Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Kadınların ve Erkeklerin Birbirleri Hakkında Anlamakta Zorlandığı Şeyler

Lidya Yılmaz Yazar: Lidya Yılmaz
9 dk.okuma süresi
Kadınların ve Erkeklerin Birbirleri Hakkında Anlamakta Zorlandığı Şeyler

İlişkilerde çatışmaların çoğu zaman farklılıklardan kaynaklandığını düşünürüz. Biri gece geç saatlere kadar oturmayı severken diğeri erken uyumak isteyebilir. Biri sorunlarını konuşarak çözmeye çalışırken diğeri yalnız kalıp düşünmeye ihtiyaç duyabilir. Ancak ilişkilerdeki sorunlar her zaman bu farklılıklardan kaynaklanmaz. Bazen asıl mesele, partnerimizin olayları bizimle aynı şekilde algıladığını, aynı şeyleri hissettiğini ve aynı ihtiyaçlara sahip olduğunu varsaymamızdır.

Özellikle kadın ve erkek arasındaki ilişkilerde, toplumsal cinsiyet rolleriyle şekillenen beklentiler, duyguları ifade etme biçimlerini ve çatışmalara verilen tepkileri etkileyebilir. Elbette bu farklılıklar her kadın ve erkek için geçerli değildir; kişilik, geçmiş deneyimler ve ilişkinin dinamikleri de büyük önem taşır.

Çiftlerle çalışan terapistlerin sıklıkla karşılaştığı sorunlardan biri, tarafların birbirlerini kendi bakış açıları üzerinden anlamaya çalışmasıdır. Çiftler bazen doğru kelimeleri seçmeye veya birbirlerinin söylediklerini tekrar etmeye odaklanırken, aslında birbirlerinin davranışlarının altında yatan duyguları ve ihtiyaçları gözden kaçırabilirler.

Peki, kadınların ve erkeklerin birbirlerini anlamakta zorlandıkları temel konular neler olabilir?

Kadınların anlamakta zorlanabildiği bir konu: Erkekler de ilişkide korku yaşayabilir!

Erkeklerin ilişkilerde korku yaşayabileceğini düşünmek bazı insanlar için şaşırtıcı olabilir. Ancak yakın ilişkilerde erkekler de yetersiz kalmaktan, kontrol edilmekten veya terk edilmekten korkabilirler. Bu korkular her zaman açıkça ifade edilmez. Bazen geri çekilme, sessiz kalma ya da sorunları konuşmaktan kaçınma şeklinde ortaya çıkabilir.

Kontrol edilme ve özgürlüğünü kaybetme korkusu:

Bazı erkekler, ilişkide partnerlerinin beklentilerini karşılamaya çalışırken kendi kararları üzerindeki kontrolü kaybedeceklerinden endişe edebilirler. Bu durum, yalnızca partnerlerinin onları kontrol etmesiyle ilgili değildir. Bazen bir ilişkiye duydukları ihtiyaç ile bağımsızlıklarını koruma arzusu arasında yaşadıkları çatışmadan da kaynaklanabilir. Örneğin partneri birlikte daha fazla zaman geçirmek istediğinde bir erkek, bunu yakınlaşma isteği olarak değil, kendi alanının daraltılması olarak algılayabilir.

Kadın birlikte vakit geçirmeyi ilişkinin doğal bir ihtiyacı olarak görürken erkek bunu bir özgürlük kaybı gibi deneyimleyebilir. Buradaki sorun, taraflardan birinin mutlaka haklı ya da haksız olması değildir. Aynı talebin iki kişi tarafından farklı anlamlandırılmasıdır.

Duygusal, ilişkisel ve cinsel açıdan yetersiz kalma korkusu:

Erkekler de partnerleri için yeterince iyi olup olmadıklarını sorgulayabilirler. Partnerlerini mutlu edememek, duygusal ihtiyaçlarını karşılayamamak veya cinsel açıdan yetersiz bulunmak, bazı erkeklerde yoğun bir başarısızlık hissi yaratabilir. Toplumsal beklentiler, erkeklerin güçlü, çözüm üreten ve her koşulda yeterli olan taraf olmaları gerektiği düşüncesini pekiştirebilir. Bu nedenle bazı erkekler kırılganlıklarını ifade etmekte veya bilmediklerini kabul etmekte zorlanabilirler. Örneğin bir kadın, ilişkide duygusal açıdan yalnız hissettiğini söylediğinde aslında daha fazla paylaşım ve yakınlık istiyor olabilir. Ancak erkek bu sözleri, “Sen iyi bir partner değilsin” şeklinde yorumlayabilir. Böylece konuşmanın amacı yakınlaşmakken, erkek kendisini savunmak zorunda hissedebilir.

Terk edilme korkusu:

Bazı erkekler, ilişkide yaşanan çatışmaları partnerlerinin kendilerini terk edebileceğinin bir işareti olarak algılayabilirler. Bu korku her zaman açık bir endişe şeklinde ortaya çıkmaz. Kimi zaman tartışmadan kaçınmak, duyguları bastırmak veya sorunları konuşmayı ertelemek şeklinde kendini gösterebilir. Kişi, çatışmanın büyümesinden korktuğu için geri çekilebilir. Ancak bu geri çekilme, partneri tarafından ilgisizlik ya da sevgisizlik olarak yorumlanabilir. Böylece iki taraf da aslında farklı bir korkuyla hareket ederken kendilerini yalnız hissedebilir.

2. Erkeklerin anlamakta zorlanabildiği bir konu: Kadınların yakınlaşma çabaları bazen eleştiri olarak algılanabilir!

Bir ilişkide kadınlardan biri daha fazla zaman geçirmek, duygularını paylaşmak veya yaşanan sorunları konuşmak isteyebilir. Örneğin şöyle diyebilir:

“Keşke birlikte daha fazla zaman geçirsek.”

“Bazen bana kendini anlatmadığını hissediyorum.”

“Eskisi kadar yakın olmadığımızı düşünüyorum.”

Bu cümlelerin altında çoğu zaman daha fazla yakınlık, anlaşılma ve duygusal bağ kurma isteği bulunabilir. Ancak partneri bu ifadeleri farklı şekilde yorumlayabilir.

“Yine bir şeyi yanlış yapıyorum.”

“Ne yapsam onu mutlu edemiyorum.”

“Benden sürekli daha fazlasını bekliyor.”

Özellikle partnerinin mutluluğundan kendisini sorumlu hisseden biri, karşı tarafın memnuniyetsizliğini kendi yetersizliğinin kanıtı gibi algılayabilir. Bu noktada önemli bir ayrım vardır: Bir ilişkide eksik hissedilen bir şeyi dile getirmek, partnerin başarısız olduğunu ilan etmekle aynı şey değildir.

Bir kişi ilişkide daha fazla yakınlık isteyebilir ve bu istek, karşısındaki insanın sevgisini ya da değerini reddettiği anlamına gelmeyebilir. Ancak taraflar bu ayrımı kuramadığında, yakınlaşma çabası bir çatışma döngüsüne dönüşebilir.

3. Yakınlaşmak isteyen partner ile geri çekilen partner arasındaki döngü:

İlişkilerde sık karşılaşılan dinamiklerden biri, partnerlerden birinin sorunları konuşarak çözmeye çalışması, diğerinin ise çatışma sırasında geri çekilmesidir. Bu durum zamanla birbirini besleyen bir döngüye dönüşebilir.

Döngü nasıl başlar?

Kadın, ilişkide bir uzaklık hissettiğinde bunu değiştirmek için partneriyle konuşmaya çalışır. Daha fazla soru sorar, duygularını anlatır ve sorunun çözülmesi için ısrarcı olabilir. Erkek ise bu yaklaşımı baskı veya eleştiri olarak algılayabilir. Kendini yetersiz ya da köşeye sıkışmış hissederek konuşmayı bırakabilir, sessizleşebilir veya ortamdan uzaklaşabilir.

Kadın, bu geri çekilmeyi partnerinin kendisiyle ilgilenmediğinin bir göstergesi olarak yorumlayabilir. Bunun üzerine kendisini daha fazla anlatmaya, daha yoğun duygularla tepki vermeye veya partnerinden daha fazla açıklama istemeye başlayabilir.

Erkek ise artan duygusal yoğunluğu daha fazla baskı olarak algılayarak yeniden geri çekilir. Sonuçta iki taraf da başlangıçta istediği şeyin tam tersini deneyimler.

  • Yakınlaşmak isteyen kişi kendisini daha yalnız ve değersiz hisseder.
  • Geri çekilen kişi kendisini daha yetersiz, baskı altında ve anlaşılmamış hisseder.

Bir süre sonra tartışmanın konusu unutulabilir; geriye yalnızca anlaşılmama ve yalnızlık duygusu kalır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, sorunun yalnızca kimin haklı olduğu olmadığıdır. Asıl sorun, çiftin birbirini istemeden de olsa aynı çatışma döngüsünün içine çekmesidir.

4. Bu döngüden çıkmak mümkün mü?

Evet. Bunun için her iki tarafın da kendi tepkilerinin yanı sıra partnerinin deneyimini anlamaya istekli olması gerekir.

Kadınlar için: Geri çekilmeyi hemen sevgisizlik olarak yorumlamamak!

Partnerinizin sessizleşmesi veya konuşmayı ertelemesi her zaman sizinle yakınlaşmak istemediği anlamına gelmeyebilir. Bazen ne söyleyeceğini bilememesi, yanlış bir şey söylemekten korkması ya da yoğun duygularını düzenlemekte zorlanması söz konusu olabilir. Bu ihtimali değerlendirmek, kendi yakınlık ihtiyacınızdan vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmez. Önemli olan, partnerinizin geri çekilmesinin ne anlama geldiğini anlamaya çalışırken kendi ihtiyacınızı da açıkça ifade edebilmektir.

Örneğin:

“Benim için bu konuyu konuşabilmek önemli. Şu an konuşmakta zorlanıyorsan biraz ara verebiliriz ama ne zaman yeniden konuşabileceğimizi birlikte belirlemek istiyorum.” Bu yaklaşım hem partnerin alan ihtiyacını gözetir hem de sorunun belirsiz bir süre boyunca ortada kalmasını önler.

Erkekler için: Çatışmayı bir tehdit değil, yakınlaşma fırsatı olarak görmek:

İlişkide yaşanan her anlaşmazlık, ilişkinin kötüye gittiği veya partnerinizin sizi yetersiz bulduğu anlamına gelmez. Bazen partnerinizin bir konuyu gündeme getirmesi, ilişkinizde daha iyi hissetmek istediğini gösterir. Bu nedenle konuşma sırasında hemen savunmaya geçmek veya tamamen geri çekilmek yerine, partnerinizin ne hissettiğini anlamaya çalışabilirsiniz.

Örneğin:

“Bunu söylediğinde kendimi yetersiz hissediyorum ve hemen savunmaya geçiyorum. Ama aslında neye ihtiyaç duyduğunu anlamak istiyorum. Biraz daha anlatır mısın?”

Bu tür bir ifade, kişinin kendi duygusunu saklamadan partnerine açık kalabilmesini sağlar. Elbette yoğun duygular yaşandığında ara vermek de sağlıklı olabilir. Önemli olan, ara vermeyi iletişimi tamamen kesmek için değil, sakinleşip konuşmaya geri dönebilmek için kullanmaktır.

5. İlişkide anlaşılmak kadar, partnerimizi anlamaya çalışmak da önemlidir:

İlişkilerde çoğu zaman kendi niyetimizi biliriz ama partnerimizin davranışlarını yalnızca dışarıdan görürüz. Biz konuşmak istediğimizde yakınlaşmaya çalıştığımızı biliriz. Partnerimiz sustuğunda ise onun neden sustuğunu tam olarak bilemeyiz. Bu nedenle kendi davranışımızı iyi niyetimiz üzerinden, partnerimizin davranışını ise bize hissettirdikleri üzerinden değerlendirme eğiliminde olabiliriz. Oysa sağlıklı iletişim, yalnızca kendimizi anlatabilmekle değil, karşımızdaki insanın davranışının ardında ne olabileceğini merak edebilmekle de ilgilidir.

Şu sorular bu konuda yardımcı olabilir:

  • Partnerim bu davranışıyla ne anlatmaya çalışıyor olabilir?
  • Benim sözlerim onda nasıl bir duygu uyandırıyor?
  • Tartışma sırasında aslında neyden korkuyorum?
  • Yakınlaşmaya çalışırken partnerimde istemeden baskı yaratıyor olabilir miyim?
  • Geri çekildiğimde partnerim bunu nasıl yorumluyor olabilir?

Bu soruların amacı kendi ihtiyaçlarımızı bastırmak ya da partnerimizin davranışlarını haklı çıkarmak değildir. Amaç, birbirimizi daha iyi anlayabilmek ve çatışmanın altında yatan duygusal ihtiyaçları keşfedebilmektir.

Sonuç: İlişkinizde birbirinize karşı mı, yoksa aynı soruna karşı mı mücadele ediyorsunuz?

İlişkilerdeki farklılıklar tek başına bir sorun değildir. Asıl zorluk, bu farklılıkları anlamlandıramadığımızda ve partnerimizin davranışlarını kendi korkularımız üzerinden yorumladığımızda ortaya çıkar. Birimiz yakınlaşmak için konuşurken diğerimiz kendimizi korumak için sessizleşebiliriz. Birimiz daha fazla paylaşım isterken diğerimiz yetersiz hissetmekten korkabilir. Bu döngüde iki taraf da anlaşılmak isterken birbirini daha fazla incitebilir.

İlişkiyi değiştirmek, her zaman kimin haklı olduğunu bulmakla başlamaz. Bazen şu soruyu sorabilmekle başlar:

“Şu anda birbirimize ne yapıyoruz?” yerine “Şu anda ikimiz de ne yaşıyoruz?” diye bakabilir miyiz?

Çünkü partnerinizi anlamak, her konuda aynı fikirde olmak demek değildir. Farklılıklarınızı korurken birbirinizin duygularına yer açabilmek demektir. Ve bazen bir ilişkide ihtiyaç duyulan en önemli değişim, daha doğru cümleler kurmaktan önce, karşımızdaki insanın davranışının ardındaki duyguyu gerçekten merak etmektir.

Kaynakça

  • https://www.psychologytoday.com/us/blog/from-fear-to-intimacy/202406/what-men-and-women-dont-understand-about-each-other
Lidya Yılmaz Lidya Yılmaz
Lidya Yılmaz, Psikoloji lisans eğitimini Kadir Has Üniversitesi’nde tamamlamış, ardından İstanbul Gelişim Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans programını bitirerek “Klinik Psikolog” unvanını almıştır. Eğitim süreci boyunca çeşitli hastane ve merkezlerde aktif olarak görev alarak klinik deneyim kazanmıştır. Yılmaz, 2021 yılından bu yana terapilerinde BDT, EMDR, Cinsel Terapi ve Çift Terapisi gibi yaklaşımlarını kullanmakta; bireyin içsel gücünü keşfetmesini ve psikolojik dayanıklılığını artırmayı amaçlamaktadır. Yazılarıyla, psikolojiyi herkes için erişilebilir ve anlamlı kılmayı; ruh sağlığı konusunda farkındalık yaratmayı hedefleyen içerikler üretmektedir.
Psikolog Rehberi Uzman Klinik Psikolog · Şişli, İstanbul · Yüz yüze ve online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!