Perşembe, Ekim 1, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sanık Kürsüsündeki Hafıza Boşluğu: Disosiyatif Bir Kopuş mu, Cezadan Kaçış mı?

Mahkeme salonlarının gergin atmosferinde, özellikle şiddet içeren dürtüsel suçların ardından sanık kürsüsünden yükselen tanıdık bir cümle vardır: “O an gözüm karardı Hakim Bey, sonrasında ne olduğunu hiç hatırlamıyorum.”

Hukuk sistemi iradeyi, niyeti ve bilişsel farkındalığı merkeze alır. Cezai sorumluluğun belirlenebilmesi için kişinin suçu işlediği sırada ne yaptığını bilmesi ve eyleminin sonuçlarını öngörebilmesi gerekir. Ancak insan zihni bir güvenlik kamerası gibi kusursuz kayıt yapan mekanik bir aygıt değildir. Peki bir insan kendi işlediği ağır bir suçun travmasından korunmak için zihinsel şalteri gerçekten kapatabilir mi? Yoksa bu unutuş, ceza indirimi umuduyla kurgulanan stratejik bir sığınak mıdır? Adli psikolojinin en çetrefilli alanlarından biri olan suçla ilişkili amnezi, klinik gerçeklik ile temaruz (malingering) arasındaki o keskin bıçak sırtında yer alır.

Zihnin Sigortası Attığında: Suç Anında Disosiyasyon

Travmatik stres yalnızca mağdurlarda değil, bazı durumlarda suçun faillerinde de yıkıcı bir bilişsel parçalanmaya yol açabilir. Araştırmalar, cinayet veya ağır yaralama gibi şiddet suçları işleyen bireylerin yaklaşık %20 ila %30’unun olay anına dair kısmi veya tam bir hafıza kaybı bildirdiğini göstermektedir (Pyszora ve ark., 2003; Taylor ve Kopelman, 1984).

Bu tablonun arkasındaki temel mekanizma peritravmatik disosiyasyondur. Normal şartlarda beynimiz deneyimleri hipokampus aracılığıyla bağlamsallaştırarak otobiyografik belleğe kaydeder. Ancak ani ihanetler, yoğun kışkırtmalar veya kontrol edilemeyen öfke patlamaları gibi aşırı duygusal uyarılma anlarında stres hormonları zirveye ulaşır. Literatürde “kırmızı kararma” (red-out) olarak adlandırılan bu süreçte, beynin tehdit merkezi olan amigdala kontrolü tamamen ele geçirirken hipokampusun bellek kodlama işlevi geçici olarak baskılanır (Swihart ve ark., 1999). Kişi eylemi fiziksel olarak gerçekleştirir; ancak bilinç, yaşanan yoğun dehşet veya hemen ardından gelen yıkıcı suçluluk duygusuyla baş edemediği için algı, duygu ve bellek sistemlerini birbirinden ayırır (Şar, 2014). Zihin, kendi yarattığı yıkımın ağırlığı altında ezilmemek için anıyı hiç kodlamaz ya da bilinçdışının ulaşılması güç katmanlarına hapseder (Moskowitz, 2004).

Sahnenin Diğer Yüzü: Stratejik Bir Sığınak Olarak Temaruz

Madalyonun diğer yüzünde ise adli uzmanların sıkça karşılaştığı temaruz olgusu durur. Amerikan Psikiyatri Birliği (American Psychiatric Association [APA], 2022) tarafından DSM-5-TR’de bir ruhsal bozukluk olarak değil, “klinik ilgi odağı olabilecek diğer durumlar” altında ele alınan temaruz; kişinin dışsal bir kazanç elde etmek amacıyla semptomları bilinçli olarak uydurması veya abartmasıdır. Adli bağlamda bu kazanç; cezai sorumluluktan kaçmak, haksız tahrik indirimi almak veya cezaevi yerine psikiyatri kliniğine yatışı sağlamaktır.

Bir sanık için “hatırlamıyorum” demek çift yönlü bir kalkandır. Hukuki açıdan, suçun önceden tasarlanmadığı (taammüden olmadığı) izlenimini güçlendirir ve sorguda detay sorulardan kaçınmayı kolaylaştırır. Psikolojik açıdan ise “Bunu hatırlamıyorum çünkü bunu yapan kişi ben olamam” savunmasıyla failin benlik algısını utançtan korur. Nitekim Cima ve arkadaşlarının (2004) çalışmaları, suç anını hatırlamadığını iddia eden faillerin önemli bir kısmında bu tablonun gerçek bir nörobiyolojik kopukluktan ziyade, bilinçli bir çarpıtma stratejisi olduğunu ortaya koymuştur.

Adli Psikologlar Gerçeği Kurgudan Nasıl Ayırır?

Adli psikologlar gerçek disosiyatif amnezi ile temaruzu ayırmak için yalnızca klinik sezgilerine güvenmez; üç temel kriteri mercek altına alır:

Bellek Adacıkları: Gerçek disosiyatif amnezide bellek kaybı nadiren simsiyah bir boşluktur. Kişi olayın tamamını anlatamasa da elindeki soğukluk hissi, tek bir çığlık veya kan rengi gibi kopuk duyusal parçaları “bellek adacıkları” şeklinde hatırlar ve bu boşluklardan dolayı kafa karışıklığı yaşar (Porter ve ark., 2001). Temaruz yapanlar ise suçun hemen öncesinde başlayıp bittiği anda sona eren, sınırları cetvelle çizilmiş gibi keskin ve bütünsel bir unutuş tarif eder.

Davranış Örüntüsü: Gerçek amnezi, planlanmamış dürtüsel suçlarda görülür. Kişi suç öncesinde güvenlik kameralarından kaçınmışsa veya suç sonrasında delilleri karartıp kıyafetlerini temizlemişse, burada yüksek düzeyde yürütücü işlev ve bilişsel organizasyon vardır (Porter ve ark., 2001). Ağır bir disosiyatif kopukluk sırasında bu kadar planlı gizleme davranışları sergilenmesi klinik olarak beklenmez.

Psikometrik Testler: Uzmanlar semptom abartma eğilimini yakalamak için MMPI-2, SIRS-2 gibi ölçeklerin yanı sıra Semptom Geçerlilik Testleri (SVT) uygular. İki seçenekli bu testlerde sanığa sadece suç yerinde bulunan birinin bilebileceği sorular (“Maktulün gömleği mavi miydi, kırmızı mıydı?”) yöneltilir. Gerçekten hiçbir şey hatırlamayan biri yazı-tura atar gibi yaklaşık %50 doğru oranda kalırken, “hatırlamadığını kanıtlamaya” çalışan simülatörler doğru cevabı bilerek seçmemeye çalışır ve şans düzeyinin çok altında (%15-20 gibi) kalarak kendilerini ele verirler (Merckelbach ve ark., 2002).

Hukuki Yanılgı: Amnezi Cezadan Kurtarır mı?

Suç dizilerinin yarattığı en büyük yanılgı, mahkemede amnezinin kanıtlanması halinde kişinin serbest kalacağı düşüncesidir. Oysa modern ceza hukukunda (ve Türk Ceza Kanunu’nun 32. maddesi kapsamındaki kusur yeteneği incelemelerinde) tek başına amnezi, cezai sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Suç sonrasında gelişen unutkanlık, suç işlendiği sırada iradenin yerinde olmadığı anlamına gelmez. Cezai ehliyetin etkilenmesi için disosiyasyonun suç anında bilinci tamamen devre dışı bırakan otomatizm düzeyinde gerçekleşmesi veya önceden var olan ağır bir ruhsal bozukluğun (klinik geçmişi belgelenmiş Disosiyatif Kimlik Bozukluğu veya psikotik atak gibi) parçası olması gerekir (Moskowitz, 2004).

İnsan zihni hem kendi karanlığından kaçmak için gerçekliği parçalayacak kadar kırılgan hem de cezadan sıyrılmak için kusursuz senaryolar üretecek kadar stratejiktir. Adli psikoloğun görevi, travmanın sessizliği ile kurgunun gürültüsünü bilimin ışığında ayırmak; adaletin tecellisi için zihnin karanlıkta kalan odalarındaki izleri doğru okumaktır.

Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.). https://doi.org/10.1176/appi.books.9780890425787
  • Cima, M., Nijman, H., Merckelbach, H., Kremer, K., & Hollnack, S. (2004). Claims of crime-related amnesia in forensic patients. International Journal of Law and Psychiatry, 27(3), 215–221. https://doi.org/10.1016/j.ijlp.2004.03.007
  • Merckelbach, H., Hauer, B., & Rassin, E. (2002). Symptom validity testing of feigned dissociative amnesia: A simulation study. Psychology, Crime & Law, 8(4), 311–318. https://doi.org/10.1080/10683160208401822
  • Moskowitz, A. (2004). Dissociation and violence: A review of the literature. Trauma, Violence, & Abuse, 5(1), 21–46. https://doi.org/10.1177/1524838003259321
  • Porter, S., Birt, A. R., Yuille, J. C., & Hervé, H. F. (2001). Memory for murder: A psychological perspective on dissociative amnesia in legal contexts. International Journal of Law and Psychiatry, 24(1), 23–42. https://doi.org/10.1016/S0160-2527(00)00066-2
  • Pyszora, N. M., Barker, A. F., & Kopelman, M. D. (2003). Amnesia for criminal offences: A study of life sentence prisoners. The Journal of Forensic Psychiatry & Psychology, 14(3), 475–490. https://doi.org/10.1080/14789940310001599785
  • Swihart, G., Yuille, J., & Porter, S. (1999). The role of state-dependent memory in "red-outs". International Journal of Law and Psychiatry, 22(3-4), 199–212. https://doi.org/10.1016/S0160-2527(99)00005-9
  • Şar, V. (2014). The many faces of dissociation: Opportunities for innovative research in psychiatry. Clinical Psychopharmacology and Neuroscience, 12(3), 171–179. https://doi.org/10.9758/cpn.2014.12.3.171
  • Taylor, P. J., & Kopelman, M. D. (1984). Amnesia for criminal offences. Psychological Medicine, 14(3), 581–588. https://doi.org/10.1017/S003329170001518X
İclal Boroğlu
İclal Boroğlu
İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisidir. Stajyer psikolog olarak alanında uygulamalı eğitimler ve deneyimler kazanırken, lisans eğitimi kapsamında yürütülen araştırma süreçlerinde aktif rol almaktadır. Kuramsal bilgisini güncel yaklaşımlarla desteklemeye özen göstermektedir. Psikoloji bilimini etik, bilimsel ve sorumlu bir çerçevede toplum için erişilebilir kılmayı amaçlayarak dijital mecralarda aktif içerik üreticiliği yapmaktadır. Bu doğrultuda hem dergilerde yazılar kaleme almakta hem de sosyal medya platformları üzerinden psikoloji odaklı, bilgilendirici içerikler sunarak bilimsel veriyi geniş kitlelerle buluşturmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar