Çiftler bazen ilişkilerine zarar verebilecek davranışları farkında olmadan sergileyebilirler. İlişkiler her zaman tekdüze ilerlemez; tartışmalar, kırgınlıklar ya da anlaşmazlıklar yaşanabilir. İlişkide asıl önemli olan yaşanan tartışmalar değil, sürecin nasıl yönetildiğidir. Tartışma esnasında kurulan cümleler, sergilenen tutumlar ve sonrasında yapılan telafi davranışları ilişkinin seyrini etkileyen kıymetli unsurlardır. Tartışmalar ilişkinin sağlıksız olduğunu göstermez; aksine, anlaşmazlıklar yaşandığında çiftler bu durumu bağ kurmak için bir fırsata çevirebilirler.
İlişkiler üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan John Gottman, ilişkilerin işleyişini olumsuz yönde etkileyen dört yıkıcı iletişim örüntüsünü “Mahşerin Dört Atlısı” olarak tanımlamıştır. Bu iletişim örüntüleri ilişki içerisinde sıklıkla ve tekrarlayan biçimde var olduğunda, iletişimin niteliğini zedeleyerek çiftlerin ilişki yolculuğunu sekteye uğratabilmektedir. Eleştiri, savunmacılık, aşağılama ve duvar örme olarak ifade edilen bu iletişim biçimleri ilişkinin olağan akışı içerisinde ortaya çıkabilmektedir. Fakat bu davranışlar iletişimin kendisi hâline geldiğinde, duygusal yakınlığın azalmasına ve ilişkinin giderek yıpranmasına neden olabilmektedir.
Peki, iletişimin görünmez duvarları olan bu dört davranış biçimi ilişkilerde kendini nasıl gösterir?
Eleştiri: İlişkilerde sıklıkla karşılaşılan bu iletişim biçimi, tartışma sırasında partnerin belirli bir davranışını ele almak yerine, doğrudan kişiliğini hedef alan suçlayıcı ifadelerin kullanılması şeklinde ortaya çıkmaktadır. “Sen” dili üzerinden kurulan yıkıcı eleştiriler, problemin varlığına işaret etmekten çok partnerin şahsına yönelik suçlamalar olarak görülmekte ve çatışmanın çözümünden uzaklaşılmasına neden olabilmektedir. Mahşerin Dört Atlısı içerisinde yer alan diğer iletişim örüntüleriyle karşılaştırıldığında eleştiri, ilişkilerde daha sık görülebilen ve değiştirilmesi görece daha kolay olan bir iletişim biçimidir.
İlişkilerde yıkıcı davranışların yanı sıra, çatışma sonrasında ilişkiyi onarmaya yönelik yapıcı davranışlar da bulunmaktadır. Çiftler tartışma esnasında yıkıcı davranışlar sergilediklerinde, sonrasında ilişkiyi onarmak için yapıcı iletişim biçimlerinden yararlanabilirler. Mahşerin Dört Atlısı olarak ifade edilen bu yıkıcı davranışlardan eleştiri fark edildiğinde, eleştirinin panzehiri olarak kişinin hissettiklerini ve duygusal ihtiyaçlarını dile getirdiği cümleler kurulabilir. Bireyler partnerlerini eleştirmek yerine kendi duygusal ihtiyaçlarına odaklanarak “ben” dilini kullanabilirler. Bu şekilde hem kendi duygularını partnerleriyle paylaşabilir hem de partnerlerini eleştirmeden ilişki içerisindeki ihtiyaçlarını dile getirebilirler. İlişkide eleştiri yerine nazik bir başlangıç yapmak, iletişimin tartışmaya dönüşmesini önleyerek sağlıklı bir sohbetin oluşmasına yardımcı olabilir. Ev işleri üzerinden bu konuya bir örnek verebiliriz:
Eleştiri: “Sen zaten evde hiçbir sorumluluğunu yerine getirmiyorsun, her şeyi benim yapmamı bekliyorsun.”
Panzehiri: “Ev işlerinin çoğunun benim üzerimde kaldığını hissettiğimde yoruluyor ve desteğine ihtiyaç duyuyorum. Sorumlulukları birlikte paylaşabilirsek kendimi daha iyi hissedeceğimi düşünüyorum.”
Burada kişiliğe yönelik bir suçlama yerine, partnerin kendi duygusunu ve ihtiyacını ifade etmesi ön plana çıkmaktadır. Biraz daha kısa ve günlük hayatta sıklıkla karşımıza çıkabilecek bir örnek ise partnerin “Sen beni zaten hiç dinlemiyorsun.” şeklinde bir eleştiriyle iletişimi başlatmak yerine, “Konuşurken dinlenilmediğimi hissettiğimde kendimi değersiz hissediyorum. Beni gerçekten dinlediğini hissetmeye ihtiyacım var.” diyerek nazik bir başlangıç yapmasıdır. Bu yaklaşım, iletişimin suçlayıcı bir biçime dönüşmesinin önüne geçerek çiftlerin birbirlerinin duygu ve ihtiyaçlarını daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir.
Savunmacılık: Çoğu zaman ilişkiler nedensel değil, döngüseldir. Çiftlerden biri tartışmaya eleştiri ile başladığında, diğerinin kendini savunmaya geçmesi kaçınılmaz hâle gelebilir. Savunmacılık, bireyin sorumluluk almak yerine kendisini korumaya çalışması ve mağdur rolünü üstlenerek sorumluluktan kaçmasıyla kendini göstermektedir. Birey, partnerini dinlemek yerine yalnızca kendisini savunmaya odaklanır; temel amacı sorunu çözmekten çok tartışmadan haklı çıkmaktır. Böyle bir durumda çiftler, partnerleri tarafından anlaşılmadıklarını hissedebilirler ve iletişim giderek bir çözüm arayışından uzaklaşabilir.
Savunmacılığın panzehiri ise sorumluluk almaktır. Çiftler sorumluluk aldığında ve kendi davranışlarının karşı tarafta oluşturduğu etkiyi kabul ettiğinde, tartışmanın yalnızca kimin haklı olduğu üzerinden ilerlemesinin önüne geçebilirler. Bu noktada kişinin kendisini savunmak yerine, kendi davranışını fark etmesi ve gerektiğinde özür dilemesi ilişkinin onarılması açısından önemli bir adım olabilir. Örneğin çiftlerden biri partnerine kendisiyle hiç ilgilenmediğini söylediğinde iki farklı yaklaşım sunulabilir:
Savunmacılık: “Ben seninle ilgilenmiyor muyum? Bunca şeyi senin için yapıyorum, hâlâ yaranamıyorum.”
Panzehiri: “Son zamanlarda sana yeterince zaman ayırmadığımı fark ediyorum. Yaptıklarımın senin beklentini karşılamadığını anlıyorum. Bunu daha iyi yapmak için neye ihtiyacın olduğunu konuşabiliriz.”
Savunmacılık ifadesinde bireyin partnerinin duygusunu anlamak yerine kendisini savunması iletişimi olumsuz etkilerken, sorumluluk alarak partnerinin ihtiyaçlarını anlamaya ve bunlar üzerine konuşmaya yönelmesi çiftlerin birbirleriyle daha sağlıklı bir bağ kurmasını sağlayabilmektedir.
Aşağılama: İlişkiye en çok zarar veren yıkıcı iletişim biçimlerinden biri olan aşağılama, bireyin partnerini küçümseyerek hor görmesidir. Sözleri ve davranışları ile partnerini değersiz hissettirerek kendini üstün görür. Aşağılama, çiftlerin ilişki içerisinde mutlaka kaçınması gereken bir davranış biçimidir. Saygıyı ve güveni zedeleyen bu iletişim biçiminin panzehiri ise ilişkide takdir ve saygı kültürü oluşturmaktır. Çiftler birbirlerini takdir ettiklerinde, olumlu davranışlarını desteklediklerinde ve partnerlerinin iyi yönlerini kendilerine ve partnerlerine hatırlattıklarında, ilişkileri aşağılama davranışından uzaklaşır.
İlişkilerde olumlu ve olumsuz etkileşimler arasında 5:1 oranının bulunması, ilişkinin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi açısından önemli bir gösterge olarak ele alınmaktadır. Her bir olumsuz etkileşime karşılık beş veya daha fazla olumlu etkileşimin bulunması, çiftlerin ilişkilerinde olumlu duyguları korumalarına yardımcı olabilir. Çiftlerin birbirlerini düzenli olarak takdir etmeleri, minnettarlıklarını, sevgilerini ve saygılarını ifade etmeleri, sevgi depolarını doldurarak hayat yolculuklarına daha güçlü bir bağ ile devam etmelerini sağlayabilir. Bu nedenle ilişkide yalnızca büyük davranışların değil, günlük yaşam içerisinde sergilenen küçük olumlu davranışların da önemli olduğu söylenebilir. Partnerin çabasını fark etmek, teşekkür etmek, sevgiyi ifade etmek ve saygı göstermek gibi küçük davranışlar, ilişkide olumlu duyguların güçlenmesine yardımcı olabilmektedir.
Örneğin;
Aşağılama: “Sen zaten bu işlerden hiç anlamıyorsun, bırak da ben yapayım.”
Panzehiri: “Bu konuda farklı düşündüğümüzü görüyorum. Senin fikrini de dinlemek ve birlikte karar vermek istiyorum.”
Burada partneri küçümseyerek kendisini üstün konuma getirmek yerine, karşı tarafın düşüncesine değer vermek ve saygı göstermek ön plana çıkmaktadır.
Duvar Örme: Çiftlerin tartışma esnasında farkında olarak ya da olmayarak birbirlerine duvar ördükleri görülebilmektedir. Bireyin tartışma sırasında iletişimi kesmesi, partnerini görmezden gelmesi ya da fiziksel olarak ortamdan uzaklaşması şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Bu davranış çoğu zaman tartışmanın yarattığı yoğun duygusal yük karşısında bireyin kendisini korumaya çalışmasıyla ortaya çıkar. Ancak iletişimin kesilmesi, partnerin kendisini dışlanmış, yalnız bırakılmış ve önemsiz hissetmesine neden olarak çiftler arasında duygusal mesafenin oluşmasına yol açabilmektedir. Özellikle bu davranışın sürekli tekrarlanması, zaman içerisinde ilişkinin duygusal bağını zayıflatabilmektedir.
Duvar örmenin panzehiri ise kendini sakinleştirmek ve iletişime yeniden dönmektir. Birey yoğun bir öfke ya da stres yaşadığını ve tartışmayı sağlıklı bir şekilde sürdüremeyeceğini fark ettiğinde, iletişimi tamamen kesmek veya ortamı açıklama yapmadan terk etmek yerine partnerine sakinleşmeye ihtiyaç duyduğunu ifade edebilir. Böylece birey hem duygularını düzenlemek için kendisine zaman tanıyabilir hem de partnerine iletişimin sona ermediğini gösterebilir. Burada önemli olan, verilen molanın iletişimden kaçmak için değil, daha sağlıklı bir şekilde iletişime dönebilmek için kullanılmasıdır. Örneğin çiftlerden biri tartışma sırasında yoğun bir öfke yaşadığında iki farklı yaklaşım sunulabilir:
Duvar Örme: “Şimdi bunu konuşmak istemiyorum.” diyerek konuşmayı tamamen kesmek, partnerini dinlememek ve hiçbir şey söylemeden ortamdan uzaklaşmak.
Panzehiri: “Şu an çok öfkeliyim ve sağlıklı bir şekilde konuşamayacağımı hissediyorum. Sakinleşmek için biraz zamana ihtiyacım var. 20 dakika sonra tekrar konuşabilir miyiz?”
İlişkilerde tartışmak, anlaşılmadığını hissetmek ya da zaman zaman anlaşmazlık yaşamak kaçınılmaz olabilir. Önemli olan, bu anlarda partnerlerin birbirlerine nasıl yaklaştıkları ve ilişkiyi nasıl sürdürmeyi seçtikleridir. Mahşerin Dört Atlısı, ilişkilerde ortaya çıkabilecek yıkıcı iletişim biçimlerini fark edebilmek için bir çerçeve sunarken; panzehirleri, bu iletişim biçimlerinin yerine daha yapıcı yollar koyabilmeyi hatırlatmaktadır. Eleştirinin yerine duyguları ve ihtiyaçları ifade etmek, savunmacılığın yerine sorumluluk almak, aşağılama yerine takdir ve saygıyı koymak, duvar örmek yerine ise sakinleşmek için kendine alan tanımak; çiftlerin yaşanan anlaşmazlıkları ilişkiye zarar vermeden ele alabilmelerine yardımcı olabilir. Çünkü sağlıklı ilişkiler, anlaşmazlıkların yaşanmadığı değil; tartışmaların ardından çiftlerin yeniden birbirlerine ulaşabildikleri birlikteliklerdir.
Kaynakça
- Gottman, J. M. ve Silver, N. (2002). Evliliği sürdürmenin yedi ilkesi. Varlık Yayınları.
- Gottman, J. M. ve Levenson, R. W. (1992). Marital processes predictive of later dissolution: Behavior, physiology, and health. Journal of Personality and Social Psychology, 63(2), 221–233.


