İyileşmek Her Zaman İyi Hissetmek midir?
İyileşmek denildiğinde zihnimizde çoğu zaman benzer bir tablo belirir: Acının geride kalması, üzüntünün yerini huzura bırakması ve insanın bir zamanlar kendisini zorlayan şeylerden artık etkilenmemesi… Sanki iyileşmek, bir gün bütün zor duyguların sona erdiği ve insanın kendisini yeniden iyi hissetmeye başladığı bir noktaya ulaşmaktır.
Peki, gerçekten öyle midir?
Bazen bizi mutlu eden bir şeyden vazgeçmek zorunda kalırız. Bazen uzun süre hayatımızda yer etmiş bir alışkanlığın artık bize iyi gelmediğini fark ederiz. Bazen de kaybettiğimiz bir şeyin yokluğuna alışmaya çalışırken hayatımıza devam eder, yeniden güler ve güzel anlar yaşarız. Ancak bütün bunlar, geçmişte yaşadıklarımızın bizim için artık hiçbir anlam taşımadığı anlamına gelmez. Belki de iyileşmeyi yalnızca iyi hissetmek üzerinden değerlendirdiğimizde, kendimizden farkında olmadan sürekli iyi olmamızı bekleriz. Yeniden üzüldüğümüzde, özlediğimizde ya da geçmişte yaşadığımız bir şey içimizde yeniden bir sızıya dönüştüğünde, katettiğimiz yolu sorgulamaya başlayabiliriz. Oysa bir duygunun yeniden ortaya çıkmasıyla iyileşmenin hiç gerçekleşmemiş olması aynı şey değildir. Çünkü insan yalnızca bugün hissettiklerinden ibaret değildir. Geçmişte yaşadığı mutluluklar, kayıplar, hayal kırıklıkları ve değişimler de hayat hikâyesinin bir parçasıdır. Zamanla değişebilir, bazı şeyleri geride bırakabilir ve bir zamanlar kendisine iyi gelen şeylere artık farklı gözlerle bakabilir. Bütün bunları yaşarken de geçmişinin bazı izlerini taşımaya devam edebilir. Belki de bu nedenle kendimize sormamız gereken soru yalnızca “İyi hissediyor muyum?” değildir. Bazen asıl soru, iyi hissetmediğimiz zamanlarda kendimizle nasıl ilişki kurduğumuz ve hayatımızda nasıl bir yer bulabildiğimizdir.
Bazen İyileşmek, Vazgeçmeyi Göze Almaktır
Bazen bize iyi gelen bir şeyin hayatımızda kalmasının her zaman bizim için iyi olmayabileceğini fark ederiz. Bir ilişki, bir alışkanlık, bir beklenti ya da gerçekleşmesini çok istediğimiz bir ihtimal… Varlığıyla bizi mutlu eden, hayatımızda önemli bir yer tutan bu şeylerin zamanla ihtiyaçlarımızla veya geleceğe dair beklentilerimizle örtüşmediğini görebiliriz. Böyle zamanlarda vazgeçmek, her zaman artık istemediğimiz için değil, istemeye devam etsek bile bizim için başka bir yolun daha uygun olabileceğini düşündüğümüz için gündemimize gelir. Üstelik bu farkındalığa ulaşmak, kararın ardından kolayca huzur bulacağımız anlamına gelmez. Bazen doğru olduğuna inandığımız bir kararın ardından özlem duyar, üzülür ve geride bıraktığımız şeyin güzel yanlarını hatırlamaya devam ederiz. Bir şeyin bizim için iyi olmayabileceğini düşünmekle onu hayatımızdan çıkarmanın yarattığı duygular aynı anda var olabilir. Çünkü bir şeyin bize iyi gelen yanlarını görmeye devam etmek, onunla aramıza mesafe koyamayacağımız anlamına gelmez.
Burada vazgeçmekle ilgili önemli bir ayrım ortaya çıkar: Bir şeyden uzaklaşmak her zaman iyileştirici değildir; tıpkı bir şeyin içinde kalmanın da her zaman doğru seçim olmadığı gibi. Önemli olan, kararlarımızı yalnızca o an hissettiklerimize göre değil, içinde bulunduğumuz koşulları, ihtiyaçlarımızı ve uzun vadede nasıl bir yaşam sürmek istediğimizi de düşünerek değerlendirebilmektir. Bu değerlendirme herkes için aynı şekilde ilerlemez. Bazen neyin bize iyi geldiğini anlamak zaman alır, bazen de kararımızdan emin olsak bile duygusal olarak o karara uyum sağlamakta zorlanırız.
Belki de bazı vazgeçişlerin en zor yanı, geride bıraktığımız şeyin bütünüyle kötü olmamasıdır. Güzel anılarımızın olduğu, bizi mutlu eden ya da hâlâ özlediğimiz bir şeyden uzaklaşmak zorunda hissetmek, kararımızı duygusal açıdan karmaşık hâle getirebilir. Ancak bir şeyin güzel olması, hayatımızda sonsuza kadar kalması gerektiği anlamına gelmez. Bazen geçmişte bizim için anlamlı olan bir şeyle bugün ihtiyaç duyduğumuz şey birbirinden farklılaşabilir. Bu nedenle iyileşmek, her zaman içimizden gelmeyen bir kararı kolayca verebilmek ya da vazgeçtiğimiz şeyin yokluğunda hemen iyi hissetmek değildir. Bazen yaşadığımız duygulara rağmen kendimiz için neyin daha uygun olabileceğini anlamaya çalışmak ve verdiğimiz kararın duygusal sonuçlarına zaman tanımaktır. Çünkü bir seçim bizim için daha sağlıklı bir yön taşısa bile o seçime eşlik eden üzüntünün hemen ortadan kalkması gerekmeyebilir.
Bir Şeyin Yokluğuna Alışmak, Onu Artık Özlememek midir?
Hayatımız boyunca bazı şeyleri geride bırakır, zamanla yokluklarına alışmayı öğreniriz. Günlük hayatımıza döner, yeni deneyimlere yer açarız. Ancak hayatımıza devam edebilmemiz, geride bıraktığımız şeyin bizim için artık hiçbir anlam taşımadığı anlamına gelmez. Bazen bir mevsimin sona ermesi bile bunu anlamamıza yardımcı olabilir. Yaz biter, günler kısalır ve hayatımız yeni bir mevsimin ritmine uyum sağlar. Yine de yazı özleyebiliriz. Bu özlem, bitişi kabullenemediğimiz anlamına gelmez; yalnızca geride kalan dönemin bizim için taşıdığı anlamı hatırlatır. Kayıplarımızda da benzer bir durum yaşanabilir. Bir zamanlar bizi derinden yaralayan bir şey bugün aynı acıyı hissettirmeyebilir. Fakat geçmişte yaşadıklarımız, bugünkü benliğimizden bütünüyle ayrı değildir. İyileşmek, yaşadıklarımızı unutmak ya da artık hiç özlememek zorunda olmak değildir. Bazen bir şeyin yokluğunu kabullenirken onun hayatımızdaki yerini de koruyabiliriz.
Herkesin İyileşme Yolu Farklıdır
İyileşme herkes için aynı şekilde ilerlemez. Bir insan için duygularını özgürce ifade edebilmek önemli bir adımken, bir başkası için uzun zamandır yapamadığı bir şeyi yeniden yapabilmek anlamlı olabilir. Kimi zaman ağlamak, kimi zaman konuşabilmek; bazen yeniden gülümsemek, bazen de yalnızca yataktan kalkıp güne başlayabilmek kişinin kendi koşulları içinde farklı anlamlar taşıyabilir. Ancak bu davranışların hiçbiri tek başına iyileştiğimizi ya da hâlâ zorlandığımızı göstermez. Bir insan gülümserken içinde üzüntü taşıyabilir; başka biri ise yaşadıklarını anlamlandırabilmek için zamana ve yalnız kalmaya ihtiyaç duyabilir. Dışarıdan benzer görünen iki insanın iç dünyasında bambaşka süreçler yaşanabilir. Belki de kendimize ya da başkalarına karşı en çok dikkat etmemiz gereken nokta, iyileşmeyi tek bir ölçüye sığdırmaya çalışmamaktır. Herkesin yaşadıkları, baş etme biçimleri ve ihtiyaçları farklıdır. Bu nedenle önemli olan, bir başkasının nasıl ilerlediğine bakarak kendimizi değerlendirmekten çok, kendi ihtiyaçlarımızı fark edebilmek ve içinde bulunduğumuz süreci anlamaya çalışmaktır.
Geçmişimizle Birlikte İlerlemek
Yaşadıklarımız, zamanla kendimize ve hayata bakışımızı değiştirebilir. Bazen bir deneyim, ihtiyaçlarımızı yeniden değerlendirmemize yardımcı olur. Dün bize iyi gelen bir şey bugün aynı anlamı taşımayabilir. Bu değişim, geçmişteki seçimlerimizin yanlış olduğu anlamına gelmez; yalnızca zaman içinde bizim de değişebildiğimizi gösterir. İyileşmek, geçmişimizi tamamen geride bırakmak ya da yaşadıklarımızdan hiç etkilenmemek değildir. Bazen aynı anıyı farklı duygularla hatırlamak, bazen de zor bir duygu yeniden ortaya çıktığında kendimize eskisinden daha anlayışlı yaklaşabilmektir. Her deneyim bize bir şey öğretmek zorunda değildir; her acının içinden daha güçlü çıkmamız da gerekmez. Bazı yaşantılar yalnızca zordur ve onları anlamlandırmak zaman alabilir. Belki de iyileşmeyi yalnızca ne kadar iyi hissettiğimizle değil, kendimizle ve yaşadıklarımızla kurduğumuz ilişkinin nasıl değiştiğiyle de değerlendirmeliyiz. Çünkü insan hâlâ özleyebilir, üzülebilir ya da geçmişi hatırlayabilir; yine de bütün bunların arasında yaşamaya devam edebileceği yeni bir alan açabilir kendine. Belki de iyileşmek, her şeyin artık iyi hissettirmesi değil; iyi hissetmediğimiz zamanlarda da kendimize ve hayatımıza yer açabilmeyi öğrenmektir.



