde düşünebilir. Çünkü başarı, onun zihninde yalnızca yaptığı bir şey olmaktan çıkıp kimliğinin bir parçası haline gelmiştir.

“Çok Zekisin” Yerine “Çok Çabaladın”

Çocukların başarılarını kişisel özellikleri üzerinden değerlendirmek yerine, gösterdikleri çabayı, kullandıkları yöntemleri ve süreç içerisindeki ilerlemelerini fark etmek bu nedenle önemlidir. Çocuk bir problemi çözdüğünde “Sen gerçekten çok zekisin.” demek yerine “Bu soruyu çözmek için farklı bir yol denedin.” demek, onun dikkatini sahip olduğu değişmez bir özelliğe değil, geliştirebileceği becerilere yöneltir. Benzer şekilde bir resim yaptığında yalnızca “Çok güzel olmuş.” demek yerine “Bu resmi yaparken renkleri seçmek için çok düşündün.” demek, çocuğun yaptığı işe ilişkin daha somut bir geri bildirim almasını sağlar.

Buradaki amaç çocukları övgüden mahrum bırakmak değildir. Aksine çocukların çabalarının görülmesi, başarılarının fark edilmesi ve desteklenmesi oldukça değerlidir. Ancak çocuğun yalnızca sonuca ulaşması değil, o sonuca giderken neler yaptığı da görünür kılınabilir. “İlk başta yapamadın ama tekrar denedin.”, “Zorlanmana rağmen devam ettin.” veya “Bu problemi çözmek için başka bir yöntem buldun.” gibi ifadeler çocuğa, başarının yalnızca doğuştan sahip olunan bir özellikten değil; denemekten, hata yapmaktan, öğrenmekten ve yeniden çabalamaktan da oluştuğunu gösterir.

Peki Çocuk Başarısız Olduğunda?

Övgünün niteliği özellikle çocuk başarısız olduğunda daha da önemli hale gelir. Her çocuk zaman zaman istediği sonucu elde edemeyecek, bir sınavdan düşük not alacak, yaptığı bir resmi beğenmeyecek ya da bir oyunda istediği kadar başarılı olamayacaktır. Eğer çocuk kendisini yalnızca başarılı, zeki veya yetenekli olduğu zaman değerli hissediyorsa, başarısızlık onun için yalnızca bir deneyim olmaktan çıkıp benlik algısını tehdit eden bir duruma dönüşebilir.

Oysa “Bu sefer istediğin sonucu alamadın. Sence nerede zorlandın ve bir dahaki sefere neyi farklı deneyebilirsin?” gibi bir yaklaşım, başarısızlığı çocuğun kişiliğinin bir parçası haline getirmeden değerlendirmesine yardımcı olur. Böylece çocuk, başarısızlığı “Ben başarısızım.” şeklinde genellemek yerine, “Bu sefer istediğim sonucu alamadım ve bundan sonra farklı bir şey deneyebilirim.” şeklinde değerlendirmeyi öğrenebilir.

Bazen Çocuğu Değerlendirmek Yerine Onu Fark Etmek Yeterlidir

Çocukların yaptığı her davranışa sürekli olarak dışarıdan bir değerlendirme sunmak da gerekli değildir. Bazen yetişkin olarak bizim görevimiz çocuğa “çok güzel”, “çok başarılı” ya da “harika” demek yerine yalnızca onun yaptığı şeyi fark ettiğimizi göstermektir. Çocuğun yaptığı resmi inceleyip “Burada çok fazla renk kullanmışsın.” demek, yaptığı kuleye bakıp “Blokları oldukça yüksek bir şekilde üst üste koymuşsun.” demek ya da uzun süre uğraştığı bir etkinlik sonrasında “Bunun üzerinde uzun süre çalıştığını fark ettim.” demek, çocuğun kendi deneyimine dikkatini yöneltmesine yardımcı olabilir.

Böylece çocuk zamanla yalnızca “Annem bunu beğendi mi?” veya “Babam beni başarılı buldu mu?” sorularına değil, “Ben ne yaptım?”, “Neyi başardım?”, “Nerede zorlandım?” ve “Bir dahaki sefere ne deneyebilirim?” sorularına da bakmayı öğrenebilir. Bu da dışarıdan gelen sürekli onay ihtiyacının yerine, çocuğun kendi çabasını ve gelişimini fark edebilmesine alan açar.

Çocuğumuza Aslında Ne Söylüyoruz?

Elbette burada “Sen çok zekisin.” cümlesinin çocuğa her söylendiğinde zarar verdiğini söylemek doğru olmaz. Övgünün çocuk üzerindeki etkisi; çocuğun yaşı, kişisel özellikleri, övgünün hangi bağlamda verildiği, ne kadar sık kullanıldığı ve ebeveyn-çocuk ilişkisinin genel yapısı gibi birçok faktörden etkilenir. Dolayısıyla mesele tek bir cümlenin doğru veya yanlış olması değildir. Asıl önemli olan, çocuğa uzun vadede hangi mesajı verdiğimizdir.

Çocuklarımızın kendilerini yalnızca başarıları üzerinden tanımlamalarını istemeyiz. Onların bir sınavdan yüksek not aldıklarında da düşük not aldıklarında da, bir resmi çok güzel yaptıklarında da istedikleri gibi olmadığında da değerli olduklarını bilmelerini isteriz. Çünkü sağlıklı bir benlik algısı, çocuğun kendisini yalnızca “zeki”, “başarılı” veya “yetenekli” olarak görmesiyle değil; güçlü yönlerinin yanında zorlandığı alanları da kabul edebilmesiyle gelişir.

Belki de çocuğumuzu överken kendimize sorabileceğimiz en önemli soru şudur: “Şu anda çocuğuma kendisi hakkında ne söylüyorum?” “Sen çok zekisin.” dediğimizde onun bir özelliğini mi öne çıkarıyoruz, yoksa “Bu problemi çözmek için çok uğraştın.” dediğimizde gösterdiği çabayı mı görünür kılıyoruz? “Sen zaten bu konuda çok iyisin.” dediğimizde başarıyı sabit bir özellik olarak mı sunuyoruz, yoksa “Zorlanmana rağmen devam ettin.” dediğimizde gelişebileceği bir alan mı gösteriyoruz?

Çocukların özgüvenini yalnızca onları ne kadar övdüğümüz belirlemez. Onlara kendileri hakkında hangi mesajları verdiğimiz de en az övgünün kendisi kadar önemlidir. Çocuğun “Başarılı olduğumda değerliyim.” yerine “Zorlanabilirim, hata yapabilirim, yeniden deneyebilirim ve yine de değerliyim.” diyebilmesi, belki de ona verebileceğimiz en önemli mesajlardan biridir.

Çünkü çocukların yalnızca başarılı olduklarında değil, başarısız olduklarında da yanlarında olduğumuzu bilmeleri gerekir. Bazen en destekleyici cümle “Çok zekisin.” değil, “Bunun zor olduğunu görüyorum. İstersen birlikte başka bir yol düşünebiliriz.” olabilir.

Deniz POLAT
Deniz POLAT
Deniz Polat, psikoloji alanında lisans eğitimini tamamlayan bir psikologdur. Başta çocuklarla çalışma ve gelişim psikolojisi olmak üzere aile terapisi alanına da ilgi duymaktadır. Akademik bilgi birikimini güncel yaklaşımlarla harmanlamayı önemseyen Polat, psikolojinin farklı alt alanlarına dair gelişmeleri yakından takip etmektedir. Yazılarında psikolojiye ilişkin güncel konular başta olmak üzere, okuyucuların ilgisini çekebilecek ve farkındalık kazandırabilecek çeşitli temalara yer vermektedir. Psikolojiyi daha anlaşılır ve erişilebilir kılmayı amaçlayan Deniz Polat, ruh sağlığına dair bilgilendirici ve düşündürücü içerikler üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar