İnsan yaşamı boyunca değişir. İlişkiler, roller, yaşam koşulları, düşünceler ve hatta kişinin kendisini tanımlama biçimi zaman içinde dönüşür. Bazen kişi hayatında bir şeylerin değişmesini gerçekten isterken, değişim ihtimali ortaya çıktığında kendini geri çektiğini fark edebilir. Çünkü psikolojik açıdan değişim yalnızca yeni bir başlangıç değil, aynı zamanda tanıdık olandan ayrılmak anlamına gelir.
Zihin, öngörülebilir olanı daha güvenli kabul etme eğilimindedir. Bir durum kişiye iyi gelmese bile uzun süredir hayatının bir parçasıysa nasıl işleyeceği az çok bilinir. Değişim ise beraberinde belirsizliği getirir. “Sonrasında ne olacak?”, “Doğru karar mı veriyorum?”, “Ya pişman olursam?” gibi düşünceler kişinin belirsizlik karşısındaki kaygısını artırabilir. Bu nedenle bazen insan, daha iyi olabilecek bir ihtimal yerine bildiği ve kontrol edebildiği düzenin içinde kalmayı tercih edebilir.
Değişimin zorlayıcı olmasının bir diğer nedeni, alışkanlıkların ötesinde kimlik algımıza dokunmasıdır. Yıllarca başkalarının ihtiyaçlarını önceleyen biri için sınır koymaya başlamak yalnızca yeni bir davranış öğrenmek değildir. Kişi aynı zamanda “Bencil biri mi oluyorum?” düşüncesiyle karşılaşabilir. Benzer şekilde sürekli güçlü olmak zorunda hisseden biri için yardım istemek, güçsüzlük gibi algılanabilir. Böyle durumlarda değişim, kişinin kendisi hakkında yıllardır taşıdığı inançların yeniden değerlendirilmesini gerektirir.
Geçmiş deneyimler de değişime verilen tepkiyi şekillendirebilir. Hata yapmanın ağır biçimde eleştirildiği, belirsizliğin tehdit olarak deneyimlendiği veya kontrolün güvenlikle ilişkilendirildiği yaşantılar, yetişkinlikte yeni olana karşı daha temkinli yaklaşmaya neden olabilir. Böylece kaçınma davranışı kısa vadede kaygıyı azaltırken uzun vadede kişinin hareket alanını daraltabilir. Kişi değişimden kaçındıkça belirsizlikle baş edemeyeceğine dair inancı da güçlenebilir.
Değişim aynı zamanda bazı kayıpları kabul etmeyi gerektirebilir. Yeni bir işe başlamak eski düzeni, bir ilişkiyi sonlandırmak alışılmış bağları, sınır koymak ise bazı ilişkilerdeki mevcut dengeyi geride bırakmak anlamına gelebilir. Bu nedenle olumlu yöndeki değişimler bile zaman zaman yas, suçluluk veya özlem gibi duygularla birlikte yaşanabilir. Bir kararın doğru olması, o kararın duygusal olarak kolay olacağı anlamına gelmez.
Klinik açıdan önemli olan, değişim karşısında hissedilen korkuyu tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak değil, bu korkunun ne anlattığını anlamaktır. Kaygı her zaman yanlış bir yolda olduğumuzun göstergesi değildir. Bazen yalnızca alıştığımız sınırların dışına çıktığımızı haber verir.
Bu süreçte korkunun varlığı, kişinin değişime hazır olmadığı anlamına gelmez. Aksine korkuya rağmen atılan küçük adımlar, yeni deneyimlerin güvenli olabileceğini öğrenmesine zaman içinde yardımcı olabilir de.
Değişim çoğu zaman bir anda gerçekleşmez. Küçük davranışsal adımlar atmak, belirsizliğe tahammül edebilmek ve eski düşünce kalıplarını fark etmek sürecin önemli parçalarıdır. İnsan değişirken yalnızca yeni bir şeye doğru ilerlemez; bazen uzun zamandır kendisini korumak için kullandığı bir yolu da geride bırakır.
Belki de değişimin korkutucu olması, yanlış olduğu anlamına değil; henüz tanıdık olmadığı anlamına gelir.
