Pazartesi, Temmuz 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

NEDEN YARDIM İSTEMİYORUZ?

Gökdelenlerin tepe katlarında, göz göre göre duvara doğru giden bir projenin direksiyonundaki kişinin, freni çekmek yerine neden gaza basmaya devam ettiğini hiç izlediniz mi? Ben çok izledim. O deri koltuklu odalarda milyonlarca dolar kaybedilir, kariyerler buharlaşır ama kimse yanındakine “Bunun altından kalkamıyorum, bir el at” demez.

Çünkü biz, yardım istemeyi bir çözüm arayışı olarak değil, bir iflas ilanı olarak kodlayarak büyüdük. Özellikle yukarıya tırmanırken üzerinize geçirdiğiniz o çelik zırh, zirveye vardığınızda kendi hapishanenize dönüşür. İş dünyasının çok sessiz ama acımasız bir kuralı vardır: Kan kokusu, köpekbalıklarını çeker. Bir yöneticinin veya liderin masaya gelip “Bunu nasıl çözeceğimi bilmiyorum” demesi, rasyonel bir kaynak yönetimi olarak algılanmaz. O bir çatlaktır. Ve o seviyede kimse sizin omuzlarınızdan yük almak için beklemez; o çatlaktan içeri sızıp sizi parçalamak için bekler. Yardım istemek, cephanenizin bittiğini düşmana kendi ağzınızla söylemek gibi hissettirir.

Ancak mesele sadece masadaki yırtıcılar değildir. Asıl kanlı savaş içeride, zihnin o karanlık dehlizlerinde verilir. O koltuklara oturan, başarıya bağımlı hale gelmiş çoğu insan, içten içe bir gün omuzlarındaki o pelerinin düşeceğinden korkar. Tırnaklarımızla kazıyarak yarattığımız o “her krizi çözen, her cevabı bilen kahraman” illüzyonunun dağılması bizi dehşete düşürür.

Bir bilene danışmak, bu sırrı ifşa etmek demektir. “Eğer bu yardımı istersem, aslında onların sandığı kadar zeki olmadığımı anlarlar.” Bu korkunç şüphe, en mantıklı beyni bile zehirler. Ve insanlar, sırf yetersiz görünmemek için, her şeyi tek başlarına çözmeye çalışarak kendi elleriyle bir enkaz yaratırlar. Aptal görünmemek için, aptalca batmayı tercih ederler.

Bir de işin “borçlanma” tarafı vardır. Pragmatik ilişkiler dünyasında yardım, hiçbir zaman karşılıksız bir hibe değildir; faizi acımasızca yüksek bir kredidir. Birinden yardım istediğiniz an, masanın altından ona boyun eğmiş, ona bir minnet borcu ödemeyi kabul etmiş olursunuz. Gücü ve kontrolü elinde tutmaya bu kadar aşık zihinler için, birine “muhtaç” kalmak statükonun sarsılması demektir.

Bu yüzden çoğu insan, birine borçlu yaşamaktansa gemiyle birlikte sulara gömülmeyi seçer. Çünkü batan geminin gururlu kaptanı olmak, başkasının kurtardığı bir geminin tayfası olmaktan çok daha cazip gelir o kırılgan egoya.

Oysa yıllarca masanın her iki tarafında oturmuş biri olarak net bir şekilde söyleyebilirim ki; o çelik gibi sert, her şeyi kendi çözen, kimseye ihtiyaç duymayan duruş, gücün değil, korkunç bir özgüven eksikliğinin çığlığıdır. İplerin elinden kaymasından bu kadar korkan biri, zaten hiçbir şeyi gerçekten kontrol etmiyordur.

Gerçek güç, her cevaba sahip olmakta değildir. Gerçek güç, masadaki diğer insanların zekasını ve enerjisini kendi hedeflerin için kullanabilme cesaretidir. Eksikliği bir zayıflık olarak görmeyecek kadar kendi yeteneklerinden emin olmaktır.

Unutmayın; “Ben hallederim” cümlesi, iş dünyasının en kanlı ve en pahalı yalanıdır. Bir dahaki sefere o ağır yükün altında nefesiniz kesilirken yardım istemekten çekindiğinizde, kendinize şu dürüst soruyu sorun: Şu an korumaya çalıştığım şey gerçekten bu şirket mi, bu proje mi… Yoksa sadece zavallı egom mu?

Psk. Umut Çınar

Umut Çınar
Umut Çınar
Psikolog ve Halkla İlişkiler mezunuyum. Subaylık geçmişinden gelen disiplini, sağlık sektöründeki yöneticilik tecrübesiyle birleştirdim. " Müzik prodüksiyonu yapan ve tiyatro tutkunuyum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar