Mutfağa gidiyorsunuz, kapıda duruyorsunuz ve ne için geldiğinizi hatırlamıyorsunuz. Bir arkadaşınıza cevap yazdığınızı sanıyorsunuz, haftalar sonra mesajın taslakta durduğunu görüyorsunuz. Her gün kullandığınız bir kelime tam o an aklınıza gelmiyor. Anlatırken lafın ortasında konuyu kaybediyorsunuz. Hamileyseniz ve bunları yaşıyorsanız, büyük ihtimalle birileri size şunu söylemiştir: “Hamilelik beyni işte, normal.” O kadar çok duyulan bir cümle ki, neredeyse tıbbi bir tanı gibi. Peki gerçekten böyle bir şey var mı, yoksa kuşaktan kuşağa aktarılan bir bahane mi?
Araştırmalarda hamilelik sırasında öznel bilişsel şikâyetlerin, yani “dikkatim dağılıyor, hafızam eskisi gibi değil” hissinin yaygın olduğu bildiriliyor. Bu yüzden “hepsi kafanızda” demek haksızlık olur. Ama işin ilginç yanı şu ki hamile kadınlara laboratuvarda hafıza ve dikkat testleri uygulandığında sonuçlar her zaman aynı derecede net çıkmıyor. Bazı çalışmalar, özellikle gebeliğin ilerleyen dönemlerinde dikkat ve bazı bellek işlevlerinde küçük farklılıklar bulurken, bazı araştırmalar hamile ve hamile olmayan kadınlar arasında anlamlı bir fark göstermiyor. Fark bulunduğunda da genellikle küçük düzeyde.
Kadınlar günlük hayatlarında bu değişimi gerçekten hissediyor, ancak laboratuvar testlerinde ortaya çıkan farklar çoğu zaman oldukça küçük. Peki bu nasıl mümkün olabilir? Çünkü bir insanın kendisini günlük yaşamda dalgın hissetmesiyle, kontrollü bir ortamda uygulanan bir hafıza testindeki performansı aynı şey değil. Hamilelikte değişen yalnızca hafıza değil; uyku, stres, dikkat, kaygı ve zihnin gün içinde ne kadar şeyle meşgul olduğu da bu deneyimin bir parçası.
Beyin Değişiyor ama Bu “Kayıp” Demek Değil
Bu alandaki en dikkat çekici araştırmalardan biri 2017 yılında yayımlandı. Araştırmacılar ilk kez anne olacak kadınların beyinlerini hamilelikten önce ve sonra görüntüledi. Beynin bazı bölgelerinde gri madde hacminde, yani sinir hücrelerinin yoğun olduğu dokuda belirgin değişiklikler olduğunu buldular. “Beyin küçülüyor” cümlesi ürkütücü geliyor ama bu bulgunun genel bir bilişsel işlev kaybına işaret ettiğini gösteren bir kanıt yok. Araştırmacılar bunu daha çok beynin yeni bir döneme uyum sağlaması olarak yorumluyor.
Bunu bir eve taşınmadan önce dolapları yeniden düzenlemeye benzetebiliriz. Bazı eşyaları kaldırıyor, bazılarını daha ulaşılabilir yerlere koyuyor, yaşam biçiminize göre yeni bir düzen oluşturuyorsunuz. Beyindeki değişimlerin de bir bölümünün benzer şekilde, yeni yaşam koşullarına uyum sağlayan bir yeniden yapılanmayı yansıtabileceği düşünülüyor. Bu noktada sinaptik budama kavramı karşımıza çıkıyor. Sinaptik budama, beynin bazı sinirsel bağlantıları azaltırken daha verimli bağlantıların güçlenmesine katkıda bulunan doğal bir süreçtir. Ancak burada dikkatli olmak gerekiyor: Beyin görüntülemelerinde görülen gri madde değişikliklerinin doğrudan sinaptik budamadan kaynaklandığını söyleyemeyiz. Bu, araştırmacıların üzerinde durduğu olası açıklamalardan biri.
Dikkat çeken bir başka nokta, değişimlerin beynin her yerinde aynı ölçüde olmaması. Değişikliklerin bir kısmı sosyal bilişle ilişkili bölgelerde, yani başkalarının ne düşündüğünü ve ne hissettiğini anlamamıza yardımcı olan beyin ağlarında belirginleşiyordu. Bu değişimlerin bazıları doğum sonrası anne-bebek bağlanmasına ilişkin ölçümlerle de ilişkilendirilmişti. Bu süreci anlamlandırmak için psikolojide kullanılan kavramlardan biri de matresens (matrescence). Kısaca anneliğe geçiş süreci diyebiliriz. Ergenlik nasıl çocukluktan yetişkinliğe geçerken bedenin, beynin ve kimliğin birlikte değiştiği bir dönemse, matresens de bir kadının anne olurken yaşadığı bedensel, zihinsel ve kimliksel dönüşümü anlatıyor. Bu kavram, tek başına bir nörobilimsel bulguyu açıklamaktan çok, anneliğe geçişin psikolojik ve gelişimsel boyutlarını anlamak için kullanılan bir çerçeve.
Peki Günlük Hayatta Neden Bu Kadar Unutkan Hissediyoruz?
Buraya kadar anlattıklarımız, hamilelik sırasında beynin gerçekten değiştiğini gösteriyor. Fakat günlük hayatta yaşanan o küçük unutkanlıkların tamamını beynin yapısındaki değişimlerle açıklamak mümkün değil.
Hamilesiniz, geceleri eskisi kadar rahat uyuyamıyorsunuz, bedeniniz sürekli değişiyor ve gün içinde aklınızda onlarca yeni şey var. Bir yandan doktor randevuları ve yapılacaklar listesi, diğer yandan doğum, bebeğin sağlığı ve bundan sonraki hayatınızla ilgili düşünceler… Zihnin aynı anda ilgilenebileceği şeylerin de bir sınırı var. Dikkatin önemli bir kısmı gelecekle ilgili kaygılara veya planlamalara ayrıldığında, markette alınacak üç şeyi hatırlamak eskisi kadar kolay olmayabilir. Psikolojide bilişsel yük dediğimiz şey tam olarak burada devreye giriyor.
Üstelik işin içine uyku da giriyor. Hamilelik boyunca fiziksel rahatsızlıklar, gece sık uyanma veya rahat bir pozisyon bulamama gibi nedenlerle uyku kalitesi bozulabiliyor. Oysa uykusuzluk tek başına bile dikkat ve bellek performansını etkileyebiliyor. Yani yaşadığınız her dalgınlığın sorumlusu doğrudan “hamilelik beyni” olmayabilir; bazen sadece iyi uyuyamamış olabilirsiniz.
Bir de zihnin sürekli geleceğe dönük çalıştığı bir dönemden bahsediyoruz. “Bebek sağlıklı mı?”, “Doğum nasıl geçecek?”, “İyi bir anne olabilecek miyim?”, “Hayatımız bundan sonra nasıl değişecek?” gibi soruların zihinde daha fazla yer kaplaması oldukça anlaşılır. İnsan zihni önem verdiği ve tehdit olarak algıladığı şeylere daha fazla dikkat ayırır. Dolayısıyla bazen sorun hafızanın zayıflaması değil, dikkatin başka bir yerde olmasıdır.
Bir başka ilginç nokta ise beklentilerimiz. “Hamile olduğun için unutkan olacaksın” cümlesini defalarca duyan bir kadın, yaşadığı her küçük dalgınlığı hamileliğine bağlamaya başlayabilir. Anahtarı yanlış yere koymak hamile olmayan birinin de başına gelir. Fakat hamilelik sırasında aynı olay “İşte yine hamilelik beynim” şeklinde yorumlanabilir. Burada doğrulama yanlılığı dediğimiz bilişsel süreç rol oynayabilir: Zaten inandığımız şeyi destekleyen örnekleri daha kolay fark eder ve hatırlarız.
Bütün bunları bir araya getirdiğimizde ortaya daha dengeli bir tablo çıkıyor. Belki de hamilelikte beyin bir şeyi tamamen kaybetmiyor, bazı işlevlere ayırdığı dikkati ve kaynakları yeniden düzenliyor. Hamilelik ve anneliğe geçiş, kişinin zihinsel dünyasında çok büyük bir yer kaplayabilir. Bebeğin sağlığı, bedensel değişimler, doğum, ebeveynlik ve gelecekle ilgili düşünceler daha önce hiç olmadığı kadar fazla dikkat gerektirebilir.
“Hamilelik beyni” ne tamamen bir efsane ne de genel bilişsel kapasitenin kaybı. Hamilelik sırasında beyinde gerçekten önemli değişimler meydana geliyor. Ancak günlük hayatta yaşanan dalgınlıkların tamamını yalnızca bu biyolojik değişimlerle açıklamak mümkün değil. Uyku, stres, kaygı, bilişsel yük, yaşam koşulları ve kişinin sahip olduğu beklentiler de bu deneyimin önemli bir parçası. Belki de asıl soru “Hamilelik beyni var mı, yok mu?” değil, “Anne olmaya hazırlanan bir beyne ne kadar sabırla bakıyoruz?” olmalı.
Kaynakça
- Athan, A., & Reel, H. L. (2015). Maternal psychology: Reflections on the 20th anniversary of Deconstructing Developmental Psychology. Feminism & Psychology, 25(3), 311–325. https://doi.org/10.1177/0959353514562804
- Davies, S. J., Lum, J. A., Skouteris, H., Byrne, L. K., & Hayden, M. J. (2018). Cognitive impairment during pregnancy: a meta-analysis. The Medical journal of Australia, 208(1), 35–40. https://doi.org/10.5694/mja17.00131
- Hoekzema, E., Barba-Müller, E., Pozzobon, C., Picado, M., Lucco, F., García-García, D., Soliva, J. C., Tobeña, A., Desco, M., Crone, E. A., Ballesteros, A., Carmona, S., & Vilarroya, O. (2017). Pregnancy leads to long-lasting changes in human brain structure. Nature neuroscience, 20(2), 287–296. https://doi.org/10.1038/nn.4458


