İlişkilerde bazen insanlar konuştuğunda her şeyi açıklıyormuş gibi görünür ama aslında çok daha büyük bir şeyi gizler. “Bana sormadı ki söyleyeyim.” cümlesi de o ekibe dahildir. Çünkü insan, dile getirmediği şeyler için kendisini suçlu hissetmeyebilir. Sonuçta ne yalan söylemiş ne de inkâr edip hikâye uydurmuştur. Sadece anlatmamıştır çünkü sorulmamıştır. Böylece gerçeği saklamakla hiçbir şeysöylememek arasındaki o ince çizgide kendisine vicdanı rahat olacak bir yer bulur. Bir şeyi anlatmamak, karşı tarafın sormamasından kaynaklanıyorsa gerçekten saklanan durum masum mudur? Yoksa insanın söylemeye cesaret edemediği gerçeği, sorulmama ihtimalinin arkasına saklaması mıdır? Her şeyi anlatmak zorunda değiliz. Bir ilişkide kişinin kendisine özel bir alanının olması, her düşüncesini ve yaşantısını paylaşmaması son derece doğaldır. Fakat bazı bilgiler paylaşılmadığında ilişkinin gerçekliğini de değiştirebilir. Görünmeyen yalanlar tam da burada başlar. Çünkü dürüstlük sadece sorulan sorulara doğru cevap vermek anlamına gelmeyebilir. Bazen dürüstlük, sorunun sorulmasını beklemeden gerçeği söyleyebilmektir. Oysa bazı şeylerin sorulmasını beklemek, gerçeğin ortaya çıkmasını değil, kişinin gerçeği ne kadar süre saklayabileceğini belirler. İlişkilerde en çok önem verilen değerlerden biri güvenilirliktir. Bir ilişkide güven, gerçeklerin saklanmamasıyla da beslenir. Çünkü saklanan durumlar, zamanla ilişkinin içinde bir boşluk yaratabilır. O boşlukta şüphe büyümesiyle zihin sahte senaryolar üretebilir. Dürüst biri olduğunu söylemek güvenilirliğin kanıtıymış gibi kullanılabilir. Oysa dürüstlük, sandığımız kadar geniş bir erdem olmayabilir. Çünkü dürüstlük büyük ölçüde yalnızca sorulduğunda kendini gösterir. İşte tam bu noktada ilişkilerin görünmeyen kırılma noktası olan şeffeflık başlar. Dürüstlük, bir soruya doğru cevap vermek olarak tanımlayabiliriz. Şeffaflık ise soru gelmesini beklemeden gerçeği paylaşabilmek diyebiliriz. Dürüstlük savunma, şeffaflık ise açık bir davet olarak özetleyebliriz. Dürüstlük, sınırları çizilmiş bir alanda işlevini sürdürür. Şeffaflık ise o sınırları görmemizi sağlayabilir. Çünkü sevdiğimiz insanın hayatındaki gerçekleri öğrenmek için sürekli doğru soruyu sormak zorunda kalmak dedektifçilik oyunu hâline gelebilir. Gerçekler sorulmadığı sürece söylenmediği anda insan yalnızca saklanan şeyi değil, karşısındaki insanın gerçeği kendiliğinden paylaşma ihtiyacı neden duymadığını da sorgulanabilir. Asıl yara bazen burada açılır. Çünkü ilişkilerde insan hayatındaki kişinin zihninde önemli bir yere sahip olduğunu bilmek isteyebilir. Önemli bir şeyi anlatmanın çabasız gerçekleşebileceğini hissetmek isteyebilir. Elbette her suskunluğun ihanet, her paylaşılmayan detayı da yalan olması mümkün değildir. İnsan bazen gerçekten ne söyleyeceğini bilemeyebilir. Bazen korkup utanabilir veya karşısındaki kişiyi kaybetmekten çekinir. Bazen de yaşadığı şeyi henüz kendi içinde bir yerlere koyamamıştır. Fakat korkunun açıklayabileceği suskunluklarla, rahatça saklanan gerçekler arasında bir fark vardır. Çünkü bir noktadan sonra “sormadı” cümlesi, gerçeği açıklayan bir neden olmaktan çıkar ve sorumluluktan kaçmanın bahanesine dönüşebilir. Belki de ilişkilerde kendimize“Bana sorulmadığı için mi söylemedim, yoksa söylersem ne olacağını bildiğim için mi?” sorusunu sormamız gerekebilir. Çünkü ikisi aynı şey değildir. Birinde iletişim eksikliği diğerinde ise gerçeğin sonuçlarından kaçmak vardır. İnsan karşısındakine doğrudan bile isteye yalan söylemez; yalnızca gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayacak cümleyi açıkca kurmayı tercih etmeyebilir.
Sevilen insanın bilmesi gerektiği düşünülen bir şey varsa direkt söylenebilmelidir. Nitekim ilişkiler, insanların birbirine yalnızca sorulduğunda doğruyu söylediği yerler değildir. Bazen en büyük dürüstlük, hiç sorulmayan bir soruya bile cevap verebilmektir. Mesele, karşı tarafın sormasına gerek bırakmayacak kadar açık ve net olabilmektir. Bir şeyin söylenmemesi, onu hiç yaşanmamış yapmaz. Aksine, ilişkideki ipi inceltebilir. Çünkü şeffaf olmayan her alan, diğer taraf için oluşan bilinmezlik, zihninde genellikle en kötü ihtimallerle doldurulabilir. Şeffaflık yanında kırılgan olma gibi bir risk ile gelir. Her şeyi söylemek her zaman kolay değildir. Bazen yanlış anlaşılmaktan, yargılanmaktan ya da kaybetmekten korkarız. Bu yüzden susarız. Ama o suskunluk çoğu zaman ilişkiyi korumaz; sadece geciktirilmiş bir kopuş yaratır. Gerçek bağ, ancak görünürlükle kurulabilir. Birinin hayatında olmak, onun hayatında bize gösterdiği kadarına temas edebilmektir. Şeffaflık, “Benim saklamaya ihtiyacım yok.” diyebilmektir.
