Ailede Herkesin Bildiği Ama Kimsenin Konuşmadığı Şeyler
Bir ailede bazı şeyler hiç konuşulmayabilir. İki aile bireyinin arasındaki gerilimin adı konmaz. Ekonomik sıkıntı saklanmaya çalışılır. Bir aile üyesinin yaşadığı güçlük, herkes tarafından bilinmesine rağmen başka kelimelerle tarif edilir. Geçmişte yaşanan bir kayıptan söz edilmez. Bazen de ortada böylesine belirgin bir olay bile yoktur; yalnızca belirli bir kişinin yanında bazı konular açılmaz, belirli sorular sorulmaz veya konuşmanın nereye kadar ilerleyebileceği herkes tarafından sezilir.
Böyle durumlarda ilginç olan, konuşulmayan şeyin sahiden bilinip bilinmediğinden çok, aile yaşamında nasıl bir yer edindiğidir. Çünkü bir şeyi konuşmamak ile onun varlığından haberdar olmamak aynı değildir. Aile üyeleri bazen bir konunun ayrıntılarını bilmeden de onun etrafındaki sessizliği fark edebilirler.
Çocuklar bunun bir örneğini oluşturur hele ki büyürlerken. Yetişkinler zaman zaman bir meseleyi çocukların yanında konuşmadıkları için çocuğun bundan etkilenmediğini düşünebilirler. Oysa çocuk, ne olduğunu tam olarak anlamasa bile evdeki ses tonunun değiştiğini, belirli bir kişinin adı geçtiğinde konuşmanın yön değiştirdiğini, bazı kişilerin birbirlerine farklı davrandığını veya bazı soruların cevapsız bırakıldığını fark edebilir. Böylece olayın kendisini bilmese dahi başka bir bilgi edinmiş olur: Burada hakkında konuşulmaması gerektiği varsayılan bir şey var demek ki.
Zaman içerisinde aile üyeleri yalnızca hangi konuların konuşulmayacağını değil, bu konuların çevresinde nasıl hareket edeceklerini de öğrenebilirler. Biri ortam gerildiğinde şaka yapar. Bir başkası konuyu değiştirir. Bir diğeri odadan çıkar. Bir diğeri kapıları çarpar. Başka biri herkesi sakinleştirme görevini üstlenir. Kimin yanında hangi kelimelerin kullanılmayacağı, hangi soruların sorulmayacağı ve bir konuşmanın ne zaman sonlandırılması gerektiği açıkça kararlaştırılmadan bilinir hale gelebilir.
Bu noktada sessizlik yalnızca konuşmanın yokluğu olmaktan çıkar. Aile ilişkilerini düzenleyen bir biçime dönüşebilir.
Üstelik bu düzenin mutlaka bilinçli olarak kurulması gerekmez. Aile üyelerinin bir gün bir araya gelip “Bundan sonra bu meseleyi konuşmayacağız” şeklinde karar vermelerine ihtiyaç yoktur. Bir konunun açılmasının yarattığı huzursuzluk birkaç kez deneyimlendiğinde, herkes yavaş yavaş o bölgeden uzak durmayı öğrenebilir. Böylece aile içerisinde yazılı olmayan, hatta hiçbir zaman açıkça söylenmemiş kurallar oluşabilir.
Bu kurallar kimi zaman koruyucu bir işlev de görebilir. Her şeyin her zaman ve herkesle konuşulması gerektiğini düşünmek gerçekçi değildir. Aile üyelerinin mahremiyet alanları vardır. Bazı bilgilerin çocuklarla paylaşılması gelişim dönemlerine uygun olmayabilir. Bazı meseleleri konuşabilmek için doğru zamanın gelmesi gerekebilir. Sessizlik her durumda bir problem değildir.
Ancak sessizliğin ne işlev gördüğü ve ne işe yaradığı önemli bir sorudur.
Bir konu konuşulmadığında aile üyeleri daha güvende mi hissediyor, yoksa herkes sürekli olarak o konuya temas etmemeye mi çalışıyor? Sessizlik bir kişinin mahremiyetini mi koruyor, yoksa diğer aile üyelerinin kendi deneyimlerinden söz etmelerini de zorlaştırıyor mu? Bir mesele dile getirildiğinde gerçekten çözülemeyecek bir sorun mu ortaya çıkıyor, yoksa ailenin uzun zamandır sürdürdüğü bir denge mi bozuluyor?
Aile danışmanlığı açısından bakıldığında, bazen görünür sorun ile aileyi düzenleyen mesele birbirinden farklı olabilir. Bir aile danışmaya çocuğun davranış sorunları, eşler arasındaki iletişim güçlüğü veya sürekli tekrarlanan tartışmalar nedeniyle başvurabilir. Ancak ilişkilerin nasıl örgütlendiğine bakıldığında, söylenenlerin yanında söylenemeyenlerin de önemli olduğu görülebilir.
Burada amaç gizli kalmış bir gerçeği ortaya çıkarmak veya aile üyelerini istemedikleri konuları konuşmaya zorlamak değildir. Daha ziyade, aile içerisinde hangi konuların rahatça dolaşabildiğini, hangilerinin konuşmayı değiştirdiğini ve sessizliğin ilişkiler içerisinde hangi işlevi gördüğünü anlamaktır.
Çünkü konuşulmayan bir mesele ortadan kaybolmak zorunda değildir. Bazen tam tersine, aile üyelerinin davranışlarını belirleyen görünmez referans noktalarından biri haline gelebilir. İnsanlar ona doğrudan bakmadan onun çevresinde hareket etmeyi öğrenebilirler.
Bu nedenle bir aileyi, birisinin ailesini ya da kendi ailemizi anlamaya çalışırken yalnızca kişilerin birbirlerine ne söylediklerine bakmak yeterli değildir. Nerede sustuklarına, hangi konunun ardından konuşmanın yön değiştirdiğine ve herkesin bildiği halde kimsenin adını koymadığı şeylerin ilişkilerde nasıl bir yer tuttuğuna da bakmak gerekir.
Çünkü bazen bir ailede en etkili konuşmalardan bazıları, hiç yapılmamış olanlardır.


